NAZMİ GÜR

Koronavirüs salgını yayıldıkça, ülkeler içe kapanmaya, uluslararası dayanışmadan uzaklaşmaya, etraflarına duvarlar örmeye başladılar. Covid-19’u “fırsat” bilen kimi liderler, ülke yönetimlerini “tek” başına ele geçirme çabası içine girdiler. Salgına karşı aldıkları “önlemler”, insani krizler yaratmaya, demokrasi ve insan haklarını kısıtlamaya vardı. Bu gelişmelerden en çok ve doğrudan etkilenenler ise hiç kuşkusuz sesleri pek duyulmayan; sığınmacı, göçmen ve mülteciler.

Gelişmiş kuzey yarımküre ülkelerindeki refah, güney yarımkürenin yoksulluğu; milyonlarca yoksulun “daha iyi bir yaşam umuduyla” başlattıkları “göç” yolculuğu, salgın bahanesi ile örülmek istenen “duvarlara” çarpmış durumda.

Küresel bir tehdide dönüşen Koronavirüs salgını, savaş ve çatışmaları durdurmaya yetmedi.

Ülkeler “içe” kapanıp, dayanışmadan uzaklaştıkça, milyonlarca göçmen, savaşlarla zorla yerinden edilen milyonlar ve kendi ülkelerinde, çatışma ve savaş nedeni ile terk eden insanların yaşamı tehdit altında. Bu duruma sebep olan dikta rejimleri ve liderler ise iktidarlarını “pekiştirme” ve “uzatma” yolunda oldukça mesafe almış durumdalar.

Göçmen ve mülteci karşıtı politikaları ile bilinen ABD Başkanı Trump, Meksika sınırına “duvar” örme sözüyle ortaya koyarken, 20 Nisan’da Twitter üzerinden verdiği mesajla, salgını “fırsat” bilip göçmenlere yeni bir set çekeceğini ilan etti. Trump mesajında; “Görünmez Düşman'dan gelen saldırı ışığında ve muhteşem Amerikan vatandaşlarımızın işlerini koruma gereksinimi sebebiyle, ABD’ye göçü geçici olarak askıya almak için başkanlık kararnamesi imzalayacağım!” diyerek meydan okumasını sürdürdü. Aynı Trump, bu kararnameyi Çarşamba günü imzalayacağını da açıkladı. (Bu yazının yayınlandığı gün Trump’ın göçmen vizelerinin askıya alınmasını öngören kararnamesi imzalanmış ve yürürlüğe girmiş olacak.)

Sınırlarını Covid-19 bahanesiyle kapatan ülkeler, sığınmacıları bir birlerine karşı “koz” olarak kullanmaktan kaçınmıyorlar. Sınırlarını açıp Suriyelileri sınıra süren anlayış ve sınırlarını kapatan AB’nin anlayışında özde bir fark yok. Arda “araçsallaştırılan” mülteciler, nihayetinde salgın gerçeği ile baş başa bırakıldılar.

Mültecilerin sorunları “misafir” olarak bulundukları ülkelerle sınırlı olarak kalmıyor. Bir biçimde gittikleri ülkelerde de, bu kez yabancı düşmanlığı, ayrımcılık ve dışlanma riskiyle karşı karşıya kalıyorlar. Bu nedenle göçmen ve mültecilerin yaşamı giderek zorlaşıyor. Covid-19 salgınıyla, bulundukları ülkelerde karşılaştıkları ayrımcılık ve dışlanmışlık, hayatı onlar için daha da çekilmez hale getirecek.

Kaderlerine terk edilen “göçmenler ve mülteciler” ulusu, salgın koşullarında hayata tutunma mücadelesi verirken, ulus-devletler sınırlarına aşılmaz duvarlarla çeviriyor ve yasalarla otoriter düzenlerini güçlendiriyorlar. Global ekonomi, uluslararası işbirliği ve dayanışma gibi kavramlar yerini popülist ve otoriter rejimlere bırakıyor. “Biz kendimize yeteriz” böbürlenmeleri ve salgını “fırsat” olarak gören anlayış “yeni bir dünya düzeni” kurma hevesinde.

İspanyol Gribi ve II. Dünya Savaşının yıkıntıları arasından “birlik” ruhuyla doğan Avrupa Birliği çatırdıyor. Üye devletler “birliğin” varoluş nedenlerini sorgularken, kapılarına dayanan göçmen ve mülteciler konusunda seksizliklerini koruyorlar.

Yemen, Suriye ve Libya gibi savaş ve çatışmalarla yıkıma uğrayan ülkelere ilişkin BM ve DSÖ’nün yaptığı uyarı ve çağrılar yanıtsız kaldı. Bu ülkelerden Yemen’de bir ateşkesin ilan edildiği biliniyor. Ancak Suriye ve Libya’da kan akmaya insanlar yerlerini terk etmeye devam ediyor. Bu ülkelerin salgını durdurma olanaklarını olmadığı biliniyor. Milyonlarca insanın, başta komşu ülkeler olmak üzere, sığınmacı olduğu, uygun barınma ve temel ihtiyarlarının bile karşılanmadığı kaplarda tutulduğu, sağlık hizmetlerinin son derece sınırlı olduğu biliniyor. Milyonlarca sığınmacı, göçmen ve mülteci Covid-19 salgınına karşı korunma ve destek bekliyor. Bulundukları her ülkede salgın ile birlikte, sağlık hizmetlerine “erişim” konusunda en savunmasız olan bu insanlar, herkes kadar hak sahibi olduklarını unutmamalıyız.

Devletler duvar örmekle meşgulken, halklar arası dayanışma otoriter rejimlerin panzehiri olacaktır. Nerde olurlarsa olsunlar, sığınmacı ve göçmenlerle dayanışma, salgına karşı verilen mücadelede olduğu kadar demokrasi ve insan hakları mücadelesi içinde bir o kadar anlamlı olacaktır.

İnsan hakları ve demokrasi ve dayanışma için: bir “Kardeş Ailemiz” sığınmacı, göçmen ve mültecilerden olsun.