Adı Melki Poğos. Osmanlılar döneminde Ermenilere yönelik 1914-15 yıllarında başlatılan katliamdan iki yıl sonra 1917’de Muş’un bir köyünde doğdu. Hangi köyde doğduğunu hatırlamıyor. Şimdi 96 yaşında. Yedi yıl Rojava’da Fransızlara askerlik yaptı. Çünkü doğduğu yıllarda başlayan katliamın üzerinden iki yıl geçmişti. Ailesi de katliamdan geçmemek için Kürtlerin yaşadığı köylere sığınmış. O yüzden hangi köyde doğduğunu dahi bilmiyor. Ama Muş’un bir köyünde doğduğunu ve orada çok sayıda aile çevresi, akrabalarının olduğunu biliyor.

On altı yaşına kadar ailesiyle birlikte Kuzey Kürdistan’ın Sason, Silvan, Beşiri, İdil ilçelerine bağlı köylerde kaldı. Ürkek, korkulu gözlerle Kürtlerin yaşadığı, onları bağrına bastığı bu köylerde büyüdü. Katliam korkusundan dolayı ailesi kendisine kaldıkları köylerin isimlerini dahi söylememiş. Bu yüzden kaldığı köylerin isimlerini şimdi bilmiyor. Ama orada geçen çocukluk anılarını, gençliğinin ilk yıllarını bugün yaşıyormuş gibi hatırlıyor.

Göç yolları
Melki on sekize geldiğinde aile artık o topraklarda kalamayacağını düşünerek düşüyor göç yollarına. Yaşamayacaklarını düşünerek çıkarıyorlar yola. Çünkü tıpkı diğer Ermeni ailelerden olduğu gibi çok sayıda kişi katlediliyor. Melki Amca bunları zaten hatırlamıyor, bilmiyor. Hatırladığı bir şey var o da firariler gibi bir köyden bir başka köye geçerek gittikleri her köyde bazen birkaç gün, bazen birkaç ay ya da bir-iki yıl yaşamış olmaları. Her göçte ailelerinden birilerinin eksildiğini hatırladığını belirten Melki Poğos, göçlerde dağılan aile üyelerinin çoğunun bir daha birbirlerini görmediğini söylüyor.
Bir göç hikayesidir Melki amcanın yaşadığı. Acı ve özlemi çok olan bir göç hikayesi. Çünkü göçerek geride bıraktığı yerlerde onlarca, yüzlerce akrabasını bırakıp düşüyor yollara. Ve her göçte geride bıraktıklarını bir daha görmemenin acısını hala yüreğinin derinliklerinde hissediyor, yaşıyor. Bunları hatırlarken gözleri doluyor.
Son göçle ailesiyle birlikte gelip Batı Kürdistan’ın Derik ilçesine bağlı Hekemiyê köyüne yerleşiyor. Derik’e yerleştikleri dönemde Suriye Fransa’nın sömürgesi altında ve Melki Poğos’un bu göç durağında kendisi için yeni bir süreç başlıyor.

7 yıl Fransa askerliği
Derik’e ailesiyle birlikte geçtikten sonra Melki Poğos için bu kez yeni bir hayat başlıyor. Henüz yaşamının baharında olan Poğos, köyde iki yıl kadar yaşadıktan sonra Fransa devletinin Derik’teki Travez Karargahı‘nda askerliğe alınıyor. Hala bir bölümü ayakta olan karargaha doğru yürürken selam duran Poğos, eski günlerini yeniden yaşar gibi oldu. 7 yılını o karargahta geçiren Poğos, oradaki günlerini şöyle anlatıyor: “Göçle gelmemizin üzerinden iki yıl gibi bir süre geçmişti. İşsizdim. Yoksulluk diz boyuydu. Katliam günlerinden kalma kabusu yani korkuyu hala çok derinden yaşıyordum. Henüz vatandaşlığa bile kabul edilmemiştik ki bir gün askere almak için Fransız askerleri kapımızı çaldı. Ve o gün kapının çalmasıyla askerliğe adım attım aslında. O gün başlayan askerliğim tam yedi yıl sürdü.”
Derik’teki Fransızların karargahında askerlik yapanların çoğunun Kürt, Ermeni, Asuri, Süryani, Keldani halklarının çocukları olduğunu söyleyen Poğos, “Bu halklarla tarih boyunca dedelerimiz hep ortak bir kaderi paylaşmışlardı. Fransızların bu karargahında bu kez çocukları, torunlarıyla yine aynı kaderi paylaşıyorduk. Karargahtaki bu halklar dışında bir de Araplar vardı. Onlardan da askere alınanlar vardı ancak sayıları çok azdı, askerlerin çoğunluğu diğer halklardandı” diyor.

Kendi toprakları üzerinde
En az aile, halk olarak yaşadıkları katliam kadar Fransızlara yaptığı askerlik de Melki Poğos’un oldukça zoruna gitmiş. “Bir gün değil, bir ay değil, bir yıl değil tam yedi yıl hepimizin ortak vatanı olan Kürdistan topraklarında Fransızlara askerlik yapmak canımı acıtıyor” diyen Poğos, tepkisinin nedenlerini şöyle ifade ediyor: “Yaşadığımız katliamdan dolayı, yaşam her gün askerlik gibi geçmişti. Ama asıl canımı acıtan biz Ermeniler, Asuriler, Süryaniler, Kürtler, Keldaniler ve Araplar olarak ortak vatan olarak bildiğimiz topraklar üzerinde yaşarken, dışarıdan gelen başkalarına askerlik yapmaktı. Onlar bizim topraklara dışarıdan gelmişlerdi. Dilimizi, kültürümüzü, yaşamımızı, neye sevinip, neye üzüldüğümüzü bilmiyorlardı. Ama gelip topraklarımıza konmuşlardı ve askerliklerini de bize yaptırıyorlardı. Bundan daha kötü bir şey olamazdı.’’
Melki Poğos askerliğinin ikinci üçüncü yılında Süryani, Asuri ve Ermenilerden oluşan bir grup askerle Lübnan’ın Barliyas kentine götürülüyorlar. Ne için götürüldükleri kendilerine söylenmiyor. Ancak aynı yıllarda Fransızların Cezayir işgalinin olduğunu biliyor. Bir yıl kadar Lübnan’da kaldıktan sonra Fransız yetkililer kendilerine ‘’Fransa başta olmak üzere kim nereye gitmek istiyorsa gönderebiliriz. Başka bir yer değil de geldiğiniz yer olan Suriye yani Derik’e geri dönmek istiyorsanız sizleri geri götürürüz’’ diyor. Melki Poğos birlikte gittikleri asker arkadaşlarından bazılarının Fransa’ya, bazılarının Ermenistan’a gittiklerini ancak kendisinin Derik’ten başka hiçbir yere gitmek istemediğini söylüyor. Bu kararıyla tarih boyunca Kürtlerle iç içe yaşamaya verdiği önemi ve doğup büyüdüğü topraklara olan bağlılığını da gösteriyor.

Yine göç mağduru
Derik’e dönen Poğos, Travez Kışlası’ndaki askerliğine devam ediyor. Kışladaki yedi yılını tamamladığı sırada Fransızlar Suriye’den çekilmeye başlıyor. Böylelikle Melki Poğos ve arkadaşlarının Fransızlara yaptıkları askerlik de bitmiş oluyor. Askerliğini bitiren Melki Poğos’u bu kez hayat, sorunları ve yaşamın yeniden kurulması gibi zorluklar bekliyor. Hekemiyê köyündeki evlerine geri dönüyor. Ve kısa zaman içinde bir Süryani kız ile evlenerek yaşamını kurmaya başlıyor. Evlendikten sonra çiftçilik yaparak yaşamını sürdüren Melki Poğos, Suriye devletinin köylerine yol ve elektrik hizmeti götürmemesinden ötürü Derik merkezine göç ediyor. Melki Poğos Derik’e göç hikayesini şu sözlerle sürdürüyor: “Baas rejimi Ermenileri, Kürtleri, Süryanileri, Asurileri, Keldanileri yani kendilerinden yana olmayan kim varsa köylerden göç ettirmek için hiçbir hizmet sunmadı. Yani yol yapmadı, elektrik getirmedi. Bu bizleri çok fazla etkilemedi ama sonunda bizi göçertebilecek tek şey olan topraklarımıza da el koymaya başladı. Can damarımız, hayat suyumuz, ekmeğimiz, yaşamamız olan topraklarımız da elimizden alınınca köyden göz etmeyi çare belledik. O yüzden ben de ailemi, çocuklarımı alıp Derik’e yerleştim. Gündelik işlerle ailemi geçindirmeye başladım. Uygulanan bu politikayla köylerimizin çoğu boşaltıldı. 30-40 hanelik köylerimizde sadece bir ya da ikişer aile kaldı. Kalanlar da her şeyi göze alarak topraklarından vazgeçmeyen yaşlılardı.”

Geç gelen sevinç
Hayatı göç ile geçmiş. Ve kendi toprakları, halkların ortak vatanı üzerinde sömürgeci bir güç olan Fransızlara yedi yıl askerlik yapmış. Ama hiçbir zaman büyüklerini gömdüğü bu topraklardan kopmak istememiş. Fransızlar tarafından kendisine çok imkan sunulmasına rağmen, sürekli kendi topraklarında kalmayı, ülkesinin acısı kadar güzelliklerini de yaşamayı tercih etmiş. Ve “Ömrümü etrafından örülen tel örgülere rağmen, büyüdüğüm bu topraklarda tamamlamayı düşündüm” diyor. Melki Poğos yaşamının son günlerine bu topraklarda gerçekleşen devrimin sevincini yerleştiriyor. Yedi yılını geçirdiği Fransızların Travez Karargahı’nın kalıntılarına, evinin penceresinden bakarak, ‘’İşte sizin de sonunuz geldi. Artık burada Kürt, Ermeni, Arap, Asuri, Süryani, Keldani, bizler varız. Ve kendi sistemimizi, halkların kardeşlik sistemini kurmaya başladık’’ diyor.
Bu toprakların gerçek sahibi olanların haklarına kavuşması Melki Poğos’u çok sevindirmiş. Poğos, “Hep böyle bir gün yaşamayı hayal ettim. Şimdi hayalim gerçek oldu. Gerçekleşen devrim biz halkların, kültürlerin devrimidir” diyor. Poğos’un bakıp büyüttüğü yedi çocuğu da evlenmiş, kendi yaşamlarını kurmuş. Çocukları da tıpkı onun yolundan gitmiş. Ve şimdi hepsi Derik’te oturuyor. Canı hangi çocuğunun yanında kalmak istiyorsa, çekip oraya gidiyor. Hayatının son günlerini mutlu geçirmeye çalışıyor. Melki Poğos, büyük bedellerle kurulan ve halkların, azınlıkların, kültürlerin, cinslerin eşitlik zeminine dayalı sistemi yiğit Kürt kızları ve delikanlılarına borçlu olduklarını söylüyor.
Derik’te yaşamının son yıllarını, belki de son günlerini yaşamakta olan Melki Poğos, Rojava’daki son Ermeni değil, ama Derik’te yaşayan son Fransız askeridir! Çünkü onun dışında Travez Karargahı‘nda askerlik yapan kimse bugünleri göremedi.