Belki şimdi dağlarda kar yağıyor. Belki de yağmur. Ve belki hala yollar kardan kapalı. Boğazlar geçit vermiyor. Belki geceleri şimdi eskisinden daha karanlık.

Ama buralara bahar geldi. Yani Rojava’ya bahar geldi. Yollar hep açıktı. Yolları tutan haramilerden dolayı burada yollar hiç kapanmadı zaten. Kar hiç yağmadı. Kışı, karın hasretiyle geçirdim. Yağmurun yağdığı günler oldu. Hatta günlerce yağdığı oldu. Ama artık bahar geldi. Gerçi buranın baharı çoktan gelmişti. Çünkü buranın baharını en iyi anlatan devrimiydi.
Ama şimdi gerçek bahar geldi. Birkaç gün önce dinlediğim gecenin sesinden baharın geldiğine artık tam inandım. Gerçi gecenin, gecelerin her zaman sesleri vardır. Ve her mevsimin gecesinin, gecelerinin sesi vardır. Ama bahar gecelerinin sesi daha başkadır.
Kurbağa seslerini duymakla başladım bahar gecelerinin sesini dinlemeye. Birkaç gün önce yanımdaki arkadaşlarla konuşurken, “derinden kurbağa sesleri mi geliyor” diye sorduğumda bana güldüler. “Burada su var mı ki kurbağa sesleri gelsin” dediler. Söyledikleri doğruydu. Buralarda su yoktu. Varsa da uzaklardaydı. Ama uzak sularda baharın haberini veren kurbağa sesleri geliyordu. Bunda yanılmıyordum. İlk önce bir şey söylemedim. Yanılıyor da olabilirim diyerek kendi kendime gecenin içinden ve derinden geldiğine inandığım sese kulak kesildim.
Evet doğruydu. Yanlış duymuyordum. Gelen kurbağa sesleriydi. Gülerek “evet kurbağa sesleri geliyor. Ve bu gecenin sesi, gelen bahar gecelerinin sesidir” dedim. Yüzümdeki gülücüğü çocukça görmüş olmalı ki arkadaşlarımdan biri, “yüzündeki gülücükten sesin geldiğine inandım. Çünkü bu bahar gecelerinin sesini anlatabilen bir gülüştür sadece” dedi.  Bahar gülüşüydü. Bahar bakışıydı. Ama uzak bir gülüş ve uzak bir bakıştı. Dağlara uzayan bir gülüş ve bakıştı. Bahar gelmişti ama sevincini tam yaşayamıyordum. Çünkü birlikte baharı yaşadığımı düşündüklerimden uzaklardaydım. Gülüşüm, bakışım onlara doğru uzayıp gidiyordu. Dağların herhangi bir yerindeki kampta olmak isteyen bir gülüş ve bakıştı. Büyük bir özlemle kalkıp, gecenin sesi daha iyi dinlemek ve belki de dağları görebileceğimi düşünerek kaldığım evin damına çıktım. Evet gecenin, bahar gecesinin sesini artık çok iyi duyabiliyordum. Ama gece karanlık ve uzaktı. Dağlar da bu gecenin karanlığı içine gömülmüştü. Görünmüyordu. Ama hafif esintiler kokularını getiriyordu. Dağların ardındakilerin kokularını getiriyordu bana. Belki de havada öyle bir koku yoktu. Bana öyle geliyordu. Ama ben alıyordum onların kokusunu. Çünkü onlar benim arkadaşlarımdı ve ben şimdi onlardan uzaktaydım.
Bir süre gece karanlığının içinde bir şeyler arar gibi bakıp durdum. Ama gecenin, bahar gecesinin sesini de dinliyordum. Gecenin sesini dinledikçe fazla uzaklara gittim. Çünkü gece ve bahar, gece ve sesi alıp götürüyordu beni uzaklara çok uzaklara. Bendim uzak ve uzakta olan. Gittiğim yerde uzaktı ve uzaklardı.
Ne kadar beklediğimi bilmiyorum ama bir süre sonra üşüdüğümü fark edip bir kez daha dağlara doğru baktıktan sonra aşağıya indim. Ama gece şarkısına devam ediyordu. Sesini herkese ve her yere duyurmaya çalışıyordu.Tabii sesinden anlayan duyabilirdi.
O geceden sonra artık her gece dama çıkıp o sesi dinliyorum. Ve dağların olduğu yöne bakmaya devam ediyorum. Bir gece yeniden göreceğim o dağları. Belki bu bahar yani gecenin sesini duyduğum bu bahar olmaz. Ama bir gece mutlaka o dağların sesini duyacağımı biliyorum. Her yerin kendine ait bir baharı, baharının güzelliği var. Ama ben oraların baharlarını yaşadım ve orada yaşadığım baharları seviyorum. Çünkü oraların bahar gecelerinin sesi başkadır.
Her gece bir süre gecenin sesini dinledikten sonra damdan iniyorum. Derin bir iç çekme ve bir de sigara içtikten sonra işime başlıyorum.
Eskiden yol vardı. Yollar vardı ve ben vardım o yolların başında. Çıkınca yollara başlardım sayıklamaya. Şimdi kent var. Kent sokakları, kent sokaklarının yanmayan lambaları var. Şimdi de çıkıyorum kent sokaklarına ve yanmayan lambalarının altında yürüyorum. Yağan yağmurlar altında kent sokaklarında yürüyorum. Karanlık gecelerde ve yağmurda az yürümedim. Ama kent yağmurlarının da, karanlığının da yabancısıyım. Bu kez sokaklarda gördüklerimi sayıklamaya başlayacağım. Çok geçmeden bahar yağmurları başlayacak. İşte o zaman yola çıkma vakti diyeceğim ama patikalar nerede ben neredeyim. Özledim patikaları ve belki onlar da beni özlemiştir. Çünkü her bahar geldiğinde, çıkma vakti başladığında kendimi onların başında bulurdum. Onlar bana ben onlara alışmıştım. Bu bahar ben olmayacağım o patikaların başında. Ama arkadaşlarım, dağların güzel çocukları, yoldaşlarım olacak. Biliyorum benim yerime adımlayacaklar o patikaları. İçimde bırakmayacaklar onlara duyduğum özlemi. Ama yine de ben onlarla ve patikalarda olmak istiyorum bu baharda. Her baharda olduğu gibi…
İşte böyle uzaklar, uzaklarda olmak bunu yaşatır ve bu sayıklatır insana…
Gecenin geç saatinde bu yazıyı yazarken gecenin sesini duyuyordum. Onu dinliyordum. Ertesi gün zor da olsa uyandım. Çünkü artık baharın gündüz sesi gelmeye başlamıştı. Dışarıya çıkıp etrafıma baktığımda gelinliğini giymiş utangaç genç bir kız gibi duran çiçeğe durmuş badem ağacını gördüm. Onu bilmiyorum ama beni gecenin sesi ve baharın sesi kandırdı. Çünkü üşüttüm.
Ama bahar geldi buralara. Buranın baharı devrimiyle çoktan gelmişti. Ve bu günlerde duyduğum gecenin sesiyle gelen baharla devrimlerinin ilk gerçek baharlarını yaşayacak Rojavalılar. Bende onlarla -bir yanım eksik gibi olsa da- devrimlerinin baharını yaşayacağım.
Belki şimdi dağlarda kar yağıyor. Belki de yağmur. Ve belki şimdi boğazlar geçit vermiyor. Ama buraya bahar geldi.
Duyduğum ses gecenin sesidir.
Yeni gelen baharın sesi…