Fethullah Gülen’in cemaatinin “devlet cemaati” olduğunu belirten Doç. Dr. Fikret Başkaya, “Cemaatle asıl devlet aynı tarafta. Cemaat ile AKP arasında bir mücadele değil bu sadece. Cemaatin öne sürüldüğü devlet ile hükümet arasındaki bir çatışma” dedi. AKP’nin Batı ve Ortadoğu’da dostunun kalmadığını söyleyen Başkaya, “Şimdi bir tek El Kaide ile mi bunlar bu koca cephenin karşısında duracaklar? Buna imkan yok. Yolun sonuna yaklaştı AKP” diye belirtti ve kavganının kaybedeninin hükümet olacağını kaydetti.

Türkiye, 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun ardından siyasi krizin yanı sıra ekonomik kriz ile de karşı karşıya. Hükümet ile cemaat arasındaki kavga “kim kaybedecek” tartışmaları üzerinden devam ediyor. Doç. Dr. Başkaya, Cemaat ile AKP Hükümeti arasındaki çatışmayı, Türkiye’deki barış sürecini, Cenevre 2 Konferansı ve Rojava’daki özerklik gibi önemli gündemleri DİHA’ya değerlendirdi. Türkiye’de rejimin 1923’ten itibaren dine karıştığını belirten Başkaya, “Şimdi sen dine karışırsan din de sana karışırdı. O da karıştı. 1946-50’lere kadar dini baskı altına aldılar. Ondan sonrada dini manipüle etmek diye bir yöntem geliştirdiler. Dini seküler güçlere, sosyalistlere karşı kullanmaya başladılar. 1980 darbesinden sonra kendi cemaatlerini kurdular. Fethullah devletin cemaatidir” dedi. Cemaatin her kritik anda devletin tarafını tuttuğuna dikkat çeken Başkaya, “Mesela 12 Eylül’ü desteklemiştir, 28 Şubat’ı desteklemiştir. Dolayısıyla ne oldu, devlet kadroları yine son tahlilde yine devlet tarafından desteklenen bir cemaat tarafından dolduruldu” diye belirtti.  



Cemaatle devlet aynı tarafta

“Siz cemaati asıl devlet olarak mı değerlendiriyorsunuz?” sorusuna ise Başkaya şu yanıtı verdi: “Gayet tabi. Cemaatle asıl devlet aynı tarafta. Bunun yanı sıra pasta büyüdükçe daha çok pay almak için bir mücadele söz konusu. Bir şey daha var; devlet katında da AKP’nin aşırılıklarından da rahatsızlık başladı. İşte büyük sermayeye dair hükümetin tavrı filan. Dolayısıyla bu işin sonu yok. Cemaat ile AKP arasında bir mücadele değil bu sadece. Cemaatin öne sürüldüğü devlet ile hükümet arasındaki bir çatışma bu aslında. Benim tespitim bu yönde.”

‘Hükümet kaybedecek’

Başkaya, bu savaşı ise hükümetin kaybedeceğine kesin gözüyle bakıyor: “Bu savaşı da hükümetin kaybetmesi kesin. Çünkü diğer tarafta, büyük sermaye var, dinci kesimin önemli bir kısmı var, Avrupa ve Amerika var. Şimdi bu tarafın bu işin içinden çıkma şansı yok. İkincisi; o kadar yolsuzluğa bulaştılar ki, meşruiyetleri kalmadı. Şimdi kendi taraftarlarını sıklaştırarak, kampı sıkı tutup, günü kurtarmaya çalışıyor ama durum ‘mezarlığı geçerken şarkı söylemek’ gibi bir durum aslında.”

‘Kuşun boynu koptu’ 

AKP’nin emperyalist güçlerin beklentilerine cevap olamadığını kaydeden Başkaya, “O tarafın beklentisine cevap veremeyince desteği çektiler. Şu anda anlayacağınız kuşun boynu koptu. Biliyorsunuz, kuşun boynu koptu mu yapıştırma imkanı yoktur. Dışarıda sadece Batı değil Ortadoğu ve diğer yerlerde de Türkiye’nin dış politikası bakımından müthiş bir tepki var. Dostları kalmadı bunların, tek başlarına kaldılar. Şimdi bir tek El Kaide ile mi bunlar bu koca cephenin karşısında duracaklar? Buna imkan yok. Yolun sonuna yaklaştı AKP” diye konuştu.  


Şiddetli krize doğru tam yol

Türkiye ekonomisinin de bu krizden payını aldığına vurgu yapan Başkaya, “Türkiye gibi bir ülkenin saman ithal etmesi bir skandaldır. Dünyayı doyuracak kadar buğday ve hububat üretebilecek bir ülke samanı ithal ediyor” örneğini vererek, şöyle devam etti: “Mesele şu; bunlar iktidara geldiği zaman 2002’de Türkiye derin bir kriz içindeydi. Kemal Derviş geldi aracı rotasına yerleştirdi ve zemini hazırladı ve bunlar direksiyona geçtiler. Yani bir şey yapmadılar. Bunların kendine özgü bir politikası yok ve olması da mümkün değil. O dönemden bugüne Türkiye’ye çok miktarda yabancı sermaye girdi ama bu süpekülatif sermaye esas olarak değersizleşme riskini bertaraf etmek için kısa sürede daha çok kazanç elde etmek için gelen sermayeydi. Nerelere geldi, özelleştirilen şirketlere ortak oldu, devlet kağıtları aldı. Hazine bonusu, tahvil. Borsaya geldi. Bankaları satın aldı filan. Dolayısıyla yükselen ekonomi olmak için gerekli dinamik, ileri teknoloji alanlarında bir yatırım olmadı. AVM yaptılar, duble yol yaptılar, otoyol yaptılar, köprü yaptılar, konuta harcadılar. Ve yolsuzluk ve rüşvetle büyük bir kısmını da aldılar. Netice itibariyle ekonominin temeli zayıftı. Sürekli dış açık yaşandı. Bu dış açığı sıcak para ile kapatmaya çalıştılar ama bunun sonu yok. Türkiye daha şiddetli bir krize doğru hızla yol alıyor ve ellerinde de çok güçlü bu akıntının karşısında duracak enstrümanlara sahip değiller. Netice itibariyle Türkiye’de ne oluyor; yağmalıyorlar ve talan ediyorlar. Sıkışınca o aktörü çekip yerine başkasını getiriyorlar. Yağmanın, talanın ve sömürünün araçlarını oluşturmak için şimdi yeniden bir faaliyete geçecekler.”
Bu noktada toplumsal tepkinin önemine vurgu yapan Başkaya, şunları belirtti: “Daha ne zamana kadar bu kepazeliğe bu toplum ses çıkarmayacak. Ne zaman sahaya inecek. Ne zaman insanlar bir yurttaş gibi davranacak. Yurttaş olmak oy vermek değil ki. Sen bin sene oy ver. Hiç bir şey değişmez. İnsanların seyirci olmaktan kurtulması gerekiyor, yeter artık bu seyircilik. ‘Sayın seyirciliğe’ bir son vermek lazım. Yoksa şimdi yine kriz, yine onun bedeli. İşsizlik. Zaten işsizdik şimdi bu daha da artacak.”


Kürtsüz Cenevre gaflet ve delalettir

Suriye’nin en önemli aktörlerinden birinin Cenevre 2 konferansında sürecin dışında tutulduğunu ifade eden Başkaya, “Kürtlerin Cenevre 2’ye davet edilmemesi gaflet ve delalettir” dedi. Hem Türkiye hem de NATO’cu cephenin (Katar vs.) kısa sürede Suriye’deki rejimin çökebileceği anlayışından hareket ettiklerini ve bu beklentinin gerçekleşmediğini ifade eden Başkaya, “Çünkü karşılarında Rusya, Çin, İran ve Hizbullah’tan oluşan güçlü bir eksen vardı. Sonuç itibarıyla şu anda istedikleri gibi olmuyor. Ve Cenevre 2 diye bir barış konferansı örgütlediler. Bence kısa sürede burada bir şey beklemek doğru değil. Fakat bir başlangıç olması bakımından, bir ateşkes sağlanabilirse, bu bile başarı olabilir” dedi.
Konferansta Kürtler ve İran’ın dışlandığına dikkat çeken Başkaya, “Konferans tabi çok kötü başladı. Çünkü İran’ı dışladılar. İran’ı dışlamaların sebebi de Suudilerin baskısıyla oldu sanıyorum. Kürtlerin asıl kanadını dışladılar. O açıdan konferansın kapsayıcılığı bakımından sorun var. Şu anda belirsizlik devam ediyor” diye belirtti. PYD’nin Cenevre davet edilmemesini de eleştiren Başkaya, şöyle konuştu: “Türkiye’nin baskısıyla orada asıl olan aktör konferanstan dışlanmış durumda. Tabi şu aşamada nasıl bir sonuç ortaya çıkacak, bunu söylemek çok zor. Dezavantaj şu; bir taraftan Türkiye’nin oradaki oluşuma yaklaşımı son derece yanlış. İkincisi de; Birleşmiş Milletler’in ve bu konferansı düzenleyenlerin yaklaşımı da sakat. Şimdi orada en önemli aktörlerden biri sürecin dışında tutuluyor, herhangi bir temsiliyet gücü olmayanlar oraya davet ediliyor. Kürtlerin Cenevre 2’ye davet edilmemesi gaflet ve delalettir. Etik olarak kabul edilecek bir durum değil.”

Rojava ümit verici
Rojava’da Kürtlerin izlediği politikayı olumlu bulan ve desteklerini belirten Başkaya, özerklik ilanının ise umut verici olduğunu söyledi: “Ben baştan itibaren Rojava’daki Kürtlerin izledikleri yolu gayet olumlu buldum. Şundan dolayı; bir kere otokratik rejime ve emperyalistler tarafından yürütülen saldırılara da mesafeli durarak, orada bir demokratik oluşumun mümkün olabileceğini kanıtlar gibiler netice itibariyle. O açıdan üçüncü yoldan ne Esad yanlısı ne de emperyalistler yanlısı bir yol kastediliyorsa tabi ki orada üçüncü bir yol var. Bundan sonra o hareketin demokratik özünü güçlendirmesi gerekiyor, kapsayıcılığını büyütmesi gerekiyor. Tabi orada kritik bir durum da var. Kürtler orada bir otonom oluşuma gittiklerinde, burada hemen kulaklar kalkıyor ama oraya fanatik El Kaideciler geldiği zaman tam tersine, onlara her türlü desteği sunuyorlar. Neticede oradaki oluşum şu aşamada ümit verici. Onu destekleyip yaşatmak, onu diğer taraflar açısından bir model olarak sunma imkanı haline getirilebilir.”

Patinaj yapıyor ama yol almıyor 


Başkaya, demokratik çözüm sürecine ilişkin ise AKP Hükümeti’nin yaklaşımını eleştirdi. “Sadece Roboskî’de olanlara bakarak, bunların ne kadar samimiyetsiz, ne kadar bu sorunu çözmek gibi bir niyetlerinin olmadığı ortaya çıkar” diyen Başkaya’nın değerlendirmesi şöyle: “Bunların Kürt sorununa yaklaşımında bir esneme yok. Yani resmi bakışta bir esneme yok. Şimdi bunların farkı ne derseniz? Bunların ‘İslami kardeşlik’ temelinde bu sorunu çözmek gibi bir niyetleri var fakat bunun bu dünyada bir karşılığı yok. Onun için bu son bir yıllık dönemde süreçteki en olumlu yan ateşkes kısmı. Fakat ateşkes çözüm değil, çözüme giden yolda bir durak. Şimdi ondan sonra nereye gideceğin çok önemli. Ve o arada kalmış durumda. Araç orada patinaj yapıyor ve yol almıyor. Bu rejim 80 senedir, erteleyerek, zamana yayarak bir asimilasyonun mümkün olduğunu düşündü. Dediler ki; ‘biz eninde sonunda bu asimilasyonu yapacağız.’ Bunu yapamadılar. Bunlar kaldığı yerden devam ediyorlar. Diyorlar ki; seçimlere kadar, bilmem neye kadar. Böyle bir oyalama taktiği var. Bu son derece belirgin bir durum.”



İBRAHİM ASLAN/EREN DİNÇ/DİHA/ANKARA