İsviçre’de Suroyo Azach Kültür Derneği tarafından organize edilen panelde Türk devletinin tarihte halklara karşı ortaya koyduğu soykırımcı karakterini günümüzdeki uygulamalarıyla sürdürdüğüne dikkat çekildi.
ABİDİN ÇETİN / BASEL
Süryani Soykırımı’nın yıldönümü vesilesiyle İsviçre’nin Aargau Kantonu’nun Gebenstorf kasabasında bir panel organize edildi.
Suroyo Azech Kültür Derneği tarafından “Süryani Soykırımı (Seyfo) devam ediyor” başlığıyla düzenlenen panele Pontuslu Tarihçi Yazar Tamer Çilingir, HDP Mardin Milletvekili Tuma Çelik ve yakın tarih uzmanı Prof. Dr. Mihran Dabag konuşmacı olarak katıldı. Mezopotamya Enstitüsü yöneticilerinden Yawsef Beth Turo ise moderatörlüğü üstlendi.
Tarihçi yazar Tamer Çilingir soykırımda hayatını kaybedenleri anarak başladığı konuşmasında, Pontos Soykırımı’nın tarihçesini anlatarak, “halkların yaşadığı acıların ortaklaştığını” belirtti. Pontos Soykırımı’nın üç evrede gerekçekleştiğini anlatan Çilingir, “Birinci evre 1923’e kadar olan dönemdir. Bu dönemde üç yüz elli üç bin kişi hayatını kaybetmiştir. İkinci evre ise mübadele dönemidir. Bu dönemde de Yunanistan ile Türkiye arasında bir anlaşma yapılmıştır ve bu anlaşma gereği, iki yüz bini Pontos’tan olmak üzere Türkiye’de yaşayan bir milyon iki yüz elli bin Rum Yunanistan’a, bunun karşılığında da Yunanistan’da yaşayan Müslümanlar da Türkiye’ye göç ettirilmiştir. Üçüncü evre ise, geride kalanların yaşadıklarıdır.”
Türk-Müslüman ve Hıristiyan-Rum akrabalar!
“Bugün size çeşitli görseller eşliğinde yüz yıl sonra, bir tarafı Türk ve Müslüman, diğer tarafı Hıristiyan ve Rum akrabaların buluşmalarını göstereceğim” diyen Çilingir şöyle devam etti: “Pontos’ta asimilasyon, Rumca şarkıların Türkçeleştirilip yazılması olarak şekillenirken, Rumca anadili olan çocukların ilkokula başladıklarında zorla ve dövülerek Türkçe konuşmaya zorlanması şeklinde devam ettirilmiştir. Kadınlar devletle direkt ilişki kurmadıkları için, yüz yıldır Trabzon, Rize ve Gümüşhane’de Pontus Rumcası konuşulup yaşamaya devam etmektedir. Erkekler 1970’lere kadar ancak okula veya askere gittiklerinde Türkçe öğrenmişlerdir. Esas olarak müslümanlaştırılmış bir kitleden bahsediyorum.
Seyfo Cizre bodrumlarında!
HDP Mardin Milletvekili Tuma Çelik ise Seyfo’nun günümüzde devam eden bir soykırım olduğunu belirtti. Türkiye Cumhuriyeti’nin bu soykırım üzerine kurulduğunu ifade eden Çelik özetle şunları söyledi: “1915’te Ermenilere, Suriyelilere ve Rumlara yapılan soykırım ile günümüzde Cizre bodrumlarında yaşananlar aynı mantığın ürünü, aynı politikanın devamıdır. Bir anlamda birbirini bütünleyen saldırılardır. İlk etapta Türk ve İslam kimliğine dayalı bir ulus devlet oluşturmanın birinci aşaması 1915’dir. Bugünkü aşamasının hedefinde ise Kürtler vardır. Çünkü Türk İslam kimliğinin dışındaki tüm kimlikler, ya tasfiye edilmek istenmekte ya da topyekün yok etmek, amaçlanmaktadır. Geçmişle yüzleşilmesi gerekir. Bu aynı zamanda Kürtler için de geçerlidir. Kürtlerin de 1915 ile yüzleşmeleri gerekir. Kendilerine karşı uygulanan asimilasyoncu ve baskıcı politikalara karşı, ancak böyle bir duruş geliştirebilirler. Ankara Katliamı ve soykırıma dayalı bir politikanın uygulandığı durumda, halkların barış içinde yaşamaları mümkün değildir. Biz ezilen halklar olarak bu konuda, elimizden geleni yapmak zorundayız.”
Geçmiş ve anılar değişken değil!
Bochum Üniversitesi’nden yeni ve yakın tarih uzmanı Prof. Dr. Mihran Dabag ise panelde yaptığı konuşmada soykırımın tüm toplumlara yönelik olduğunu söyleyerek, soykırımı inkar etmenin mağdurların kimliklerine yönelik bir bakış açısı olduğunu belirtti.
Dabag, yer ve diaspora kavramlarının önemli olduğunu belirterek, “İlk olarak yer, terk ettiğimiz topraklardır. İkincisi, cemaattir. Biz cemaati beraberinizde taşırız, yani büyüklerimizin anlattığı yerdir. Kimliğimizi belirleyen önemli bir olgudur, anılardır ve bunlar değişken değildir. Üçüncü yer ise; yaratılması gereken yerdir, yani diasporadır. Bu yer bizim geleceğimizi tespit edecek, tanımlayacak yerdir.
Kurumlaşmak durumundadır. Bugün yaşadığımız diaspora değişebilir ancak geçmiş ve anılar kalıcıdır ve değişken değildir” dedi. Panel soykırımda hayatını kaybedenlerin anısına söylenmiş Süryanice ağıtlarla son buldu.