Bachelet’in kazanmaya çok yakın olması ve 4 öğrenci liderinin parlamentoya girmesi birden ‘sol’ safhalarda sevinçle karşılandı. Hele hele parlamentoya girenlerden biri güzel bir kadın olunca daha da ilgi çeker bir hal aldı Şili seçimleri. İmaj dünyası, kıtalar arası uzaklık filan tanımıyordu. Peki ne değişti Şili’de ve ne değişecek?
Bachelet yeni bir sima değil ve hatta Şili devlet başkanı olarak da yeni değil. Daha önce 2006-2010 arasında devlet başkanlığı yaptı. Daha önce de iki dönem bakandı. Bırakın bakanlığını, başkanlık döneminde hiç bir temel yasa değişlikliği gerçekleşmedi. Şili’de toplu sözleşme yasaları Pinochet dönemi yasalarıdır. Şili'de üniversite yasaları yine Pinochet dönemi yasalarıdır. Eğitim yasaları, hele hele güvenlik yasaları, özellikle Şili’nin gerçek yerlileri Mapuche’lere uygulamaları, dışlanan ve yok sayılan kültürleri, terörizm olarak nitelendirilen direnişlerine karşı uygulamaları hiç biri değişmedi. Bana bir Bachelet dostu izah etsin lütfen? Ne değişti ve ne değişecek?
Eğer yanında öğrenci mücadelelerinden gelen 4 genç parlamentere umut bağladıysanız o zaman başka ama ne yazık ki muhtemel hayal kırıklığı bekliyor olacak size. Şili öğrenci hareketinin eylemleri özellikle 2006 yılında ortaokul ve liselerde başlamıştı. Üniversitelerde işgaller ve boykotlar sadece yüzde 20 civarındayken yüzde 80’e yakın ortaokul ya da lise öğrencilerin işgali ile boykot yapıyordu. Özelleştirmeler ile yani bugün bizde yapılan, 2. Derece okulların özelleştirilmesi orada çok daha önce oldu. Neredeyse, bütünüyle özelleşen, ortaokul ve liselerin dışında, devlet okulları ise neredeyse sıfır bütçeleri oluyordu. Tebeşiri kendi cebinden alan hocalar biliyordum ki bunu da uzun sure sürdüremiyorlardı. Çünkü bir çoğu yerel yönetimlere devredilen okullarda maaşlarını alamıyorlardı.
Özelleştirme virüsü bir bütündür. Eğer siz üniversiteleri tamamen piyasaya tabi, paralı yaparsanız oradan mezun olan birisi en az 50 bin dolar borçla, çalışma hayatına başlar. Bunun manası hiç bir zaman bu okullarda çalışmak istemiyecek olmasıdır. Çünkü herşey bir yana, borcunu ödeyemez. Bu nedenle neredeyse okullar da hoca kalmamıştı. (Dershanelerin kapatılmasında esas gözden kaçan budur aslında. Özelleştirme lağımının ortaokullara ve liselere akıtılması.)
Bu işgaller, gücünü öğrencilerin söz ve karar hakkından alıyordu. Bütün okullarda öğrenciler kendi toplantılarını gerçekleştiriyor, kendileri, boykot yapıp yapmayacaklarına karar veriyorlardı. Bu öğrenciler, 2010’a geldiklerinde üniversitelerde yer aldıklarında aynı biçim bu sefer oraları da sardı. Neoliberalizm de bana göre soldan yeniden tanımlanmaları gereken öğrenciler, ilk ekoloji eylemi ile yola çıktıklarında 20.000 kişilik bir eylem olduğunda herkes şaşırmıştı. Bizim de dahil olduğumuz günlerde 2 hafta da bir Perşembe günleri 300.000 kişilik yürüyüşler oluyor, mitinglerin olmadığı perşembeler de ise ‘protesto’larla, sokaklar yakılıyordu. Mesela 5000 öğrencilik bir üniversitede 5 aydır devam eden boykota, devam kararı 3000 kişilik toplantılardan bir gün sonra, 4000'e yakın kişi oy kullanmasıyla kararlaştırılıyordu.
Bu öğrenci hareketi böyle her türlü baskıya karşı direndi. Ancak öne çıkan öğrenci liderleri aday olunca, gücünü yitirmeye başladı. Temel kuralları olan, kendileri için kendilerinin konuşması gerektiği ilkesinin hiçe sayıldığını, kullanıldığını düşündüler.
Şili’de öğrenci hareketinin dinamizminin ortadan kaldırabilecek tek şey olabilirdi Bachelet’in kazanması... Mustafa Sarıgül mü dediniz?..*
* Haşa bir Mustafa Sarıgül-Bachelet benzetmesi değildir. Bir durum göndermesi yapıyorum sadece.
Şili ve seçim
‘Böyle bir durumda Bachelet’in kazanması ve 4 öğrenci liderinin parlamenter olması, Şili öğrenci ve bizim Gezi isyanı sonrası seçim benzerlikleri ise haftaya...’ diye bitirmişim iki hafta önce. Geçen hafta Honduras yazısı ile birlikte üç haftadır Latin Amerika yazıyorum. Bunun esas nedeni; anlattıklarımın aslında, bizim hikayemiz olması. Yani bizi, Rojava’yı anlatıyorum aslında.