HDP Amed Milletvekili Garo Paylan, dövizin aşırı yükselmesiyle sermayenin tıpkı cumhuriyet kurulurken olduğu gibi el değiştirebileceğine işaret etti.
HDP’li Paylan, Türkiye’deki ekonomi ve siyasi yönetimin güven vermediğin söyledi.
ANF’ye konuşan Paylan, "Türkiye uzun yıllardır açık veren ve o açıklarını borçla finanse eden; temin ettiği kaynakları da israfa, tüketime harcayan ve betona yatıran bir ülke durumunda. Yaklaşık 15 yıldır aynı politikalar sürdürülüyor. Artık borçlar çok büyük rakamlara ulaştı. Türkiye’ye borç verenler, ekonomiye güvenmedikleri ve bu borçların geri ödenmeyeceğin düşündükleri için paralarını alıp gidiyor. O yüzden Merkez Bankası’nın 2.2 milyar dolarlık müdahalesi sadece pansuman düzeyinde kalıp bir günde eriyebiliyor” dedi.
Sert bir duvara çarptı
Saray rejiminin içeride bir istibdat kurup dışarıda ise herkesle kavgalı olduğunu kaydeden Paylan, Almanya ve Fransa’ya uyguladığı rehine politikasını ABD’ye karşı da uygulamaya çalışmanın bedeli olduğunu söyledi. ABD’nin ültimatom verip ambargo koyduğunu hatırlatan Paylan, şunları belirtti: "Bu da ekonomideki panik havasını büyüttü. ABD birçok uluslararası kuruluşun üzerinde etkisi olan bir ülke. Türkiye’nin borç almasına ambargo koyma ihtimali uluslararası piyasada finansörleri korkutuyor ve dolaysıyla dövizin yukarı çıkmasını bir diğer temel nedenlerinden birisi de ABD ile olan rehine krizi. Ben Erdoğan’ın bir şekilde teslim olacağına inanıyorum. Çünkü kendi gibi tepkiler gösteren sert bir duvara çarpmış gibi duruyor. Bu çok daha vahim sonuçlara yol açabilir. Şu an ekonomi hasta ve ateş 39- 40 dereceye vurmuş durumda, daha da hasar alabilir.”
Başka bir plan daha var
Paylan’a göre bu gidişatta başka bir plan daha var. Türkiye’de sermayenin hala AKP’nin çok da haz etmediği insanların elinde olduğunu ifade eden Paylan, cumhuriyet kurulurken İttihatçı politikalarla sermayenin el değiştirdiğini hatırlattı. Paylan bezer bir sürecin yeniden yaşanabileceğine dikkat çekerek, şunları söyledi: “Şimdi yeni bir altüst dönemi yaşıyoruz ve bu sıkışma döneminde tekrardan bir sermaye değişimi gelişebilir. Şu an TÜSİAD’ın üyesi olan şirketler ve bankalar zor durumda. Ancak Saray’a gidip yalvararak ya da ricacı olarak ayakta kalabilecekler ya da devletin kontrolüne geçecekler. Bu sürecin sonunda eğer böyle giderse dolar daha da yükselirse şirketlerin iflas ettiğini daha sonra onlara borç veren bankaların zor duruma düştüğünü ve panik havası da oluşursa bankaların devletin güdümüne geçip şirketlerin devletleştirilebileceğini görebiliriz.”
Yama yapılamayacak durumda
Prof. Dr. Sinan Alçın, Türk ekonomisindeki durumun artık yamayla düzelemeyeceğini söyledi.
Evrensel'e konuşan Prof. Dr. Sinan Alçın, esas sebebin fonlama maliyetlerindeki ciddi artış ve fonlama olanaklarındaki azalma olduğunu belirterek, “Artık mesele parasal olmaktan çıkmıştır. Merkez Bankası’nın alacağı önlem, geçici olarak Çin’den 3 milyar dolar kredi alınarak çözülebilecek bir durumla karşı karşıya değiliz” dedi.
Artık yapılan müdahalelerin çözüm getirmekten ziyade piyasada güveni daha da sarsıcı özellik gösterdiğini ifade eden Alçın, “Yama yapılamayacak duruma gelmiştir. Yeterli dozda ve zamanında yapılmayan müdahaleler aslında yapılabilecek müdahalelerin de olası etkilerini ortadan kaldırmış oluyor” diye konuştu. Nihai süreçte döviz kuru, faiz ve enflasyon sarmalı içerisine girildiğini söyleyen Alçın, “Bunun gerisinde yatan esas sebep fonlama maliyetlerindeki ciddi artış ve fonlama olanaklarındaki azalma. Kısa vadeli sermaye -sıcak para dediğimiz- azalma ve maliyetindeki artış ülkede de üretimin maliyetini artırıyor aynı zamanda tüketici fiyatlarında da hızlı bir artışa neden oluyor” dedi.
Peki niye böyle bir sarmal içine düşüldü de çıkış bulunamıyor? Alçın şu ifadeleri kullandı: “2001 güçlü ekonomiye geçiş programı ya da diğer adıyla Kemal Derviş programının özünde verimliliğe dayalı büyüme stratejisi var. Bu daha az iş gücü kullanarak daha çok ürün üretmek ve daha ciro bazlı harekete işaret ediyor. Bunlar gelir adaletsizliğinde çok ciddi bir artışa neden oldu. Bu gelir adaletindeki bozulma bir tarafta milyonlarca yoksul yaratırken, diğer tarafta çok ciddi bir zenginleşme ortaya çıkarmış oldu. Bu sermayenin tabana yayılmasını engelledi. Sermayede tekelleşme eğilimini artırmış oldu. Dolayısıyla belli bir grup kamu ihaleleri aracılığıyla, diğer olanaklara erişerek hızlı biçimde ekonomik açıdan güçlenirken özellikle küçük orta boy işletmeler- esnaf ve çalışanlar açısından baktığımızda ekonomik kaynaklara ulaşmak gittikçe zorlaştı. Bugün gelinen aşama böyle bir aşama. Üretimimizin yüzde 65’i ithal girdiye bağımlı. Dövizden kaçma diye bir şansımız yok. Tabiri caizse boğazımıza kadar dolara batmış durumdayız. Bu risk algısını da artırıyor. Sene başından bu yana dolarda yaşanan yüzde 40’lık artış, ivmeyi de artırıyor.”
Türk bankaları için uyarı
ABD merkezli yatırım bankası Goldman Sachs, TL'deki değer kaybının Türkiye'deki bankaların sermayelerine olumsuz etkisi konusunda uyarıda bulundu.
Reuters'ın haberine göre Goldman Sachs, doların Türk lirası karşısında 7,1 seviyesine ulaşması durumunda bankaların sermaye fazlasının eriyebileceği uyarısını yaptı.
Bankanın analistleri, TL’de her yüzde 10'luk değer kaybının, bankaların sermaye seviyelerini ortalama 50 baz puan düşüreceği tahmininde bulundu.
Analistler, "Türk lirasının artan değer kaybı, özellikle düşük sermaye seviyesi olan bankalar için sermaye endişelerini arttırabilir" dedi.
Bankalar borç arayışında
Akbank ve İşbank’ın da aralarında olduğu bazı bankalar vadesi dolmak üzere olan borçların yerine dolar ve euro cinsi sendikasyon arayışına çıktı. Eximbank’ın da 350 milyon euroluk kredi arayışında olduğu belirtiliyor.
Bloomberg’in konuya yakın kaynaklardan edindiği bilgiye göre, bankalar önümüzdeki haftalarda vadesi dolacak olan kredilerinin yerine döviz cinsi sendikasyon arayışında. Türk Eximbank’ın da 350 milyon euroluk kredi arayışında olduğu belirtiliyor. Akbank, İşbank ile birlikte Garanti, TEB ve Vakıfbank’ın Eylül sonunda vadesi dolacak sendikasyon kredilerinin toplamı 3,7 milyar dolar civarında. Şekerbank, Fibabanka ve Yapı Kredi’nin ise yılsonunda önce 2.7 milyarlık sendikasyonunun vadesi doluyor.
Türk bankaları uluslararası bankalardan genellikle 1-2 yıl vade ile borçlanır ve fiyatlamalar piyasa koşullarına göre yapılır. Akbank sendikasyon görüşmelerine geçen ay başladı. Akbank, yeni sendikasyonda Mart ayındaki faizin 30 baz puan üzerinde teklif verdi. İşbank da Akbank ile aynı fiyat seviyesinde teklif verdi.
Bloomberg verilerine göre, Türk bankalarının 2019’un sonundan önce dolar ve euro cinsi 33 milyar dolarlık borcunun vadesi dolacak. En yoğun dönem 2019 2. çeyrek olacak.
6 ayda 711 bin kişi ödeyemedi
Bireysel kredi ve kredi kartı borcundan dolayı yılın ilk altı ayında 711 bin kişi yasal takibe alındı.
Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi’nin, Negatif Nitelikli Bireysel Kredi ve Kredi Kartı Haziran 2018 Raporu’na göre; yılın ilk yarısında bireysel kredi veya bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş kişi sayısı 2018 yılı Ocak-Haziran döneminde 711 bin kişi oldu.
Yılın ilk yarısında bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş kişi sayısı 417 bin kişi oldu. Bireysel kredi borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş kişi sayısı ise 432 bin kişi oldu.
TBB Risk Merkezi'nin konuyla ilgili notunda, “Bireysel kredi ve bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş kişiler bir kez sayılarak hesaplanmıştır" denildi.
Perakendeci adeta rehin
BMD Başkanı Sinan Öncel, kurdaki hızlı artışa çözüm arayan perakendecinin sözleşmelerdeki yüksek tazminat maddesi nedeniyle adeta rehin alındığını söyledi.
Birleşmiş Markalar Derneği (BMD) Başkanı Sinan Öncel , kurdaki hızlı artış nedeni ile perakendecinin özellikle 2016 ve öncesinde imzalanan 5-10 yıllık kira kontratlarını erken feshetmek istediğini, sözleşmelerdeki yüksek tazminat maddelerinin ellerini kollarını bağladığını söyledi. Öncel, “Perakendecilerimiz ‘felaket kuru’na karşı ayakta kalmak için verimsiz dalları budamak istiyor. Ancak sözleşmelerindeki yüksek tazminat maddeleri bulunan bazı AVM’ler tarafından adeta rehin alınmış durumdalar” diye konuştu. Öncel, döviz fiyatlarında gelinen seviyenin günlük kurdan kira ödemek zorunda kalan perakendeci için artık ‘sürdürülemez’ tanımından çıkıp ‘felaket’ boyutuna geldiğini söyledi. Öncel, “Son 15 gündür onlarca üyemizden telefon alıyorum. Bu ortamda verimsiz dalları budamaktan, yani yüksek kira nedeni ile zarar eden mağazaları kapatmaktan başka çare görünmüyor” dedi.
Antrepolar doldu taştı
Kurdaki hızlı yükseliş sonrası ithalatçı malı gümrükte beklemeye aldı, son bir haftada antrepolar doldu taştı. Maliyet artışı nedeniyle malını çekemeyen ithalatçıların müşteri kaybetmeye başladığı da dile getiriliyor.
Kur artışı ithalatçıyı vurdu, mallar antrepolarda beklemeye alındı. Sektör temsilcileri antrepoların yüzde 90’ında malların dolup taştığını, gümrük işlemlerinin durma noktasına geldiğini belirtiyor. Dünya’nın haberine göre maliyet artışı nedeniyle malını çekemeyen ithalatçıların müşteri kaybetmeye başladığı da dile getiriliyor. İç pazarda ise birçok ithalatçının tahsilat endişesiyle stoktaki mallarını sadece nakitle sattığı belirtiliyor.
Yurtdışından malı dövizle alıp iç pazarda Türk Lirası ile satış yapan ithalatçı firmalar, ‘kur düşer’ beklentisi ile malları beklemeye alınca antrepolarda da sıkıntılar başladı. Sektörün önde gelen temsilcilerinden Asbir Antrepo ve Lojistik Yönetim Kurulu Başkanı Erkan Başboğa, “Ne yazık ki gümrükte neredeyse işlem yapan yok. Çoğu firma dolar ya da euro ile alıp TL ile satıyor. Bu nedenle kur yükseldikçe maliyetleri de artıyor” dedi.
İthalatçının ya zam ya da zararına satış yapmak zorunda kalacağını dile getiren Erkan Başboğa, “Kurda bu şekilde oynaklık olursa ve bu düzeyden aşağı inmezse zamlar yakın demektir. İhracatta ithalata dayalı Türkiye’de bu durum piyasaya negatif bir etki yapacak. Şu anda Avrupa’daki fabrikalar tatilde olduğu için pek hissetmeyebiliriz ama Eylül ayından sonra gerçek etkiyi görmüş oluruz sanıyorum” dedi.
Hursan Antrepo Genel Müdürü Bayram Durademir de konuyla ilgili şunları söyledi: “Kurdaki bu hızlı yükseliş nedeniyle ithalatçının hem girdi maliyeti arttı hem de stok maliyetleri artıyor. Son dönemdeki ekonomik gelişmeler iç pazarda satışları yavaşlattı. İthalatçı bu nedenle yurtdışından eskisi kadar mal getirmiyor. Bazıları kur düşer diye bekliyor, ancak bazı firmalar ise getirdiği malı iç pazarda satamadığı için antrepoda bekletiyor.”
Tekstilci daralma bekliyor
İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Başkanı Ahmet Öksüz, “Yüksek kur iç piyasada işlerimizi zorlaştırıyor. Daralma bekliyoruz” dedi.
Tekstilciler olarak dalgalı ve yüksek kura göre pozisyon almaya çalıştıklarını belirten Öksüz, “Bu bizim için öngörülemeyen bir durum yaratıyor. Memnun değiliz. Ancak yine de en az etkilenen sektör, tekstil sektörü. Çünkü daha fazla ihracata yönelerek ve ihracat pazarlarımızı genişleterek kurun yarattığı tahribatı tolere edebiliyoruz” diye konuştu.
Öksüz, Boru Hatları ile Petrol Taşıma AŞ (BOTAŞ) tarafından elektrik üretim santrallarının kullandığı gazın fiyatına yapılan yüzde 49 zammın da tekstil sektörü tarafından beklenmedik bir zam olduğunu dile getirdi. Öksüz, enerjide yaşanan bu zammın, sektörün toplam maliyetlerini yüzde 3 ila 5 oranında artıracağını, bunun da nihai ürünün fiyatlarını yukarı çekeceğinin sinyalini verdi.