İngiltere'nin başkenti Londra'da yaşayan avukat İlkay Timur, göç eden kadınların ve kız çocuklarının uğradığı şiddetin sadece geldikleri ülkelerle sınırlı olmadığını, geldikleri ülkelerde de şiddet ve önyargılara maruz kaldığını belirtti. 

İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün (HRW) belirlemelerine göre 2015 yılı başlarından Kasım ortalarına kadar yaklaşık 800 bin sığınmacı Avrupa kıyılarına ulaştı. Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler Yüksek Komiserliği ve BM Göçmenlik Bürosu'na göre bu rakamın yüzde 84'ü içerisinde Suriye, Afganistan ve Irak'tan göç edenler var. 

Bu konuya ilişkin Avukat İlkay Timur yaşanan sorunları ve yapılması gerekenleri anlattı.


AB'nin hukuki sorumlulukları var

Göçün yükselişinde uluslararası toplumun önemli bir rolü olduğunu belirten Timur, özellikle  Avrupa Birliği'nin kendi toprakları ve sınırlarında bu bireylere karşı insan haklarını korumaya yönelik net hukuki sorumluklarının olduğunu söyledi. Timur, son gelişmelerden sonra ortaya çıkan tabloda, Avrupa Birliği üye devletlerinin bunun aksini yaptığını ve bazı üye devletlerin yaklaşımının daha da zorlayıcı olduğunu vurgulayarak, bu yıkıcı yaklaşımların özellikle göçmen ve sığınmacı kadınlarda birçok soruna yol açtığını dile getirdi. 


Önyargılar sorunları sürekli kılıyor

Avukat Timur "Medyanın ve karar mercilerindeki kurumların görmek istemedikleri durum, göç etmeye çalışan kadın ve kız çocuklarına yönelik şiddet, savaştan kaçarken ya da göç etmeye çalıştığı çalıştığı ülkeye giden yolculukla sınırlı değil. Göç ettiği ülkeye vardıktan sonra göçmenlere ve sığınmacılara yönelik önyargılar sebebiyle sürekli devam ediyor" dedi. 

Kadın ve kız çocuklarında sürekli devam eden bu ötekileştirilme psikolojisinin çeşitli sorunlara yol açtığını söyleyen Timur, bunlar arasında şunları sıraladı: 

* Hem bilgisizlikten hem de kültürel utançtan kaynaklı tecavüz ve cinsel suistimal durumlarında gerekli mercilere başvuramama ve yardım isteyememe,

* Göç eden ve sığınan kadınların aile içi şiddete maruz kalması ve yine aileleri tarafından cinsel saldırıdan korumak amacıyla ya da kültürel sebeplerle göç eden ve sığınan kadınların aileleri tarafından erken evlendirilmesi; fakat yine eş tarafından aile içi şiddet ve dahası cinsel saldırıya maruz kalması, 

* Fuhuş; dil yetersizliği ve deneyimsizlik nedeniyle iş bulamamanın yarattığı yoksulluktan kaynaklı, kadın ve kız çocuklarının başvurduğu iş oluyor.

*  Evsizlik faktörü; yoksulluktan ve yardım alamamaktan kaynaklı kadınların ve kız çocuklarının kadınlı erkekli, çoluklu çocuklu kalabalık odalarda hiçbir özel alanı olmadan, zor şartlar altında yabancılar ile yaşaması,

* Kamu tarafından ötekileştirme ve zorbalık durumlarında yardıma ihtiyaç duyduklarında nereye başvurabileceklerini bilememe, çaresizlik durumu."


STÖ'ler projelerini yaygınlaştırmalı

Timur, Avrupa'da sivil toplum örgütleri ve çeşitli kadın kuruluşlarının bu sorunların çözümüne yönelik çalışma ve projeleri yürüttüğünü belirterek şunları söyledi: "Özellikle göç eden kadınların ve kız çocuklarının yaşadıklarının kabul edilmez olduğunun farkına varmaları ve sessiz kalmamaları gerektiğinin öğretilmesi amaçlanıyor" dedi. Timur, bununla beraber göç eden ve sığınmacı kadın ve kız çocukları ile çalışan kamu ve yetkili merciilerin maruz kaldıkları şiddeti erkenden tespit edip, onları içinde bulundukları tehlikeli durumdan uzaklaştırarak, koruma altına almaya yönelik çalışmalarını yaygınlaştırmaları gerektiğini söyledi. 


SUNA ALAN / LONDRA