Aydar “Tüm kurumlar harekete geçirilmeli. Başta KCDK-E olmak üzere birçok kurum çağrı yaptı. Şu anda planlama toplantıları yapılıyor. Tüm derneklerin, meclislerin, yerel komünlerin bu boykot kampanyasını gündemlerinin bir parçası haline getirmeleri lazım” dedi.
ERKAN GÜLBAHÇE
Türk devletinin Rojava işgaline karşı Güney Kürdistan öncülüğünde başlayan Türkiyeyi boykot kampanyası yayılarak büyüyor. KNK Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar, “Türkiye seyahatleri iptal edilmeli. Türkiye malları hiçbir biçimde alınmamalı. Bununla da sınırlı kalmamalı” diyerek, kampanyanın hayat bulması için herkesin üzerine düşen rolü oynaması gerektiğini belirtti. Avrupa’da da kampanyayı büyütmek için hazırlıklar yürütüldüğünü aktaran Aydar, “Tüm derneklerin, meclislerin hatta yerel komünler boykot kampanyasını gündemlerinin bir parçası haline getirmeli. Alışkanlıklarla hareket edilmemeli, kampanya havada kalmamalı” dedi.
Aydar ile kampanyanın önemini ve nasıl hayata geçirileceğini konuştuk.
Türk devletinin Rojava’yı işgal ve soykırımına karşı boykot kampanyası bir süredir devam ediyor. Boykot kampanyası neden önemli, başarılı olması, sonuç alınması için neler yapılmalı?
Türk mallarını boykot kampanyası, Güney Kürdistan merkezli olarak başladı. Genel olarak halkımızın işgal saldırılarına karşı kendi inisiyatifi ile başlattığı bir kampanya. İşgale karşı halkın inisiyatif alması takdir edilmesi gereken bir durumdur. Boykot kampanyası tabana yayılarak kabul gördü. Esnafların katılımıyla da her geçen gün kendini örgütlüyor ve geliştiriyor. Güney Kürdistan’da başlayan bu kampanya, dört parça Kürdistan’a yayıldı hatta yurtdışı özellikle Avrupa’da da önemli bir karşılık buldu. Tabii bu kampanya çok geniş bir yelpazeye yayılmalı. Şu bir gerçek ki oradan kazanılan para savaşın finansmanında kullanılıyor, bu açıdan boykot can alıcı. Tek başına Türk malları ile sınırlandırılmamalı. Boykotun bir boyutu da hizmetler ile ilgili olmalı. Türk firmalarına karşı, hava yollarına karşı olmalı. Türkiye’ye vergi veren bütün firmalar ile ilişkilerin kesilmesi lazım.
Ha keza kampanyanın bir de kültürel ayağı olmalı. Güney’de Türk film ve dizilerine karşı başlatılan kampanya da bu anlamda çok anlamlıdır. Zaten bu diziler psikolojik savaşı özellikle asimilasyonu teşvik eden dizilerdir. Kürtlerin, Türk dilini de boykot etmeleri lazım. Herkes kendi arasında Kürtçeyi kullanmalı ve bütün Kürdistan’da bu gelişmeli. Asimilasyona karşı dilin de boykot edilmesi lazım.
Turizm boykotu da bu kampanyanın önemli bir parçası. Bu alanda neler yapılabilir?
Türkiye’ye yönelik seyahatlerin de boykot edilmesi lazım. Herkesin rezervasyonunu iptal etmesi gerekiyor. Kürtler, Türkiye’ye seyahat konusunda kesinlikle net tavır takınmalı. Kendileri gitmedikleri gibi, yabancıları da Türkiye’ye uygulanan boykota davet edilmeliler. Türkiye’ye ödeyecekleri paranın savaşa harcanacağını, bu para ile alınan silahların sivil insanlara karşı kullanılacağını çok net bir şekilde anlatmalı. “Savaşın finansına destek verme, diktatör Erdoğan’a destek çıkma, faşist Türkiye’ye destek olma, insanların katledilmesine ortak olma” gibi argümanlarla vicdan sahibi insanlar ikna edilmeli. Bu kampanya genişleterek tüm dünyaya yayılmalı.
Peki Kürt kurumları bu kampanyanın neresinde?
Türkiye, Kürt halkına karşı topyekûn bir savaş başlatmış. Buna karşılık biz de topyekûn bir reddedişte olmalıyız. Türkiye devleti ile ilintili her şeyi reddetmeliyiz. Faşist güruha karşı her düzeyde tavır alınmalı ve boykot edilmelidir. Tabii biz de kendimizi bu kampanyanın bir parçası olarak görüyoruz. Kürdistan Ulusal Kongresi’nin (KNK) bu konuda çağrıları oldu. Özellikle bu boykotun genişletilmesi için KCDK-E’nin de bir çağrısı oldu. Diğer Kürt siyasi parti ve kurumların bu konuda çağrıları oldu. Bu boykotun bir dönem ile sınırlandırılmaması lazım. Sonuç alınabilmesi için süreklileştirilmesi gerekiyor.
Avrupa’da bir çok kez turizm, ürün boykotu kampanyaları oldu ancak yeterli etkiyi sağlamadı. Bu kampanyanın da benzer sonuçla karşılaşmaması için neler yapılmalı?
Türkiye şu anda gerek Kürtler nezdinde gerekse dünya nezdinde teşhir olmuş. Şu anda her Kürt şunu biliyor; Tayyip Erdoğan’ın başında olduğu Türkiye rejimi Kürt düşmanlığı yapıyor. Her Kürt bunu görüyor, Rojava saldırısını da kendisine yönelik bir saldırı olarak algılıyor. Bu açıdan bu dönem Kürtler içinden kampanya yürütmek, Kürtleri motive etmek geçmişe göre daha kolay. Bundan dolayı boykot kampanyasını geçmişe oranla çok daha geniş bir yelpazeye yaymak mümkün. Daha önceki boykot eylemlerine Güney Kürdistan katılmıyordu. Oysa bu seferki boykot kampanyasının öncülüğünü Güney Kürdistan halkı yapıyor. Orada başlaması da çok önemli.
Türkiye dış ülkeler nezdinde de çok teşhir olmuş. Gün gittikçe çirkinleşen bir yüz haline geliyor. Boykot kampanyasını doğru temelde gerçekleştirsek, rehavete kapılmadan ciddi bir çalışma yaparsak, geçmişte düzenlediğimiz kampanyalardan çok daha farklı bir sonuç alabiliriz. Kampanya’nın hem iç kamuoyu hem de dış kamuoyu olmak üzere iki farklı kulvarda aynı amaçlara hizmet etmesini sağlayacak bir planlama ortaya çıkarıyoruz. Sonuç almak için çok çalışmamız gerektiğini de vurgulamak isterim.
Avrupa’daki Kürt kurumları kampanyayı yaygınlaştırmak ve etkili kılabilmek içen neler yapmalı? Kurumlar kampanyayı yeterince sahipleniyor mu sizce?
Elbette tüm kurumları harekete geçirmek gerekiyor. Başta KCDK-E olmak üzere birçok kurum bu anlamda bir çağrı yaptı. Şu anda planlama toplantıları yapılıyor. Tüm derneklerin, meclislerin hatta yerel komünlerin dahi bu boykot kampanyasını gündemlerinin bir parçası haline getirmeleri lazım. Buna göre de davranılması lazım. Üstte kalan bir açıklama olmamalı. Eski alışkanlıklar ile hareket edilmemeli. “Ben şu markaya alıştım, bununla devam edeceğim” denilmemeli. Her malın alternatifi vardır. Yeterli Kürt markası olmayabilir ama farklı halkların farklı çevrelerin malları var. Yani her alanda birden çok alternatif var. Herkes bu alternatifleri göz önüne alarak ona göre hareket etmeli. Avrupa sahasında olduğu gibi Kürdistan’da da alternatifler vardır. Kürt sermayesi boykot kampanyasını bir fırsat olarak görmeli, kendini örgütlemeli. Pazarlarını büyütmek için çok iyi bir fırsat.
Bu konuda Kürt sermayesine nasıl bir rol düşüyor?
Boykot kampanyasının bir ayağı da Kürt üreticileri, işverenleri. Kürtlerin kendi markalarını geliştirmeleri gerekiyor. Bu alanı teşvik etmeliyiz. Mal üretmek yada malları piyasaya sürmek işverenlerin, Kürt sermayedarlarının işidir. Kürt pazarına sahip çıkmaları lazım. Yani Türkiye mallarını getirip piyasaya sürmemeleri gerekiyor. Bunun yerine kendi markalarını geliştirmeleri lazım. Biz de onları teşvik etmeye çalışacağız. Gerek turizm boykotu, gerek halkın Türk mallarını boykot etmesi gerekse Kürt mallarının üretimi için çaba ve teşvik içerisinde olacağız. Şunu da vurgulamadan geçemeyeceğim. Dünyada bir Kürt pazarı oluştu hatta Avrupa’da da bir Kürt pazarı oluştu. Geniş bir Kürt kitlesi var. Kürt işverenleri, Kürt markaları ile bu kitleye hitap ederlerse kazanırlar. Bu, tüketim sektörü için olduğu gibi hizmet sektörü için de geçerli. Örneğin; muhasebe, sigorta, banka ve benzeri her konuda halka hizmet götürebilirler. Biz de hareket ve kurum olarak bu konularda insanlarımızı hem örgütleme hem de üretime teşvik etmeye çalışacağız. Kendi markalarını geliştirmede yardımcı olacağımız gibi Kürtlerin de bu markaları sahiplenmeleri için çaba içerisinde olacağız.
Boykot kampanyasına ilişkin son çağrınız nedir?
Boykot kampanyası gündemimizin bir parçası. Planlamalarımızın da bir parçası. Dış planlamamızın da bir parçası olarak görüyoruz. Dostlarımızın ve Avrupalıların Türkiye’ye tatile gitmemesi, hizmet sunmaması için farklı planlamalarımız olacak. Şu anda bu planlamaların hazırlığı içerisindeyiz. Kürtlere ve dostlarımıza şu çağrıda bulunuyoruz: Faşist Türkiye hükümetine, Erdoğan’a hizmet edecek hiçbir girişim içine girilmemeli. Türkiye seyahatları iptal edilmeli. Türkiye malları alınmamalı. Türkiye ile ilgili dil, kültürel konular dahil boykot edilmeli. Kürtçe ön plana alınmalı. Kürt iş çevreleri de pazarlarına sahip çıkmalı ve kendi markalarını oluşturmalı.