
M. Kemal’in direktifleriyle 18 Eylül 1920’de kurulan İstiklal Mahkemelerinin acımasız yargıçları (Üç Aliler), kanunlarıyla toplumda adeta korku ve terör estiriyorlardı. Türk olmayanları, Türk’e benzemeyenleri, yaratılacak olan Türk dilini, Türk-İslam sentezini (Hanefi mezhebini); Türk milletini, Osmanlıdan-emperyalistlerden geriye kalmış Türk devletini koşulsuz benimseyip sevmeyenleri idam ediyorlardı. Mazlum insanları zındanlara tıkıyor, sürgünlere yolluyorlardı. Bu İstiklal Mahkemeleri, en çok da Kürtlere karşı acımasızdı.
Kürt diline, Kürtlük bilincine asla tahammülü yoktu. Hele Kürdün seyyidini, şeyhini ve bir de Alevisini asla afetmezdi! Osmanlı yıkıntıları üzerine kurulmuş yeni Cumhurriyet adına Kürt Babalar ve evlatlar, kardeşler, amca ve yeğenler hep bir arada aynı meydanlarda sallandırılıyordu. İşte bunun iki örneği; oğullarıyla birlikte asılan iki Kürt Seyyidi! Şâfi mezhebine mensup Seyyid Abdulkadir ve Rêya Heq inancına mensup Seyyid Rıza!
Seyyid Abdulkadir ve oğlu Seyyid Mehmet
1925 Şeyh Said İsyanı kanla bastırılınca başta Seyh Sait Efendi olmak üzere Kürtlerin beyin kadroları 27 Mayıs 1925‘te Diyarbakır’da idam edilmişlerdi. Bunlardan birisi de Seyyid Abdulkadir Efendi ve oğlu Seyyid Mehmet idi. Seyyid Abdulkadir; 1851 de Hakkari Şemzinan’da Nakşibendi Şeyhi Ubeydullah Nehri’nın oğlu olarak dünyaya gelmişti. Göstermelik mahkemeler sonucunda, idam kararı onaylanan Seyyid Abdulkadir’in son isteği; “kendisinin oğlundan önce asılmasıydı.” Bu isteği, mahkeme heyetince kabul edilmedi. Seyyid Mehmet; babası Seyyid Abdulkadir’in gözleri önünde asıldı. Seyyid Abdulkadir tam 74 yaşında, asılan biricik oğlundan sonra hemen yanındaki darağacına çekilmişti.
Seyyid Rıza ve oğlu Reşik Hüseyin
Yıl 1937 Dersim’de çok kanlı bir soykırımının hemen arefesinde yakalanan Seyyid Rıza, oğlu Reşik Hüseyin ve yaklaşık 60 arkadaşlarıyla birlikte, Elazığ’da İstiklal Mahkemelerince göstermelik yargılandılar. Seyyid Rıza ve 6 Dersimli Kürt; 15 Kasım 1937 gecesi idam edildiler. Seyyid Rıza; 1863 yılında Dersim, Ovacık’ın Lertik/Abasan (Yalmanlar) köyünde, Seyyid İbrahim’in oğlu olarak dünyaya geldi. İdam öncesini ve gecesini anılarında tarihe not düşen İ. Sabri Çağlayangil, Seyyid Rıza’dan nasıl etkilendiğini açıkca anlatır:
Seyyid Rıza’nın gerçek yaşı aslında 80’nin üzerindeydi. Buna karşın nüfustaki yaşı ise 75’ti. 75 olan Seyyid Rıza’nın yaşı, oğlu yaşındaki yalancı şahitlerle 57’ye indirilmişti. Hele oğul Reşik Hüseyin, tam bir toy çocuktu. Yaşı henüz 17 bile olmamıştı. Onun yaşını da 21‘e çıkardılar. Ne ilginçtir! Baba Seyyid Rıza’nın yaşı indirilirken, biriçik evladının küçük olan yaşı ise büyütülüyordu. O zulmat gecesinde şu sahneler yaşanmıştı. Seyyid Rıza asılacağını anlamış ve yanındaki yetkililere; “kırk liram ve saatim var oğluma verirsiniz!” demişti. Ama o sırada oğlunun asıldığından habersizdi. Reşik Hüseyin asılırken ip, tam iki kez kopmuştu. Muhtemeldir ki baba Seyyid Rıza, oğlu Hüseyin’in asıldığına tanık oldu! O anı gördü ve bundandır ki;
“Evladı Kerbelayık, bi hatayık, ayıptır, zulumdür, cinayettir!” cümlesini en yüksek sesle ve heyacanla kendi ana dilinde haykırdı. Kendisi için kurulan idam sehpasının önüne yürüdü. Celladı elinin tersiyle itti ve kendi ipini kendisi boynuna geçirdi.