Birçok Êzîdî, sömürgeci uygulamalar sebebiyle çoğunlukla Kuzey ve Güney Kürdistan'dan Avrupa'ya göç etmek zorunda kaldı. Bugün Êzîdî nüfusun en fazla olduğu Almanya'da 40 bin civarında Êzîdî yaşıyor. Fransa, İngiltere, Danimarka ve İsveç ise Êzîdî nüfusun yoğun olduğu diğer Avrupa ülkeleri. Yine Ermenistan'da yaklaşık 50 bin, Gürcistan'da ise 10 bin yerleşik Êzîdî Kürt yaşamakta. Rojava'nın Efrîn ve Cizîrê kantonlarında da sayıları az olsa da Êzîdîler mevcut. Êzîdîlerin yüzyıllar boyunca maruz kaldıkları baskılara karşı geliştirdikleri yurtseverlik anlayışları, tüm sindirme ve yok etme çabalarına rağmen yaşadıkları topraklara tutunmalarını, göç ettikleri yerlerde ise büyük oranda din ve kültürlerini korumalarını sağladı.


Bugün Güney Kürdistan ve Federe Kürdistan dışında Irak merkezi hükümeti yetkisi altında kalan Kürt bölgelerinde de 400 binden fazla Êzîdî yaşıyor. Musul'un 50 kilometre kuzeyinde ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi sınırları içerisinde kalan Şêxan bölgesi, Irak merkezi hükümetine bağlı Şengal Dağı ve çevresi, Êzîdîlerin nüfusun büyük bir kısmını oluşturdukları bölgelerdir. Ayrıca Musul'un kuzeydoğusunda bulunan Bêzan ve Beşiqa kasabaları, Êzîdîlerin Süryaniler ile birlikte yaşadıkları diğer yerleşim yerleridir. Yine birçok Êzîdî, çoğunlukla ekonomik sebepler nedeniyle Duhok, Hewlêr, Silêmanî ve Musul şehir merkezlerinde yaşıyor. Bölgesel ve ulusal düzeyde azınlık olmalarına karşın Êzîdîler, yaşadıkları köy ve kasabalarda büyük oranda çoğunluktur.


Musul'un 50 km kuzeyinde kalan Şêxan bölgesi, Êzîdîler için önemli bir inanç merkezidir. Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin (KBY) sınırları içerisinde yer alan bu bölgenin kuzey kısmında Laleş dediğimiz dağlık vadi bulunur. Laleş Vadisi içinde Êzîdî dininin kurucusu Şêx Adî'nin (?-1162) türbesi bulunuyor. Her sene Ekim ayının ilk haftası boyunca devam eden hac ibadeti de Laleş Vadisi'nde yapılmakta. Dünyanın dört bir yanından Laleş'e gelen Êzîdîler, Laleş Vadisi'nde hacı oluyor. Êzîdîlik için çok önemli olan Şêxan bölgesi ve Laleş Vadisi, KBY'nin yetki alanında olması nedeniyle güvenlik, seyahat özgürlüğü ve birçok açıdan merkezi yönetimin idaresi altındaki Êzîdî yerleşim yerlerine göre daha iyi durumda. Şengal bölgesi ise Şengal Dağı ve eteklerine kurulmuş yerleşim yerlerini kapsamakta. Şengal Dağı'nın güney yamacında dağ ile aynı adı taşıyan Şengal ilçesi bulunuyor. İlçenin nüfusu 2013 yılı verilerine göre yaklaşık 23 bin civarında. Nüfusun büyük bir kısmını Êzîdî Kürtler ve Sünni Araplar oluşturmakta. Şengal Dağı'nın güneyine doğru indikçe Êzîdî nüfus azalırken Arapların sayısı artmakta. Doğu-batı ekseninde yaklaşık 100 kilometrelik bir alana yayılmış ve 1356 metre yüksekliğe sahip Şengal Dağı'nın çevresi, çölleşmiş ovalarla kaplıdır. Batısında Rojava'nın Hesekê şehri, doğusunda ise Musul'un Şii-Türkmen yoğunluğuna sahip Tel Afer şehri bulunuyor.



Aralıksız baskı, tehdit


Şengal, Kürdistan'ın sınır bölgelerinden biri olmasının yanısıra bölge halkının dini açıdan da azınlık olması sebebiyle aralıksız baskı ve tehdite maruz kaldı. Irak devleti uzun yıllar boyunca Şengal'in demografik yapısını değiştirmek için politikalar geliştirdi. 1935 yılının Ekim ayında Irak devletinin aldığı yüksek vergileri ödemeyi reddeden Êzîdîler, Bekir Sidqi tarafından yönetilen Irak ordusunun saldırısına uğradı. 200'den fazla Êzîdî öldürüldü ve Êzîdîlerin yaşadığı bölgelerde sıkıyönetim ilan edildi. 1939 yılına kadar süren sıkıyönetim sonucunda Şêxan ve Şengal bölgeleri yeniden askeri kontrol altında alındı.


Kürt popülasyonunun köylerini terk etmeye, uzak ovalara ve dağ içi köylere göç etmeye zorlandığı 1970-1980 yıllarında Irak Hükümeti, Êzîdîler üzerinde ağır bir Araplaştırma politikası uyguladı. Saddam Hüseyin iktidarının ilk dönemlerini kapsayan bu yıllarda, Êzîdî köyleri yakılıp yıkıldı ya da rejime sadık Sünni Arap aşiretlere bırakıldı. Yerlerinden edilmiş Êzîdîlerin bir kısmı hala Şengal Dağı'nın güneyinde bulunan Siba Şêx Xidir (Cezire) ve Kataniye'deki toplama kamplarında yaşıyor. 1991'de kurulan KBY Êzîdîleri umutlandırdıysa da özellikle Şengal bölgesinde Araplaştırma politikaları devam etti. 


Şengal bölgesi, Irak devletinin yanısıra uzun bir süredir çevresinde bulunan Arap aşiretler ve radikal İslamcı örgütlerin de hedefi. 2003 yılında ABD'nin Irak işgali sonrası radikal İslamcı gruplar Şengal bölgesinde birçok kez infaz, kaçırma ve bombalama eylemleri gerçekleştirdi. Çevrede bulunan Sünni Arap yerleşim yerlerindeki camilerde Êzîdîlere din değiştirmeleri yönünde çağrılar yapıldı. Êzîdîleri öldürenlerin ahirette ödüllendirileceğine dair broşürler dağıtıldı. 2004 yılı Ramazan ayında sigara içen iki Êzîdî genç öldürüldü. Musul-Şengal yolu üzerinde sık sık yol kesme ve öldürme vakaları yaşandı. 22 Nisan 2007'de durdurulan bir otobüsün içindeki 23 Êzîdî kurşuna dizildi. Irak İslam Devleti'nin 2007 yılında Êzîdîlerin görüldükleri yerde öldürülmesi gerektiğini söyleyen fetvası üzerine çoğunluğu Musul merkezinden olmak üzere 70 binden fazla Êzîdî Irak'ı terk etmek zorunda kaldı. 14 Ağustos 2007'de Irak'ta yaşanmış en büyük terör saldırısında Şengal bölgesindeki Kataniye ve Siba Şêx Xidir (Cezire) köyleri hedeflendi. 2 tona yakın patlayıcının kullanıldığı bombalı saldırıda Irak Kızılayı'na göre 796 Êzîdî öldürüldü, 1562'si yaralandı. Binden fazla aile evsiz kaldı. KBY sınırları dışında yer alması ve Irak devletinin yeterli önemi göstermemesi, Şengal bölgesinin güvenlik açısından sorunlu bir bölge olmasına sebep olmuştur. 


Êzîdî bölgelerine yönelik çok ayaklı sistematik politikalar, birçok konuda yeni mağduriyetler yarattı. Nüfusu daha az olan Müslüman köylere fazlasıyla yardım yapılırken, daha fazla nüfusu olmasına rağmen Êzîdî köylerine düşük bütçeler ayrılıyor. Êzîdî bölgelerinde ciddi bir okul sıkıntısı da yaşanmakta. Birçok kasabada ortaöğretim okulları mevcut değil. İlköğretim okulları ise sınırlı sayıda. Öğretmen sayısının bir hayli düşük olması da bir diğer sorun. 2003 işgalinden sonra Êzîdîler, oluşturulan yeni Irak'a büyük umutlar bağladılar ve yeni anayasanın ilgili maddesiyle korunan kültürel ve dini gruplar arasında kendilerine de yer buldular. Ancak bu yasa değişikliği Êzîdîler ve diğer dini azınlıkların hayatında olumlu değişimlere yol açmaktan bir hayli uzak.


Yoğun tehdite rağmen tedbirsizlik



2006 yılında kurulan Irak İslam Devleti (IİD) için güvenlik açığı bulunan Şengal bölgesi potansiyel hedeflerden biriydi. Birçok kez Êzîdîlere karşı saldırılar gerçekleştiren örgüt, Suriye iç savaşıyla birlikte Suriye'de etkisini artırmaya başladı. Rakka, Deir el Zor gibi önemli şehirleri ele geçirirken ismini Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) olarak değiştirdi. 2 yıla yakın bir süredir Rojava'nın da birçok noktasına saldırılar gerçekleştiren IŞİD, son aylarda Irak içerisindeki etkinliğini de gözle görülür oranda artırmayı başardı. Musul'un birkaç mahallesinde kontrolü sağlayan IŞİD, 10 Haziran günü Irak ordusunun şehri terk etmesiyle Musul'un tamamında hakimiyeti sağladı. Musul'un peşi sıra kısa bir süre içinde Şengal yönünde Tel Afer ele geçirildi. Binlerce Şii-Türkmen, Şengal bölgesine sığındı. IŞİD Şengal'in güneyinde bulunan Al Baaj'ı da ele geçirerek üs olarak kullanmaya başladı. Musul'un ele geçirilmesinden sadece bir gün sonra ele geçirilen silahların Suriye sınırları içinde bulunan Til Hemîs'e geçirilmiş olması bölgedeki güvenlik açığının boyutunu gözler önüne seriyor. Ayrıca IŞİD, Musul Baraj Gölü'nün güneyinde, Şengal'in ise kuzeyinde bulunan Rebîa sınır kasabası ve Zummar etrafında hakimiyet sağlamasıyla Şengal bölgesini 3 koldan kuşatma altına aldı. Belirgin bir şekilde artan bu tehlikeye karşı Güney Kürdistanlı siyasetçilerin yeterli önemi gösterdiğini söylemek çok zor. Irak ordusunun 10 Haziran sonrası bölgeden çekilmesi ardından yeterli sayıda pêşmerge ve teçhizatın bölgeye gönderilmemiş olması, bunun en büyük göstergesi. KCK yetkililerinin ısrarlı yardım talebi ve ortak savunma önerisinin dikkate alınmamış olması da bir diğer gösterge.  


25 Temmuz'da Hesekê'nin güneyinde Suriye rejimi kontrolünde bulunan 121. Tümen IŞİD tarafından ele geçirildi. Hesekê merkezine birçok top atışı yapılırken, Kawkab Dağı etrafında da IŞİD baskısının arttığı görüldü. YPG'nin direnişiyle IŞİD ilerleyişi durdurularak şehir merkezine yönelik saldırıların önüne geçildi. 1 Ağustos günü Musul Baraj Gölü'nün güneyinde bulunan Zummar kasabası etrafında başlayan IŞİD saldırıları, 3 Ağustos gününe geldiğimizde ise Pêşmerge'nin Şengal Dağı'nın kuzeyinde Rebîa-Zummar hattında meşgul olmasından yararlanarak Şengal'in güneyindeki Arap yerleşim yerleri Al Baaj ve Qeyrewan'dan Şengal merkezine saldırdı. Kısa sürede herhangi bir direniş görmeden Şengal kasabasını ele geçiren IŞİD, Musul Barajı bölgesini de ele geçirerek bölgedeki hakimiyetini pekiştirdi. Yerel Arap aşiretlerinin Şengal saldırısında yer aldığı haberleri ve Til Birek'te YPG'nin kontrolü devrettiği aşiretlerin IŞİD ile anlaşması, örgütün yerel Arap aşiretlerini Kürtlere karşı örgütleme konusunda kısmi başarı sağladığını gösteriyor. Daha önce birçok kez Til Hemîs'ten Cizîrê kantonuna saldırmaya çalışan örgüt için bu bölge oldukça stratejik bir öneme sahip. Farklı kaynakların Ömer Şişani'nin Musul işgali sonrası süreçte birkaç kez bu bölgede bulunduğunu doğruluyor olması da bölgeye verdikleri önemin bir diğer göstergesi.


YPG katliamın boyutlanmasını önledi


Tarih boyunca sömürgeci güçler tarafından Kürdistan'ın zayıf halkası olarak görülen Şengal, bugün tarihinde benzerlerinin bulunduğu katliamlardan birini daha yaşıyor. Binlerce sivil katledilirken, yüzlerce Êzîdî kadın alıkonuldu. Öldürülen sivillerin toplu mezarlara gömüldüğü söyleniyor. Hala bilanço hakkında kesin bir bilgiye sahip değiliz. Gün geçtikçe katliamın boyutları genişliyor. Binlerce sivil, su kaynağı bulmanın çok zor olduğu, bitki örtüsünün bulunmadığı Şengal Dağı'nda mahsur durumda. Şengal Dağı'nın kuzeyi ile Rojava sınırı arasında bulunan 20 km mesafenin IŞİD tarafından kontrol ediliyor olması, YPG müdahalesinde gecikmeler yaşanmasına sebep oldu. Şengal'in işgal edilmesinin ardından sınırı aşarak Şengal yönüne ilerleyen YPG güçleri, kısa sürede Sinûn Köyü'nde kontrolü sağlamayı başardı. Ardından kısa bir sürede Şengal Dağı'ndan Rojava'ya uzanan bir tahliye koridoru oluşturan YPG, şu ana kadar 20 binden fazla sivili Rojava'ya geçirerek katliamın boyutlarının artmasına engel oldu. HPG gerillalarının da bölgeye yetişmesiyle birlikte her geçen gün alan hakimiyeti artıyor. Şengal Dağı'ndan tek tahliye koridorunun YPG ve HPG güçleri tarafından açılmış olması ise tarihi önemdedir.


Uzun yıllar boyunca Şengal bölgesinin güvenliği konusunda yeterli hassasiyetin oluşmamış olması, önemli ve değerlendirilmesi gereken bir mesele olarak karşımızda duruyor. Güney Kürdistanlı yöneticilerin bu konuda önemli eksiklerinin bulunduğunu söyleyebiliriz. Bölgede artan IŞİD baskısına rağmen yeterli askeri gücün bulunmaması, az sayıda pêşmergeye destek kuvvet yollamak yerine geri çekilme emrinin verilmiş olması ve sivil halkın silahlandırılmasına karşı çıkılması, bu eksikliklerin en göze çarpanlarından. 


PKK Yürütme Konseyi Üyesi Murat Karayılan'ın Şengal'in işgalinden yaklaşık bir buçuk ay önce Fırat Haber Ajansı (ANF) aracılığıyla yaptığı çağrının dikkate alınmamış olması da tarihe mühim bir hata olarak geçecek. Şengal ve Dicle Nehri arasında kalan bölgelerde Pêşmerge etkisinin azalmasıyla birlikte Şengal bölgesi defakto olarak Rojava'nın bir parçası haline gelmiş durumda. Nitekim siviller öncelikle Rojava'ya, daha sonra Pêşxabûr üzerinden Güney Kürdistan'a geçirilebiliyor.  


Rojava Devrimi'nin tüm coğrafi dezavantajlara ve saldırılara rağmen ayakta durması ve gün geçtikçe güçlenmeye devam etmesi, halkın devrimin içinde yer almasıyla birebir bağlantılıdır. "Özsavunma" ve "özgüç" kavramlarının sıklıkla işlendiği Rojava'da YPG kuvvetleriyle birlikte vatandaşlar da olası ani saldırılara karşı köylerini koruyabilmek için eğitimlerden geçiriliyor. Günün tüm olumsuzluklarına rağmen Şengal için örnek model, yanı başındaki Rojava Devrimi'nden başkası değildir. Kısa bir süre içerisinde Şengal Direniş Birlikleri'nin kurulması ve yüzlerce Êzîdî'nin silahlanarak YPG ve HPG güçlerinin yanında savaşması ilk belirtiler olarak değerlendirilebilir. Ortadoğu'da birçok ülkede yaşanan hızlı değişimlerden Kürdistan ve Kürdistanlılar da etkilenmekte. Bu süreçte Kürdistan için Şengal, özsavunma çizgisinin önemini bir kez daha gösteren acı bir tecrübedir. Bu tecrübeden gerekli dersler alınarak Şengal'in kendi kaderine terk edilmemesi gerekiyor. Ortak savunma hattının oluşturulması artık kendini dayatmaktadır. Tüm Kürtlerin kişisel çıkarlarından sıyrılarak bu çerçevede katkı sunması da soykırım tehditiyle karşı karşıya bulunan Êzîdîler için tarihi önemdedir. Aksi yönde hareket edenler, tarih önünde mahkum olacaklar.