
Dünyanın birçok yerinde kadınlar, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü için alanlara çıkıp eril sisteme karşı eylemde oldu. Ortadoğu'da ise Kobanê, kadına yönelik şiddetin en barbar halini sergileyen DAİŞ çetelerine direnişin kalesi oldu. YPJ'li kadınların tüm dünya kadınları için yürüttüğü savaş devam ederken, çetelerin elinde esir kalıp kurtulan kadınların anlattıkları DAİŞ'in kadın düşmanı yönünü bir kez daha gözler önüne serdi.
'Çocuklarımın ağzını kapattım'
Çetelerin Minbic'e yakın köyleri işgal etmesiyle birlikte kaçırılan 4 çocuk annesi Cîhan Abdullah, çeteler tarafından sorgulandığını söyledi. Cîhan Abdullah, "Tüm ailemizi esir alarak Minbic'de zindana koydular. Burada erkekleri bir tarafa bizi de bir tarafa götürdüler. İlk başta çarşaflı kadınlar yanımıza gelip tokalaşmak istedi, ancak elimizi uzatmadık. Hakaret ettiler. Bizim Müslüman olduğumuzu bilmelerine rağmen zorla Müslüman olmadığımıza dair gerekçeler arıyorlardı. Kadınlardan sonra sakallı DAİŞ'liler gelince bu kez çocuklarımın ağzını kapatmak zorunda kalıyordum. Onlardan çok korkuyorduk; çünkü çocuklar ısrarla babalarını istediğinde hakaret ederek, "hepiniz büyüyüp şeytan olacak ve bize karşı savaşacaksınız" diyorlardı. Zaten kızım Bêrîtan sürekli "Apo Apo Apê me, ev welat giştî yê me" diye bağırıyordu. Daha sonra bizi bıraktılar ancak eşim içeride kaldı. DAİŞ çeteleri onların kul kölesi olmamızı istiyorlar" dedi.
'Kendimi öldürmek istedim'
8 buçuk aylık hamile olmasına rağmen kaçırılan 20 yaşındaki Suzan Ehmed, zindandan bırakılmadan 20 gün önce çocuğunun dünyaya geldiğini ifade ederek, DAİŞ elinde kendisini öldürmek istediğini kaydetti. "DAİŞ çeteleri köyümüze baskın yaptığı sırada eşim şehre gitmişti. 8 buçuk aylık hamile olmama rağmen beni de alıp götürdüler. Hayatımda görmediğim bir yerde zindana yerleştirdiler. O sırada kendimi öldürmek istedim, ancak hiç fırsat bulamadım. Daha sonra çocuğum dünyaya geldi. Tarifi olmayan bir işkenceydi. Ulu ortada doğum yapıyorsun ve insana benzemeyen saçlı sakallı kişiler başına silah dayıyorlar. Halen o travmayı üzerimden atamadım" dedi.
'Arap kadınlara da zulmediyorlar'
17 yaşındaki Mahabat Derwêş ise çeteler tarafından kaçırıldığı sırada YPJ saflarına gidememenin pişmanlığını çok yaşadığını söyledi. Derweş şunları kaydetti: "DAİŞ beni ve babamı esir aldı. Babamı başka zindana koydular beni de Arap kadınların olduğu bir bodruma koydular. Beni Kürt olduğum için rehin almışlardı. Arap kadınları ise sırf yüzleri açık olduğu için... Anladım ki bu DAİŞ vahşilerinin olduğu yerde kadının yaşamaya hakkı yok. Artık sağ kurtulacağımı da düşünmüyordum, onun için bir an önce ölmek istiyordum ve 6 gün boyunca hiç yemek yemedim. Bize, 'Bir kurşun kadar değeriniz olmadığı için sizi öldürmeyeceğiz ve bırakacağız' dedikten sonra yemek yemeye başladım. Ancak günlük hepimizin boynuna hançeri dayıyorlardı. Kendime çok kızıyordum, şimdiye kadar neden YPJ'ye katılmamışım diye. Ancak bir gün bu barbar DAİŞ'in yaptığı vahşet ortaya çıkacaktır."
DİHA/RIHA