Özgürce, insanca yaşam arayışı tarih boyunca süregeldi, dur durak bilmedi. Prometheus’un ateş hikayesi bunu anlatmaz mı? Gılgameş’in ölüm korkusuyla başlayıp ölümsüzlük otuna dönüşen ve bilgeliğe varan arayış hikayesi, bize bunu söylemez mi? İbrahim’in atılmak istendiği ateş deryasının Mevlana’nın kalbini yakan ateş olmadığını kim iddia edebilir? “Benliklerinden kurtulanlara felek de secde eder, ay da güneş de...” dememiş miydi Mevlana?

 Sen de Budist rahipleri gibi Nirvana’ya yani 14 Temmuz Şehitleri’ni ararken, onları anlamak, onlara ulaşmak için tüm benliğinden çıkarcasına aylarca kendi sessizliğinin inzivasında kaldın... Tüm yaşamdan kendini soyutlayarak onlar gibi bir ağacın kovuğunda yaşamak aç susuz ve acı çeke çeke kendinde beşeri istem ve arzuları yok edercesine eyleminle buluşmadın mı?

“Ey yalnız kişi, sen kendine varan yolda yürürsün! Ve kendinden ve yedi şeytandan geçer yolun senin” diyen Nietzsche’nin yalnızlığında bir tanrısal başkaldırı çığlığı yok mudur? Şehit Mustafa ile buluşma istemin, kendini yeniden var etme yokluğun da kendi dışındakini gönül gözü ile görebilme, yaşadıklarını, hissettiklerini anlayabilme erdemliliği olduğunu, kendindeki insana ulaşmanın dışındakini görebilmekle olacağını vasiyetinle göstermedin mi? 

İbrahim’in yanan ateşini söndürmek için “Ben hakkın yanında bulunarak tarafımı belli ediyorum” diyen sen de sürecin yakıcılığını anladığın an acı çekmedin mi? Anlamak acı çekmek ikisi de birbirine akan dere yatağı değil midir? Bu açıdan güneşimiz senin için; “O süreci anlamış” demedi mi? “Özgür bir kız ateş gibidir, nereye giderse orayı yakar” gerçekliğinden hareketle...

Yaşanan her acı belki de ulaşmak istenilene kolay varılamayacağını ve bunun için büyük bir arayışçı olmak gerektiğini gösteriyor. Tıpkı Rotinda ve Kurdêler gibi... Onlar da anlam arayışlarında gözlerden yüreklere, yüreklerde süzülüp bakışlara aktılar yeniden... Ateş dansına başladıklarında, ateşle aşka dururken bedenleri bağlılıklarını sözlerle değil, birbirinin kenetlenen bakışlarla anlatmadılar mı? Bakışların kenetlendiği yerde sonsuzluğa akıp gitme...

Kendinden çıkma acı çekmeyle başlar, gözlerine yansıyan ruhunu gözlerim bulmak istiyor özlemle... Hüzün gölgesinin asla ulaşamadığı bakışlarından öpüyorum...


Durdan İldan


* Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’nde 14 Temmuz 1982 tarihinde başlatılan ölüm orucunun yıldönümünde 2011’de Mûş’un Kop (Bulanık) ilçesinde bedenini ateşe vererek yaşamını yitiren 18 yaşındaki Evrim Demir anısına...