
Devrimci karşı duruş
Laboratuarı’n Laborantları, insana, doğaya, kültüre, bilime, sanata ve farklı yaşam biçimlerine karşı iktidarlar tarafından uygulanan boğucu şiddetin yarattığı öfke ile devrimci sanat çalışmaları yapıyor. Hedefleri ise, değerlendiren, eleştiren, karşı duran, isyan eden performanslar, ironik imgeler, asi buluşlar, baştan çıkaran sesler, aklımızı başımıza getiren biçimler, gizemli sözler, ikiyüzlülüğü ele veren izler, isimsiz gölgelerle kamusal alanlar yaratmak.„On yıl boyunca bir dize şiiri, bir paragraf romanı, bir muhalif resmi, işkencelerde, cezaevlerinde sanatçıların burunlarından fitil fitil getiren bir güç hangi sanata destek çıkar?“ sorusunu soran sanatçılar, sponsor seçiminde gösterilmeyen titizliği eleştirip, sosyal devlet anlayışı gereği sanata, eğitime, sağlığa harcanması gereken paralar, şişirme operasyonlarla dağları taşları bombalayarak harcanırken, devletin savunma ihalelerini alan bir firmanın sponsor olmasından rahatsızlık duyuyor. Sanatçılar, bunu sanatsal bir performans ile eleştiriyorlar. Konsepti ‘isimsiz’ olarak belirlenen 12. Bienalin tanıtım için hazırlattığı lansman kartlarının aynısından bastıran Laborantlar, „kazı-kazan“ özelliği de olan 4 farklı renkteki kartlarla sermaye destekli kapitalist sanatı ters yüz ediyor.
Savaşı besleyen holdinglere tepki
Kamusal Sanat Laboratuarı’nı, çalışmada yer alan sanatçılar Niyazi Selçuk ile Meryem Şalvarcıoğlu ile konuştuk. İlk olarak Niyazi Selçuk, bu performanslarıyla vermek istedikleri mesajı anlatıyor: „Hepimizin bildiği gibi ‘Kazı-kazan’ devlet tarafından oynatılan bir kumar. Normalde her kazışta kazanılması gerekirken, hiçbir zaman kazanılmıyor. Bizde buradan hareketle bir ‘kazı- kaybet’ kartı hazırlayıp, gerçekleri gün yüzüne çıkarmak için, hayatta bugüne dek neden kaybettiklerini kazıdıklarında karşılarına çıkan mektupla yüzleştirmek istedik. Ayrıca bu mektupla, 12 Eylül 1980’de yapılan darbeden bir ay geçmeden Vehbi Koç’un 3 Ekim 1980’de, darbeyi desteklediğini göstermek için Kenan Evren’e yazdığı ‘Emrinize amadeyim paşam’ teşekkür mektubu’nu da tekrar gündeme getirmek istedik.“ Selçuk, Koç Holding’in burada temsili bir imge olduğunu ve asıl eleştirmek istedikleri şeyin holdingin silah endüstrisine yönelik üretimlerinin olması ve darbeyi desteklemiş olması olarak ifade ediyor.
Sanat üzerindeki rant
Sermayenin sanatı ve sanatçıyı kanatları altına alarak kontrol ettiğine işaret eden Selçuk, kendilerinin ise o kanatların altına asla girmek istemeyen bir laboratuar olduklarını ifade etti. Selçuk, kapitalizmin sanat üzerinden katrilyonların döndüğü bir rant çevresi yarattığını, galericilerin hiç emek vermeden sanatçının eseri üzerinden pay aldığını ve bunun sanatçının emeğine saygısızlık olduğunu kaydetti. Sanatçının emeğini sömürülmesinin aslında bu düzenin bir parçası olduğunu vurgulayan Selçuk, mezun olduktan sonra sanat yapmak isteyen sanatçının hiçbir sosyal güvencesi olmadığına dikkat çekti.
Sırada TÜSİAD’ın anayasa önerisi var
Kamusal Sanat Laboratuarı, sanatın siyasetle ve toplumla ilişkisini yeniden tanımlamayı amaçlıyor. Sanatın „yürekte, kitapta ve sokakta“ yalanı yenebilmenin yolu; duyguda, düşüncede, düşte ve gerçekle başka bir dünyanın kurulma olasılığından hareketle sanatın politik olmasının ışığında performanslarına devam edecekler. Laborantlar, bu kez de TÜSİAD’ın yeni anayasa önerisini eleştirme hazırlığında. İnsanlarda, halkın yapması gereken bir anayasayı, sivil toplum örgütleri, halk meclisleri’nden gelecek fikirler yerine „Gerçekten o iş çevresi bize anayasa hazırlamalı mı, anayasa önermeli mi?“ soru işaretini oluşturmak istediklerini belirten Selçuk, „O iş çevrelerinin fikirleri üzerinden yapılacak yeni anayasanın sömürü düzeninin anayasası olması nedeniyle farklı bir dil ile tepki göstermeyi amaçladıklarını“ kaydetti.
Sanatı sokağa taşıyorlar
Meryem Şalvarcıoğlu da, sanatçıların emeğinin pazarlanmasında katkıda bulunan galericilere karşı kendilerinin kamusal alanları tercih ederek, kapitalizmden uzak sanatın gerçekten toplumla kavuşabileceği, kucaklaşabileceği ortamları seçtiklerini ifade etti. Birey yalnızlaştıkça sanatçının da bir o kadar yalnızlaştığını belirten Şalvarcıoğlu, sadece emek karşılığından ziyade sanatçıların toplumun içerisinde bir yer edinememesi, fikirsel anlamda bir yerde toplanamamasına değindi. Şalvarcıoğlu, „Zaten sokakta gördüğünüz adam etkiler, köşe başındaki satıcı etkiler, her şey etkiler, gördükleriniz sizi çok yakından ilgilendirir“ diyerek sanatçı hassasiyetinin de buradan geldiğini vurguladı. Şu an ise şehir ortamında sanatçılara katkıda bulunacak en ufak bir şey olmadığına, tam tersine faydalanacakları şeylerin ellerinden alındığını, yasaklandığını aktaran Şalvarcıoğlu, sokakların yasaklanmasına „Sokaklar yasaklanırsa sanatçı nereden beslenecek, sanatçının en büyük beslenme alanı sokaktır“ diyerek tepki göstererek, sanatlarını da o nedenle sokağa taşıdıklarını dile getirdi.
DİHA/İSTANBUL