Her ne kadar ayrıştırıcı kimi sesler varsa da ve olayları Kürt karşıtlığı gibi bir mecraya çekmeye çalışıp bundan siyasi bir rant elde etmeyi düşünse de; farklı toplumsal eşitsizliklerin bir araya gelerek öfkelerini dışa vurdukları bir hareket bu. Bazı gruplarca oluşturulan Kürt karşıtı slogan ve söylemlerden kalkarak söylersek: Ne gelişen bu muhalefet ne de Kürt muhalefeti biribirini dışlama lüksüne sahip değildir. Tam tersi birlikte kurulacak bir bağ bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan gerçek ve güçlü bir muhalefetin de önünü açacaktır.
Şimdiye kadar ki hareket iktidarın gittikçe otoriterleşen yönetimine karşı iyi bir deneyimdi ve iyi bir mesaj verdi.
Günlerdir süren polis terörüyle binlerce insanı ayağa kaldırdı bu direniş. Ülkeyi babasının malı zannedenlere karşı, baskıya karşı olan herkesin destek vermesi gerekir. Mesele birkaç ağaç değil artık, mesele bu ülkenin itip kaktığı dışlamaya çalıştığı tüm “öteki”lerin de sahaya inip ben de varım diyebilmesi meselesidir.
Toplumun her kesiminden insanlar şunu bir kez daha gördü ki; şiddet mekanizmaları ne kadar güçlü olursa olsun halk direnişi karşısında dayanamaz, geri adım atarlar. Taksim’deki direniş bunun da bir göstergesiydi.
Sadece İstanbul’da değil değişik kentlerde de karşılığını bulan bir direniş.
Bu eylem, direniş zaten; dil, din, ırk farkı gözetmeksizin; haklının yanında, baskının ve adaletsizliğin karşısında, barış özgürlük ve demokrasi mücadelesi olduğu sürece anlamlıdır. Evet. Bir kez daha vurgulamakta yarar var. Kürt hareketinin, barış ve demokrasi güçlerinin kesinlikle sahada olması ve bu harekete de rengini vermesi gerekiyor. Yoksa bu olay hiç de tasvip edilmeyecek değişik mecralara çekilebilir. Bu protesto içinde barındırdığı kimi unsurlar düşünüldüğünde “bu barış sürecini nasıl baltalayabilirim”ci provokatörlere açık bir alan da oluşturuyor. Aynı tayfa İzmir’de BDP binasına saldırdı. Mersin’de, Adana’da arabalarıyla Kürt mahallelerinde bayraklarla, marşlarla, ırkçı sloganlarla geçit törenleri yaptılar.
Kürtler zaten politikleşmiş bir toplumsal yapı oluşturmuş durumdadırlar. Bu nedenle siyasal sorunlar başta olmak üzere ekolojiyi ilgilendiren bütün konularda oldukça duyarlı bir konumdadırlar. Ancak kendi süreçleri, konum ve gerçekleri gereği kimi şeyleri gözetmek durumundalar. İki gün sonra Cumartesi Anneleri büyük ihtimalle yine oturma eylemi gerçekleştirecekler. Yıllardır görmezlikten gelinen bu eylemi Taksim eylemcileri o günün odağı haline getirmelidir. Böyle bir yaklaşım, durumdan nemalanmak isteyen barış karşıtlarına güçlü bir mesaj olabilir.
Bu direnişi, ezilenden, yok sayılandan, doğadan, emekten, özgürlükten, eşitlikten, barıştan, adaletten ve demokrasiden yana olanları bir araya getirerek yeni umutların yeşermesine vesile olsun istiyor insan.
Hayat bazen hiç de farkına varmadığımız anları ve anlamları yakalar... Özlem duyduğumuz vakti nişanlar... Söylemediğimizi bir çırpıda anlatan gözler gibi... Şu kılıksız yaşama en güzel kıyafetleri giydirir gibi... Bir yangın gibi büyüyen gidişlerde kalbin köşesinde uçuşup duran dönüş haberleri gibi, hayatı kuşanıp aniden kalabalıklara karışmak gibi... Özgürlük, eşitlik ve barış isteyen her kesin el ele verdiği ve hayatın onlara karanfil uzattığı dizeler gibi;
“...Sen o karanfile eğilimlisin
Alıp sana veriyorum işte
Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
O başkası yok mu yanımdakine veriyor
Derken karanfil elden ele.”
Ve bir yaz akşamında bir umut yeniden çalıyor ıslıklarını... Kabullenmek ve kapsamak gibi yakışır hayata, yakışır umuda dedim, yakasına bir çiçek iliştirme niyetine, oturdum bu yazıyı yazdım. Sevinç, umut ve kaygıyla karışık bir ruh haliyle yazdım.
Sevinç, umut ve kaygı
Yıllardır özlemi çekilen bir hareket, bir direniş gerçekleşti. Gücünü halktan alan Kürt Özgürlük Hareketi’nin yıllardır verdiği mücadele ve direnişi saymazsak; her türden baskı, sömürü ve ayrımcılığa karşı olan bireylerin birlikte sokağa döküldüğü bir eylem bu.