Henüz Rojava’ya gelmeden bu ismi duymuştum. Duyduğum andan itibaren en fazla dikkatimi çeken isimlerden biri oldu. ‘Ger’ tepedir. ‘Legê’ Rojava’da halkın leyleğe verdiği bir isimdir. Hayatın kendisi merakla başlar derler ya, işte benimki de öyle bir şey. Merak ettiğim bu ismin peşine düştüm. Bu ismin ne zamandan beri kullanıldığını, neden bu isimle anıldığını araştırdım. Bu araştırmamda gerek Rojava gerekse Suriye toprakları içindeki birçok köy, kasaba, ilçe, nahiyenin Tıl ile anıldığını öğrendim. ‘Tıl’ Arapçada tepe demektir. Aslında hiçbirinin öyle tepe sayılacak bir yüksekliği yok. Dümdüz ovaların içine kurulmuş köyler, kasabalar, nahiyeler, kentlerin adı, hala Tıl yani tepe ile anılıyor. Bu isimler insana belki bir zamanlar buralarda tepeler vardı dedirtiyor. Çünkü buralar tam tepe olmasa da hala bazılarında küçücük tümseklerin olduğunu gördüm. Ve zamanla bu Tıl yani tepeler çöl içinde yok olup gitmiştir diye düşünmekten alamadım kendimi. Ama ne olursa olsun Gerkê Legê adının peşini bırakmayacaktım. Onun hikayesini öğrenecektim. Bu merak, beni yağmurlu bir günde küçücük bir tepeceğin başına çıkardı.
Kendimi küçücük bir tepeceğin üstündeki mezarların başında buldum. Beni o tepeye çıkaran Xebat adındaki Kürt genci, “işte peşine düştüğün ismin hikayesi burada başlamış. Ve o isimden sadece bunlar kalmış“ diyerek, tepeciğin başındaki mezarları gösteriyor.
Kentin hikayesi, şu sadece birkaç tane kimsesiz mezarın kaldığı yerde başlamıştı. Hafif tümsekli bir yerdi. Eskiden kentin dışında kalıyor. Kentin büyümesiyle şimdi orta yerinde. Eski kentten ve ismini aldığı yerde sadece birkaç tane mezar kalmış. Oysa Gerkê Legê isminin hikayesi sadece bu olmasa gerek diyerek araştırmamı devam ettirdim.
Gerkê Legê, Derika Hemko’dan Qamişlo’ya doğru giderken karşınıza çıkan şirin bir kasabadır. Rojava Kürdistan’ında Derik ile Qamişlo arasında kalırken Kuzey’e göre ise Silopi ile Nusaybin arasında kalan ve ‘sınır’dan sadece yirmi km kadar uzaklıkta bir yerdedir. Kentlerin hikayelerini onun gerçek sahipleri olan yaşlıları bilirler. Çünkü onlar bu kentte çocukluklarını, gençliklerini bırakmışlar. Bu kentlerin sokaklarında çocukluk oyunlarını oynamışlar. Bu kentlerde aşık olmuşlar. Xebat ile birlikte kentin içinde bir yaşlı bulmak için rastgele dolaşmaya başladık.
Birkaç sokaktan sonra bir dükkanın önüne oturmuş, dalıp gitmiş bir yaşlı gördüm. Hiç çaktırmadan dükkandan sigara almak bahanesiyle ona doğru yürüdüm. Selam verip dükkana geçtim, bir sigara alıp çıktım. Kapıdan çıkarken selam verdiğim yaşlının güleç bir yüzle içeriden çıkmamı beklediğini anladım. Bu kentten olmadığımı hemen anlamış. Yavaşça yanına yaklaşarak bir sefer daha selamladım yaşlı adamı. Yanındaki boş sandalyeyi göstererek “buyur otur” dedi. Oturur oturmaz bana fırsat vermeden ilk soruyu o sordu. Nereden geldiğimi, ne iş yaptığımı, küçük ama şirin kentlerini sevip sevmediğimi, kurmak istedikleri yaşam sistemini görüp göremediğimi sordu. Yaşlı beni bir sınava çekiyordu. Oysa ben ona kentlerinin ismini sormak için gitmiştim. Sorduğu sorulara kısa cevaplar verdikten sonra kentlerinin isminin nereden geldiğini ve neden kentlerine Gerkê Legê ismini verdiklerini sordum. Yaşlı, beni kentlerinde dolaştırmaya çıkaran Xebat’ı göstererek, “bu güzel kızda bizim buralı, o sana kentimizin ve adının hikayesini anlatabilirdi” dedi.
Xebat, “siz sadece bu kentin değil tüm bu yörenin hikayesini, tarihini biliyorsunuz. Siz varken bana düşmez, bu konularda konuşmak” dedi.
Belli ki yörenin görmüş, geçirmiş, acılar yaşamış olanlarından biridir. Bembeyaz saçları ve kısa sakalıyla gözlerini yere dikip derinlere daldı. Tabakasını çıkarıp sigara sarmak için bana uzattı, ardından kendisi de bir sigara sardı. Eskilerden kalma ve Kürdistan’da muhtar çakmağı olarak bilinen çakmağını çıkarıp sigarasını yaktı. Derin bir nefes aldıktan sonra önümüzdeki koca binaya aldırış etmeden biraz önce gördüğümüz mezarlık yönüne parmağını uzattı. “Bu kentin hikayesi orada başladı, hala orada devam ediyor” diyerek, kentin ismindeki sırrı anlatmaya başladı: “Burası eskiden çok küçük bir köydü. Birkaç evden ibaretti. O zamanlar henüz leylekler bize küsmemişti, gelip gidiyorlardı. Nisan ayı başından itibaren o gördüğünüz -şu an sadece birkaç mezarın kaldığı- tepedeki en büyük ağacın üzerindeki yuvaya bakardık. Leyleklerin gelip gelmediğini kontrol ederdik. Bir yıl leylekler geç gelseydi ya da gelmeseydi o yıl yöre insanını bir korku kaplardı. Başımıza bir felaket gelecek diye başlarlardı beklemeye. Leylekler her bahar hiç gecikmeden geldiler. Bir zaman sonra leyleklerimiz artık geç gelmeye başladı. Bu başımıza gelecekleri gösteriyordu. Leylekler, Baas rejiminin topraklarımız, yurdumuz, tarihimiz üzerine baskı yapmaya başladığında geç geldiler. Baas rejimi buralara tam hakim olmaya başlayınca da leyleklerimiz bir sonbahar çekip gittiler ve bir daha da gelmediler.
Başımıza gelen felaket Baas rejiminin uygulamalarıydı. Topraklarımıza, yurdumuza, tarihimize, kültürümüze el koymasıydı. O yüzden leyleklerimiz bizi terk etti. Gittiler bir daha geri dönmediler. Ama biz Kürtler başımıza gelen tüm felaketlere rağmen kentimizi, evlerimizi, topraklarımızı bırakmadık. Bir zamanlar işsizlikten ötürü kentten göç edenler oldu. Ama bu devrimle birlikte onlar da geri geldi. Şimdi leylekleri bekliyoruz. Belki bize geri dönerler. Çünkü başımızdaki Baas felaketi gitti. O yüzden şimdi baharın gelmek üzere olduğu bu günlerde gözlerimiz yine o birkaç mezarın kaldığı tepedeki ağaçtadır. Acaba leyleklerimiz gelecek mi diye merakla bekliyorum. Bunları ben ve benim yaşlarda olanlar bilir. Zamane gençlerinin bu hikayeden haberleri bile yok. Ve öyle çok fazla merak ettikleri de yok. Bu da geçen süre içinde ne kadar köklerinden uzaklaştıklarını gösteriyor.”
Çok merak ettiğim Gerkê Legê hikayesini herhangi bir dükkanın önünde yanına oturduğumuz yaşlı çınar böyle anlattı. O, tüm Gerkê Legê’liler adına şimdi leyleklerinin geri gelmesini bekliyor. Geri geleceklerine de inanıyor. Çünkü artık kendi kimlikleri, tarih ve kültürleri, hikaye ve masallarıyla varlar. Bu da kendilerine küsen leyleklerin yeniden onlarla barışması demek.
Kent içinde gezerken gördüklerim ve yaşlının bana anlattıklarıyla şimdilik Gerkê Legê adının nereden geldiği konusundaki merakımı az da olsa giderdim. Ama yeni bir merakım oluştu. Şimdi ben de o yaşlı gibi leyleklerin gelip gelmeyeceklerini düşünüyorum. Nisan ayını merakla bekliyorum. Nisan ayında kent hikayesinin başladığı ve devam ettiği, ancak şu an sadece birkaç mezarın kaldığı tepeye yeniden çıkacağım. O büyük ağaca bakıp leyleklerin gelip gelmediğine bakacağım.
SEYİT EVRAN: Leylekler yeniden gelecek