
AvEG-Kon’a bağlı Londra’da faaliyet yürüten GİK-DER Kültür ve Sanat Festivali bu sene Yılmaz Güney’e adandı. Festival kapsamında düzenlenen panelde Güney’in kızı Elif Güney Pütün, babasını anlattı.
Festival programı kapsamında düzenlenen panel, 15 Mayıs (Pazar) günü GİK-DER lokalinde gerçekleşti. Panele Yılmaz Güney’in kızı Elif Güney Pütün ve AvEG-Kon Eşbaşkanı Şafak Arabacı’nın konuşmacı olarak katıldı..
Babası Yılmaz Güney’in yaşamı ve geçmişi hakkında kamuoyunda yeterli bilgilerin bulunmadığını belirten Elif Güney şunları söyledi: “Yılmaz Güney’i, Yılmaz Güney yapan bilgiler sınırlı bilinir. Oysa onu Yılmaz Güney yapan onun zorluklarla donanmış yaşam koşullarıdır.”
Kızının anlatımıyla Yılmaz Güney
“Dedem bir ağanın yanında ırgatlık yapar. 1937 Nisan ayında babam Adana’da dünyaya gelir. Çok küçük yaşlarda (9) çalışmaya başlar. Irgatlık yapar, dana güder ama okulunda çok başarılıdır. Babam, dedemin ırgatlık yaptığı ağanın oğlu ile aynı sınıftadır. Ağanın oğlu çok başarısız, babam ise başarılıdır. Ağa bunu hazmedemez. İlk farkındalığı bununla yaşayan babamın devrimci ve komünist tohumları ilk o yaşlarda atılmış olur.
Babam o zamanlar henüz 12 yaşındadır. Evin geçimi onun omuzlarındadır. Bir sinemada çalışır, gazoz satar, 20-30 kiloluk film bobinlerini o sinemadan bu sinemaya taşır vb. Daha o yaşlarda halkın sinemalara yönelik tepkilerini not eder. Sinema aşkı da o tarihlerde başlar. 1950 yılında yani 13 yaşında Nazım Hikmet’in şiirleri ile tanışır. O şiirlerle birlikte, içine bir ateş düştüğünü söyler. Üstelik o yıllar Nazım’ın ve şiirlerinin yasaklı yıllarıdır.
Yaşam koşullarının tüm zorluklarına rağmen O, biriktirdiği harçlıklarla dünya klasiklerini okur. 18 yaşında “3 bilinmeyenli eşitsizlik sistemleri” adlı bir hikâye yazar ve bir dergiye gönderiyor. Dergi bunu yayımlar ve ilk komünizm propagandası davası bu hikâye nedeniyle açılır.
Yaşar Kemal’in Atıf Yılmaz’la birlikte senaryolaştırdıkları “Bu Vatanın Çocukları” filmi için oyuncu aranmaktadır. Yılmaz Güney’i çalışma setlerinde görürler ve aradıkları halk çocuğu görünümüne uygun bulurlar. Hem asistan, hem senaryo çalışan ve hem de aktör olarak ilk defa bu filmle sinemaya atılır.
1961 yılında komünizm propagandası nedeniyle açılan dava sonuçlanmış, 1,5 yıl hapis, 6 ay Konya’da sürgün cezası verilmiştir. Bir film çekimi sırasında gözaltına alınır ve tutuklanır.
Dava adamı bir yönetmen
Cezaevinde iken hem araştırmalarını sürdürür hem de çeşitli kararlar alır. Aldığı kararlardan biri de şudur: “Benim bir davam var ve ben iyi bir yönetmen olmalıyım ki, halkımın yaşadığı acıları, sorunları, çelişkileri filmlerimde verebileyim.”
68’in en önemli filmlerinden biri olan “Seyithan” filmi ile feodal ilişkiler anlatılır ve özellikle de Kürt kimliği ilk kez bu filmde çok ince bir biçimde işlenir. Daha sonra “Umut” ve “Arkadaş” filmleri ile başlayarak sansürlere tabi tutulan, davalar açılan politik filmler çıkarmaya başlar. “Endişe” filminde Kürt işçilerin gündelik hayatlarını anlatır. Bu dönemde çeşitli müdahalelerle karşılaşır ve daha sonra bilinen kaza –ki bunun bir provokasyon olduğu görüşü yaygındır- yaşanır.
Yaşanan darbe ile birlikte çıkardığı filmlere 100 yılı aşkın cezalar verilir ve ülkeyi terk etmek zorunda kalır. 81 de Fransa’ya gider. Sağlığı iyi değildir ama zamanını daha iyi kullanmak için önemsemez. Tüm zorluklarına, olanaksızlıklara rağmen film çekimlerine devam eder. Kısacası, Yılmaz Güney; sinemayı ve davasını ayrı yerlere koyan biri değildi. Aksine sinema, onun için bir kavga silahıydı.
ANF/LONDRA