Geçtiğimiz hafta, Türk Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Hewlêr gezisi ve yaptığı görüşmeler sonucu, Kürt Yüksek Konseyi’nde meydana gelen tartışmalar bir ayrılığa dönüşmeden çözüldü. Ayrılık ve tartışmaların olması doğal. Ancak bunların ayrılığa dönüşmesi, biz Kürtlerin artık kolayca kabulleneceği bir durum değil. Yaklaşık bir asırdır dört farklı parçada yaşayan Kürtlerin çok önemsiz konular da bile birlikte davranmalarının zorlukları açık. Siyaset yürüten politikacılarımızın farklı düşünce ve davranış biçimlerinin olması kadar doğal bir şey yok. Her parçadan politikacıların farklı çıkar ve ilişkilerinin olması da çok doğal.
Ancak her şeye rağmen, ortak çıkar için birlikte davranmak, birbirimizi olduğu gibi kabul edip birlikte çalışmak zorunluluğumuz var.
Kürt partilerinin, içinden geçtiğimiz süreçte, birlik olmamak, olamamak gibi bir lüksleri yok.
Yalnızca parçalardaki siyasi partiler değil, her parçada ki Kürtlerin de kendi aralarında birlikte olmaları ve birlikte davranmaları zorunluluğu olan bir süreçten geçiyoruz.
Birlik, ortak davranma konusunda örgütlü güçlerin çalışmaları belirleyici olmakla birlikte en büyük görev Kürt aydınlarına düşmektedir. Neden birlik olma zamanıdır diye bir açıklama yapmak gerekmiyor diye düşünuyorum. Düşünen ve üreten her kafa, birlik olmanın ve birlikteliğin sonuçlarının ne olacağını çok iyi biliyor.
Birlik olma konusunda, ortak birçok nedenlerimiz olduğunu düşünüyorum. Birlik olmama konusunda farklı nedenlerimiz olabilir. Farklı Kürdistan hayallerimiz ve ideallerimiz olabilir. Ve hatta ideallerimize ulaşma konusunda kullanılan araç ve yöntemler farklı olmamıza neden olabilir, kendimize geçici farklı ittifaklar seçebiliriz, ancak bunların hiç biri şu anda birlikte olmamıza engel değildir.
Her Kürt aydınına tarih bu görevi yüklüyor.
Kürt halkı, kendine düşeni fazlası ile yaptı ve yapıyor. Kürt aydınları da kendine düşenleri yaptı ve müthiş bedeller ödedi, müthiş acılar çekti.
Bedeninde ve ruhunda bu bedellerin izi olmayan Kürt aydını yok, dersem kesinlikle abartı değildir.
İçinde yaşadığımız sistemlerin acılarını bedenlerinde ve ruhlarında taşımayan Kürt aydını var mı?
Eğer varsa, bu birlikteliğin öncülüğünü onlar başlatmalı…
Yoksa, o zaman bu görev hepimize düşüyor.
Birlik olmamız için iki temel nedenimiz var. Gerişi ayrıntıdır. Birincisi hepimizin acıları ortak. Hepimizin ortak bir hikayesi var. Hepimizin ya ruhu ya da bedeni yaralı. Ya da ikiside yaralı. Ruhumuzda ki yaralar bizi ne kadar da çok birbirine benzetiyor. Kırılganlıklarımız, hassas noktalarımız ne kadar da benzer. Korkularımız ve kuşkularımız ortak… Hatta aynı rüyaları görüyoruz. Aynı kabuslarla uyanıyoruz.
Biz birbirimize iki kardeşin birbirine benzediğinden daha çok benziyoruz... Üstelik ortada paylaşılamayacak bir miras – henüz bir iktidar da yok… neden birlik olmayalım…
İkincisi hepimiz kendi kimliğimiz ile özgür ve onurlu yaşamak istiyoruz. Çocuklarımıza özgür ve onurlu yaşayacakları bir gelecek bırakmak istiyoruz.
Onurlu ve özgür yaşamak için bütün bedelleri fazlası ile ödedik. Sıra çocuklarımıza bırakacağımız özgür günlerin ilk adımını atmak… Birlik olmak… Tarihsel görevimizin son naktasını koymaktır…
Bunu başarabilirsek, yüz yıllık korkunç tarihimiz de acılar çekerek ve bedeller ödeyerek verdiğimiz mücadelemizi tamamlamış olacağız…
Hiç birimizin unuttuğunu sanmıyorum…ancak hatırlatmakta fayda var. Kürdistan’ı bölüp, yaklaşık bir yüzyıldır zalimce yönetenler, iki psikolojik veriyi temel alarak, zalimce yöntemlerinin başarılı olacağını hesaplamışlardı… ve hala inanıyorlar…
Birincisi, “Kürtler asla birlik olamazlar”… İkincisi “Ağaçtan maşa Kürten Paşa olmaz” inancı idi… Ne yazık ki ve ne acı ki, geçtiğimiz yüzyıl onları haklı çıkardı… 
Bir yüzyıl kaybettik… Önümüzdeki yüzyılı kazanmanın zamanı… Kürt halkı ağaçtan değil ama Kürt’ten halk savaşçıları olacağını kanıtladı…
Sıra bizde…Kürt aydınlarında… Birlik harcını aydınlar atmalı… Yoksa tarih bizi affetmeyecek…
Sırtlarımızı başkalarına değil…birbirimize dayamalıyız…
Not: Bir halkı köle yapabilmenin iki şartı vardır. Savaşmasını ve birlik olmasını engelleyeceksin…