Direnişin bedeli ağır olsa da, boy verdiği her yerde güzellikler yaratır. Direnenler tarihe direnişçi olarak geçerken, direnmeyeler tarihin tozlu, hatta kirli sayfaları arasında yok olup giderler. Kimi zaman da yeniden direnenler çıktığında hem direnenler hem de direnmeyenler anılmaya başlanır.

Rojava’ya adım attığım ilk günden bu yana yaşanan devrimin sıcaklığı ile birçok yiğitlik ve direniş hikayesine tanıklık etmeye başladım. Her biri kendi başına ayrı bir hikaye, film hatta roman konusu. Sonuçta romanların hepsi bu tür kahramanlık öykülerinden oluşmuyor mu?
Serêkaniyê‘den başlayarak Halep’e kadar bu kahramanlıklara, direnişlere tanıklık ettim. Ancak en son 25 Mayıs’ta Efrîn’e yönelik gerçekleşen saldırılarda gösterilen direniş, bana bambaşka duygular yaşattı. 7’sinden 70’ine herkesin direnişe geçtiği bir durumu görünce ‘’İşte devrim de bu ata-dede toprakları, hayat mekanları için seve seve canını vermek de buna denir’’ demekten kendimi alamadım.

Basilê’de bir ana
Efrîn’ê‘ yönelik saldırılar Akibê, Basilê, Ziyaret, Cilbir, Bênê  köylerinden başlamıştı. Saldırılar başlar başlamaz YPG güçlerini bölgeye kaydırdı ve ilk günden itibaren şiddetli çatışmalar yaşandı. Bu köylerdeki anaların hepsi saldıran çete gruplarına karşı harekete geçti. Ve onlara karşı bir biçimde topraklarını, köylerini savundu. Bazıları çetelerin yüzüne bakmak istemedi, bazıları yüzlerini onlara karşı buruşturdu, bazıları onlara ‘’Ne arıyorsunuz topraklarımızda’’ dedi, bazıları da ‘’Çekip gidin topraklarımızdan’’ dedi. Ancak bir ana daha vardı ki onlara karşı en büyük silah olan yüreği ve omuzunda YPG tarafından kendisine savaşçılık unvanı verilerek eline aldığı kleşi ile savaşıyordu. Adı Bêrîvan’dı. YPG içindeki adı ise Xemlîn Nucan’dı. Evli ve bir çocuk annesiydi. Aslında yaşı öyle evlenip çocuk sahibi olacak kadar büyük değildi. Ancak erken yaşta evlendirildiği için anne  olmuştu. Zaten bu evliliği de çok sürmemişti. Ama canı, hayatı olarak kabul ettiği oğluna gözü gibi bakıyordu.
Devrimin inşa süreci başladığında, devrimin temel savunma gücü olan YPG saflarında yerini almıştı. Halkımızı, devrimimizi, topraklarımızı koruyan savunma gücü olmasa bizi bir tas suda boğmak isteyenler olduğunu söylemişti ailesine defalarca. O yüzden ilk elden YPG saflarına katılarak savunma görevini üstlenmişti Bêrîvan. Efrîn’de yüzlerce ana devrim için çocuklarını vermişti. Ve onlar şimdi yine devrime analık yapıyor. Bêrîvan’ın diğer analar gibi devrime verecek çocuğu olmadığı için, kendisi çocuğunu bırakarak yol aldı devrime. Basilê’deki çatışmaların üçüncü gününde Bêrîvan, çetelere karşı başlatılan bir eylem girişiminde yaşamını yitirdi. Anne, babasının yanında emaneten bıraktığı çocuğunu artık tamamen onlara teslim ediyordu.
Oğlu Mehmet, henüz 9 yaşında. Ama yaşına rağmen annesinin cenaze töreninde başı dimdikti. Gözlerinden yaş yerine öfke akıyordu. ‘’Büyüyünce onun silahını alarak devrimimizi korumaya devam edeceğim’’ diyordu. Mehmet şimdi dedesi ile ninesinin yanında kalıyor. Ama onlardan çok annesinin silah arkadaşlarıyla görüşüyor. Kendisini Efrîn’in savunması için feda eden ana Bêrîvan’ın oğlu Mehmet’le ben de  gittim bir yerde tesadüfen karşılaştım. Görür görmez Mehmet’in yanına sokuldum, acısını hissederek sessizce bekledim. Biraz sohbet etmek istedim onunla ama nereden ve nasıl başlayacağımı bilmiyordum. Çünkü annesi bir direnişçi ve yaklaşık on gün önce bir çatışmada yaşamını yitirmişti. Nereden başlayayım diye çabalarken, söze okuldan başlamamın iyi olabileceğini düşündüm. ‘’Okuyor musun Mehmet’’ diye sorduğumda ‘’Evet okuyordum ama artık çok fazla okumak istemiyorum’’ dedi. ‘’Çünkü bir an önce büyüyüp annemin silahını kaldırmak istiyorum. Onun bıraktığı yerden devam etmem gerekir’’ diyor, yaşını aşan sözler söylüyordu.
Aslında Mehmet’in söyledikleri bir çocuğun duyguları değildi sadece. Aynı zamanda bir direnişçi ananın duygularıydı.
Mehmet bunları söylerken, ‘’Devrimin çocukları, direnişçilerin çocukları ancak onlar gibi olur’’ demekten kendimi alamadım. Peş peşe kahramanlık örneklerinin sergilendiği böylesine bir ortamda, her gün şiddete tanık oldukları bir mekanda, buna karşı koymak için elbette anne ve babaları gibi olmak isterler.
 Merzê’de bir nişanlı
Çok değil, Bêrîvan’dan yaklaşık bir hafta sonra onlarca yüreği büyük, gözü pek ve toprağına sevdalı direnişçi arasından birinin yaşam öyküsünü daha öğrendim. Bu da iki gün önce çete gruplarının kaldığı Merzê köyünden onları çıkarmak için bir eylem girişiminde bulunurken yaşamını yitiren YPG savaşçısı Mazlum’du. Yani namı diğer Adil. Bilbilê‘de doğmuş ve sevdiği kızla nişanlanmış bir Kürt genci. Ve devrimden sonra o da YPG saflarına katılmış. Kendi nahiyesi Bilbilê‘yi koruyan gücün içinde yer almış. Şêrava’ya yönelik saldırılar başlayınca hemen öne çıkarak savaş alanına gitmek istediğini söyleyenlerden biri olduğunu söylüyor arkadaşları.
Efrîn’ê yönelik saldırılar başlamadan önce YPG’den düğün yapmak için bir aylığına izin almış. Ama saldırılar başlar başlamaz düğününü erteleyip, çatışmaların olduğu alana gitmek için dayatmış. Önce Basilê ve çevresinde çatışmaya gidiyor Adil. Ardından saldırı Mahrezkê, Kefer Mêzi ve Mezrê’ye kayınca oraya gidiyor. Aslında düğününe de çok fazla zaman kalmamış. Ama çeteleri buradan çıkardıktan sonra düğününü yapacağını düşünerek, oraya gitmiş. Ve Mezrê’nin çetelerden temizleneceği son gecede yaşamını yitirmiş. Adil’ın cenazesi Efrîn’ê getirildi. Tabunun olduğu alana girdiğimde nişanlısının kucağında Adil’in büyük posteri ile tabutuna yaşlı gözlerle baktığını gördüm. Baştan ayağa hüzüne bürünse de, Adil’in gidişinin, direnişinin nedenlerini bilerek, onurla uğurluyordu kendisini. Adil’in cenaze törenine katılan onbinler de özgürlüğe kavuşmanın bir bedelinin de acılardan, ayrılıklardan geçmek olduğunu biliyordu.
Bêrîvan ve Adil, toprağa düşen yiğit direnişçilerden sadece iki isim. Hikayeleri fedakarlıklarını, cesaretlerini anlatıyor. Direnişlerini, önceliklerini, tercihlerini, ardında bıraktıklarını… Ve Efrîn’deki direnişin ne büyük bir direniş olduğunu gösteriyor. Onlarla birlikte çatışmaların yaşandığı köylerde gördüğüm 80’li yaşlardaki insanlar dahi yanlarına silahlarını koyup avlularında, damlarında çeteleri bekliyor. Özgürlüğün bilinci ve sorumluluğu geliştikçe, direnişin örnekleri de çoğalıyor.