Yaz bitti. Günler kısaldı, gece uzadı, dal üşüdü, bitti şarkılar…Doğa dekorunu değiştirdi, sarı desenli gömleğini giydi… Şimdi sonbahar.
Kendine dönüş, kendini buluş, kendi oluş mevsimindeyiz. ‘Bir varmış bir yokmuş’lar mevsimidir sonbahar. Bir yolculuğun, bir kitabın son hikayesi gibidir.
Sanatsal üretkenliği çoğaltan cömertliğini de kayda geçelim lütfen. Damardan girer, içlidir, samimidir, içkindir… Şiir mevsimidir sonbahar… Duygu yüklüdür. Öyle içli öyle zarif öyle duygu yüklüdür ki bu mevsime çok sayıda şair eli değmiştir.
Haydi Turgut Uyar’ın eliyle başlayalım:
“Gözlerimde bir yağmurlu gün başlar/ Vakit ikindidir, mevsim sonbahar/ Bir gülüş, bir mahzun bukle saçlarında/ Bir eski çiçeği andırırsın yazdan/ Ve bir şarkı başlar kahvelerin birinde/ Bizi ömrümüzden alır götürür/ Bir şarkı, faslı hicazdan”
***
Bahar gibi cilveli, yaz gibi serseri olmasa da yenilenme heveslisidir, özgüven sahibi bilge mevsimdir sonbahar. Her kelamına itibar edilmelidir. Düşen yapraklar takvimden düşen yapraklar gibidir biraz da. Doğanın kendiyle hesaplaşması, insanın kendiyle buluşması ve yüzleşmesi biraz da. Cemal Süreya’da di‘li geçmiş bir zaman olur dalından düşen yapraklar:
“Dalından kopan yaprakların/ Sararan yanlarına yazdım adını/Adımlarımızın kısalığı bundandı/ Bundandı gözlerimin durgunluğu./ Sen kadar zamansız molalar veriyordum/Ve çocuksu bir bencillikti hüznümüz./ En çok sesini aradım”
***
’Hazan’ dediğimiz biraz da hüzne bürünmüş adıdır sonbaharın. Kanadı kırık bir ünlem gibi gidenlerin ardından bazen derinden çekilen bir ‘of‘ olur Metin Altıok’un dizelerindeki gibi acının değişmez dipnotudur gelir orta yerine oturur yüreğimizin;
“Sesinin solgun göğünde/ Küçük bir yıldızla bir harfi tutuşturur./ Savrulur her yana kavruk kelimelerle,/ Yüreğini acıyla buruşturur./ Bakışının pasıyla zırhlanan dünya,/ Binlerce pıtrak yapıştırır yüzünün kumaşına/ Sonbahar -ki doyumsuz bir aşkın sonudur.
***
Elbette romantizm ama melan’koli’ye dikkat, çünkü onun muhtevasında ‘koli’basili vardır.
Çünkü Nazım’ın dediği gibi geri gelmesi mümkün olmayana takılıp kalmamalı:
“Çiçekli badem ağaçlarını unut./ değmez bu bahiste/ geri gelmesi mümkün olmayan hatırlanmamalı./ ıslak saçlarını güneşte kurut/ olgun meyvelerin baygınlığıyla parıldasın nemli, ağır kızıltılar/ sevgilim, sevgilim, mevsim sonbahar”
***
Yeter ki Ahmet Telli gibi güz gelmeden doğanın yelesinden tutup hazırlıklı olsunlar bu mevsime:
“Bir yangındır güze doğru/ tutuşturur yüreğinde/ uzak özlemlerin külünü hiç beklemediğin bir anda/ Güz gelip de yangın başlamadan tutmalısın doğanın yelesinden/ yüreğindeki seher yeli varmalıdır sabah olmadan/ gül bahçesine sevda hevengine”
***
Yine Şükrü Erbaş’ta “Ömür Hanımla Güz Konuşmaları”nda hüznün koşullarını hazırlar dizelerinde:
“Ve güz geldi Ömür hanım./ Dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul./ İnsanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde./ Yağmur ha yağdı ha yağacak/ İncecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin/ Hüznün bütün koşulları hazır”
***
Ve evet. Hayat devam ediyor bir sonbahar hüznüyle…Hüznümüzü sevelim. Çünkü hüzün de insana dair.