Berlinale günlüğü -  FEHMİ KATAR


Barın sigara içilen bölümünde alışılmışın üzerinde bir kalabalık var. Sigara içenler ise bir ya da iki kişi. Biri konuşuyor sonra diğeri. “Bir şey yapmalı” diyor bir kadın, gür bir sesle; “Sesimizi duyuracak bir şey yapmalı” diye tekrar ediyor.  

Odadakilerden bazıları kadını onaylar şekilde başlarını  sallıyor. 30 yaşlarındaki erkek, “Daha önceleri kırmızı kurdele, alüminyum battaniye, yeşil atkı takılarak bir eylem yapıldı, tekrar yapalım” diyor. Onun yanında oturan herkesten biraz daha yaşlıca olan uzun saçlı, şapkalı erkek karşı çıkıyor. “Çocuklar” diye söze başlayarak sayılarının çok düşük olduğunu ve bunun yankı uyandırmayacağını söylüyor.

Eylem planı çıkarılıyor 

Ara sıra odaya sadece sigara içmek için giren barın müşterileri, gördükleri durum karşısında şaşırıyor, meraklı kulaklarla söylenenleri dinliyor ama konuşulan dilin yabancısı olduklarını anlamaları uzun sürmüyor. Ve birden, olmamaları gereken bir yerde olduklarını hatırlar gibi hızlı hızlı sigaralarını içip odadan çıkıyorlar. İçeride “ses getirecek” eylem önerileri giderek netleşiyor. Sonunda sadece bir tane değil birkaç eylemi içeren bir eylem planı çıkarılıyor. Eylemin bildirisinin olması gerektiği konusunda herkes hemfikir ama bildirinin içeriğiyle ilgili tartışmalar devam ediyor. Bildiriyi yazma görevi için birkaç kişi kendini öneriyor. Bir sonraki gün yapılacak ilk aksiyon için döviz hazırlanması da alınan kararlar arasında. 

Sansüre ve savaşa karşı

Bir sonraki akşam saatlerinde birçok gazetenin internet sayfasında şöyle bir haber servis ediliyordu: 67. Berlin Film Festivali’nde (Berlinale) bir araya gelen Türkiyeli sinemacılar, dünyanın farklı yerlerinden festival katılımcısı meslektaşlarını sansüre, baskıya ve savaş politikalarına karşı barış için dayanışmaya çağırdı. 

Avrupa Film Pazarı binasında Barış için Sinemacılar imzasıyla Türkçe, İngilizce ve Kürtçe olarak yapılan açıklamada şöyle denildi: “Türkiye’de siyasi iktidar, süregelen baskıya, sansüre, hak ihlallerine ‘Hayır’ diyen, devlet şiddetine karşı barış talebinde bulunan herkese savaş açmış durumda. OHAL’le birlikte gazeteciler ve milletvekilleri hapsedildi, çıkarılan KHK’larla barışı savunan akademisyen ve kamu emekçileri görevlerinden hukuksuz biçimde ihraç edildi, temel haklarından mahrum bırakıldı. Sinemacılar da bu baskıdan payını kara listeye konularak ve sanatsal faaliyetleri kısıtlanarak alıyor. Biz 67. Berlin Film Festivali’nde bir araya gelen Türkiyeli sinemacılar olarak ilk sözümüz olan barış çağrısını yineliyor, dünyadaki tüm meslektaşlarımızı sansüre, baskıya ve savaş politikalarına karşı dayanışmayı büyütmeye çağırıyoruz.” 

Açıklamaya Türkiye’den Berlin Film Festivali’ne katılan sinemacılar ve sinema yazarlarının yanı sıra Berlin ve Avrupa’nın başka kentlerinde yaşayan Türkiyeli sinemacılar da destek verdi.

Faşizme tepki, direnenlere mesaj

Eleştirmenler, yönetmenler, oyuncular, festival organizatörleri, sinemanın kıysından köşesinden tutan bazıları ile daha önce “Barış İçin Sinemacılar” metnine imza atmış olan Türkiyeli ve Kürdistanlı birçok kişi, yoğun festival programına rağmen Türkiye’de her gün çıtası biraz daha fazla yükseltilen faşizme bir tepki göstermek, orada direnenlere destek mesajı göndermek için bir araya gelmişti. Saat 14:00’da sadece bildiri dağıtmakla kalmadılar, dövizlerini eylemin sonunda Türkiye Kültür Bakanlığı’nın standına bıraktılar.

Kültür Bakanlığı taş koyuyor

AKP faşizminin en çok yöneldiği gruplardan biri de sinemacılar. Sinema kuşkusuz en politik alanlardan biri ve bu alanda layıkıyla çalışanların çoğu da muhalif. AKP faşizminin son KHK’ları ile uzaklaştırılan İletişim bölümü hocaları ile birlikte Ankara ve İstanbul’daki üniversitelerdeki Tiyatro ve İletişim bölümleri neredeyse kapanmak üzere. Kürt, solcu ve LGBTİ sinemacılardan hiçbiri, artık yapacakları filmler için Kültür Bakanlığı’ndan destek almıyor. Mesela Cannes’da kısa film dalında Altın Palmiye alan Rezan Yeşilbaş, başarılı genç kuşak sinemacılardan ve destek alamadı. Sadece çektikleri iki film ile 40’tan fazla ödül alan Emin Alper ve Tolga Karaçelik’in yeni film projeleri için de Kültür Bakanlığı destek başvurusunu reddetti. Bunlar yerine ise 500 bin Dolar’lık teşviklerle çekilen “milli sinema” projelerine destek verildi. 

Türkiye’den tek bir film

Ancak büyük ekonomik bütçeler ile yapılabilen sinemanın, dışarıdan destek olmadan yapılması oldukça zor. Berlinale’de ödül alan yapımların hemen hemen hepsi de, destek olunmasaydı çekilemeyecekti. Dolayısıyla sinemada yasaklamaktan ziyade finansal kaynaktan yoksun bırakmak tercih ediliyor. Bu da sansürün bir biçimi... Bu yıldaki Berlinale’de Türkiye’den yalnızca bir filmin yer alması, sanırım her şeyi yeterince açıklıyor.