Başika’da konuşlanan Türk ordusunun Musul operasyonuna katılımının engellenmesi Türkiye açısından bölgede yeni planlar ve hamleler yapma zorunluluğunu ortaya çıkardı. Özellikle Türk devletinin tüm dünyanın muhalefetine rağmen Başika’da sürdürmekte ısrar ettiği askeri varlığına yeni bir rol ve misyon biçmesi gerekmektedir. Çünkü mevcut haliyle Türk askerinin Başika’daki varlığı anlamsız bir hale gelmiş durumda. Türk devletinin bu durumda yapabileceği iki temel hamle bulunuyor. Ya Başika’daki varlığını sürdürürek Güney Kürdistan’ı işgal ve Musul üzerinde hak talep etme planını sürdürecek –ki, o durumda da Irak hükümeti ve uluslararası güçlerin tepkisiyle karşılaşacak– ya da uluslararası baskılara boyun eğip Başika’daki askeri varlığını pazarlık konusu haline getirip, belli tavizler koparma karşılığında geri çekilecek.
Türkiye’nin Başika’daki askeri varlığına ilişkin nasıl bir tutum sergileyeceğinin en belirgin işaretini Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu verdi. Çavuşoğlu, ‘Türk askerlerinin Başika’ya muhalifleri eğitmek maksadıyla geldiğini ve bu görevini tamamladığını, bundan sonra da oradan çekilmek için müzakere yapılabileceğini’ belirterek, Türk devletinin Başika’daki askeri varlığını pazarlık konusu haline getireceğini belirtti. Asıl önemli olan Türkiye’nin neyin karşılığında Başika’daki askeri varlığını pazarlayacağıdır.
Türk devletinin Başika karşılığında pazarlık konusu haline getireceği muhtemel en güçlü husus Medya Savunma Alanları’na yönelik kapsamlı bir sınır ötesi operasyondur. Çünkü Musul ve Rakka operasyonlarına dahil olamayan Türk devleti iç ve dış kamuoyuna hitaben de olsa kısa süreli bir takım zaferlere ihtiyaç duyuyor. Bunu da bir taraftan Türk ordusunun bozulan moralini ve kırılan imajını düzeltmek, diğer taraftan da Kürt özgürlük mücadelesine karşı başlattığı topyekün saldırıda Kürt hareketini geriletmek için istiyor. Zaten Silopi başta olmak üzere sınır üstünde birçok yere yaptığı askeri yığınak ve son dönemlerde bazı askeri konvoyların gizliden Güney Kürdistan’a girdikleri haberleri de bu ihtimali çok güçlü hale getiriyor.
Nitekim, Türk devleti bu amaçla Kürdistan Bölgesi’nde ciddi bir siyasi ve diplomatik faaliyet içerisinde. MİT’in Kürdistan Bölgesi’nde birçok aşiret reisiyle bu çerçevede görüştüğü ve birçoğunu da Türkiye’ye davet ettiği bilinen bir gerçek. Benzer şekilde KDP ile de bir diplomasi yürütüyor. Türk devleti bu şekilde bir taraftan Başika karşılığında Irak hükümeti ve uluslararası güçleri sınır ötesi operasyon izni için ikna etmeye çalışırken, diğer taraftan da bölgedeki yerel güçleri operasyona dahil etme arayışında.
Fakat Türk devletinin Kürdistan Bölgesi’ne ilişkin hesaplayamadığı üç temel husus var. Birincisi; özellikle DAİŞ’in 2014 yılında Irak ve Suriye’ye yönelik saldırılarına karşı Kürt Özgürlük Hareketinin direnişinin sonrası Irak ve Güney Kürdistan genelinde büyük bir ilgi ve sempati yarattığıdır.
İkincisi; HDP eşbaşkanları ve milletvekillerinin tutuklanmasıyla birlikte çok bariz şekilde görülen, Güney Kürdistan halkının Türk devletine olan inancının kalmadığı gerçeğidir. HDP eşbaşkanları ve milletvekillerinin tutuklanmasından sonra KDP’nin kontrolündeki bölgeler de dahil olmak üzere Güney Kürdistan’ın genelinden yapılan açıklamalar ve gösteriler bunu çok açık şekilde ortaya koydu.
Üçüncüsü; Irak hükümeti ve uluslararası güçlerin operasyon için ikna edilmemeleri halinde yaşanacak. Çünkü Türk devletiyle ilişkisinden dolayı, nasıl ki Heşdi Vatani güçleri başkanı ve komutanı Esil Nuceyfi hakkında tutuklama kararı çıkarılmışsa, benzer bir tutumun Kürdistan Bölgesi’ndeki güçler açısından da yaşanması güçlü bir ihtimaldir. Ki, KDP’nin Türkiye ile yakın işbirliği içinde olduğu ve Türk ordusunun Başika’ya gelmesinde KDP’nin öncülük ettiği herkes tarafından bilinen bir gerçek. Türkiye ile işbirliğinden dolayı sadece Esil Nuceyfi hakkında tutuklama kararının çıkarılmasındaki temel mesajın da aslında KDP’ye olduğu anlaşılıyor.
Bu nedenlerden ötürü her kim ya da herhangi parti Türk devletiyle birlikte Kürt Özgürlük Hareketine karşı açıktan bir ortak operasyona kalkarsa içten çok büyük bir tepki ile karşılaşacak ve ihanetçi yaftası dahi yiyecektir.
Tüm bu durumlar Musul’da ve Rakka’da istediğini alamayan Türk devletinin, kendi iç kamuoyunu rahatlatmak için Kürt Özgürlük Hareketine karşı bir sınır ötesi operasyon şovu yapmak isteyeceğini gösteriyor. Fakat Türkiye’ye böyle bir operasyonda arka çıkacak olan Kürt gücünün büyük kaybedeceğini de söylemek mümkün.