Gerilla… Nice yüksek dağlardan geçip, nice güzellikleri gördü. O güzellikleri yüreğine nakşetti. Her güzellik bir anıyla bezendi ve doğanın güzellikleriyle bütünleşti. Çünkü doğa gerillaya çok şey öğretti/öğretiyor. Onlar doğada gerçek özüyle buluşuyor. Dağlar merhametiyle, güzelliğiyle insanın içini ferahlatıyor. Her mevsime farklı bir güzellik katıyor ve her mevsime başka özler taşıyor. Baharlar coşkun, yazlar bereket kaynağı, sonbaharın sararan altın sarısı ve ateşin kızıllığına büründüğü elbisesi insan ruhunu farklı dünyalara taşıyor. 

Ya kış? Kış genelde sevilmez. Eğer kışın anlamı bilinirse sevilmeye değer olur. Çünkü doğa uzun bir dinlenmeye çekilir, uyur da diyebiliriz. Ah o manzaraları yok mu! Uyuyor dediğimiz doğanın aslında dipdiri karşımızda durduğunu gösteren manzaraları… Kışa renk katan manzaraları…

Hele de bu manzaraya bir zirvede, bir gerillanın yanıbaşında tanıklık ediyorsanız, anlam yumağı içinde kaybolursunuz. O gerillanın zorluklara nasıl göğüs gerdiğini anlarsınız. Bu güzellik her zorluğa katlanmak için yeterli bir sebep olabilir kendi başına!

Kürdistanımız, vatanımız işte bu güzellikleri nedeniyle hep hedef alındı. Yerüstü ve yeraltı zenginlikleri nedeniyle hep sömürüldü, hâlâ birilerinin sömürme arzularını kamçılıyor. Bu kadar bereketli ve güzel bir coğrafyaya sahip olmasaydı, belki egemenler bu toprakları savaş merkezi olarak kullanmazlardı ve bu kadar dövmezlerdi gövdesini adını dahi bilmediği bombalarla. 

Şu bir gerçek ki, tüm egemenlere inat Kürdistan coğrafyası güzelliğinin asaletiyle hâlâ dimdik ayakta! Dağlarının baş eğmezliğiyle bir yaşam merkezi olmaya devam ediyor. 

Dağın zirvesi, yamacı fark etmez, güneşin şavkının yansıdığı herhangi bir mevsimin dağ zamanında cömertçe sunar sana eşsiz manzarasını… Kışın dağları kaplayan karın kazandırdığı ahengi görünce, insan herhangi bir doğa belgeseline ışınlanmış sanır kendini. Güneşin ışınlarıyla ağaçlardaki kar taneleri ışıldarken mis gibi havayı solumak… Eşsiz bir huzur… Bir de varsa vadide bir dere yatağı ve güneş ışınlarıyla hayat suyunu selamlıyorsa, işte o kış en mükemmel kıştır!

Su akmayan vadilerimize haksızlık etmek istemem tabii. Bazen o derin vadileri bembeyaz bir sis kaplar, sisten bir gölet oluşuverir. Sadece zirvelerin göründüğü gizemli kareyle sonsuzluk hissine kapılırsın mesela… Bir de kayalıklarımız vardır asi mi asi… Kolay kar tutmaz. Bir yanı beyaz diğer yanı siyaha çalar… Tüm bunlar olurken eğer herhangi bir zirvesindeysen dağlarımızın, gökyüzünün de tabloya dahil olmaması imkansız. Yeryüzü, gökyüzüyle ahenk içinde bir senfoni… Sessiz, sonsuz bir senfoni ruhunda duyarsın ‘özgürlük belki de bu’ demeden geçemezsin. 

Gerilla, dağ ve kış o kadar iç içe ki; biri olmadan diğeri anlamını kaybeder. O denli bir bütünlük… Ne dağlar gerillasız ne de gerilla dağlarsız olabilir.