
Çünkü tasarı kadın erkek eşitliğine dair en geniş reformları içeriyordu. Ve hükümetin bir kadın bakanı bu teklifleri hazırlamıştı. Tasarıyı gündemleştiren ve onu savunan, çağımızın en etkin politik şahsiyetlerinden Simone Veil’di.
Simone Veil Fransa’da doğmuş, ailesini Nazi kamplarında yitirmiş ve siyasal bilgiler enstitüsünde eğitim almış bir entelektüeldi. Ancak Veil’i, Fransa tarihinde kayıtsızca saygı duymaya götüren asıl süreç, kadın haklarına ilişkin icraatlarıdır. Fransa’nın ilk kadın sağlık bakanı olmasının yanısıra bir yargıç olarak da bilinen Veil, cesareti, zerafeti, bilgisi ve mücadelesiyle Avrupa’da kadın haklarının en güçlü sembolü olarak da bilinmektedir. Adaşı Simone de Beauvoir ve Catherine Deneuve başta olmak üzere, birçok tanınmış kadının imzaladığı “343 salope (343 kaltak)” deklarasyonun bir ileri aşamasını kürtaj yasası olarak parlamentoya getiren Veil, kadın hakları adına bir denge oluşturarak tarihi bir ilke imza attı.
Kürtaj yasası parlamentoya geldiğinde Simone Veil’e, kendi partisi dahil olmak üzere birçok milletvekili, bireysel saygınlığı bile aşan hakaret, aşağılama ve tehditlerde bulundu. Ancak Veil ne düşüncelerinden ne de savunduğu yasa teklifinden geri atmadı. Fransız Parlamentosu’nda 25 saat süren tartışmanın ardından, 189 red oyuna karşılık 248 kabul oyu ile kadınlara kürtaj hakkı yasallaştı. Keza bu yasa kadın haklarının iyileşmesi ve kadınlara uygulanan kürtaj yasağını hiçbir gerekçeye maruz bırakmadan ortadan kaldıran bir dönemin başlangıcını oluşturur.
O dönemden itibaren Fransa’da kadın hakları adına hem toplumsal çapta hem de kamuoyunda kadın erkek eşitliğinin varlığı ciddi bir evre geçirmiştir. 2014 yılında Fransa Parlamentosu Veil’e saygılarını sunmak adına alkışlı bir şükran gerçekleştirdi. Ve Simone Veil, Fransa’da saygın ve özgürlükçü politikacılardan biri olarak anımsanmaya devam ediyor.
Türkiye’de genel siyasi çıkmazın en dibe vurduğu alan olarak kadın haklarını düşündüğümüzde, Simon Veil ve arkadaşlarının verdiği mücadelenin hala devam ettiği gerçeğiyle karşılaşıyoruz. Keza bugün Türkiye’de kadınları tehlikeli sayan bir aklın kuşatması var gücüyle sürüyor. Kemalist mentalitenin bile katbekat gerisinde kalan uygulamalar, giderek devlet politikası haline getiriliyor. Yani devlet politik ve sosyal olarak kadınların eşitlik mücadelelerini tek taraflı olarak ortadan kaldırıyor. Bugün devlet eliyle toplum tepeden tırnağa faşizmle körleştirilmekte, kadınların ekonomik, politik, eğitim, sanat, spor gibi temel sosyal alanlardan çekilmeleri alenen dayatmaktadır. Kadın cinayetlerinin bir AKP desteği olduğu, medya ve sanat dünyasındaki kimi kadınların hedef gösterilmesinin bir perspektif olduğu su götürmez bir gerçek. İktidarın insan hakları ve demokrasi konusunda bütün tartışmaları kürtaj, doğum, annelik, meslek seçimi, türban, gibi simgelerle ilintilendirmesi, kadın haklarına dair ne denli karşı olduklarının ipuçlarıyla dolu.
‘Kadın alimeler’, AKP’li İslamcılığın kadın sorunu olarak yeni dönemin sahaya sürülmüş ilk icraatıdır. Elbette kimse bu olayı sadece inanç seçimi olarak algılayamaz. Bu girişim AKP’nin kafasındaki kadın tasavurunun toparlanmış halidir. Ve gelecek döneminde ana mücadele alanlarının ilk örneğidir. Üstelik Kürdistan’da sergilenmesi ise küçümsenecek bir durum değildir. Keza Özgür Kadın Hareketi’nin Kürt toplumunda uyandırdığı değişim, en çok AKP ve türevlerinin gücünü kırmış ve birçok kesimin de demokrasi ışığı olmuştur. AKP siyasal olarak baş edemediği kadın özgürlük mücadelesine karşı, idol kadınlarını yaratmaya ve bununla toplumsal ve düşünsel bir kırılma oluşturmanın içindedir. ‘Kadın alimeler’ kimi arayışların nihai noktası, radikal İslamın motorize ekipleridir. Yeni Türkiye’de kadınlar için herşey sil baştan... Üstelik de gözü, kulağı, yüzü ve adımları belli olmayan bir kadın kuşağının çanları eşliğinde.
BEHİCE DEMİR