Kobanê’de halk, kendi toprağını soysuz çetelere karşı savunurken, Kürtler her zamanki barışçıl tavrını sürdürüyor. Mücadelenin 40 yıllık tecrübesiyle kritik bir eşik aşılmak üzereyken, riskler de bir o kadar çoğalmış bulunuyor. Barışı özgür ve adil temeller üzerine oturtmak, Kürtler için ilkesel bir duruş olurken, devletin yaklaşımı her zamanki taktiği aşmıyor.
2013 Newroz’undan bu yana, devlet üzerine düşen yasal ve anayasal ev ödevlerlini yerine getirmezden, PKK ve Kürtlere ev ödevi dayatmasından halen vazgeçmedi. Kürtlerin beklediği adımlar öyle bilinmeyen, ortaklaşılmayan hususlar olmadığı halde, halen süreci muğlak ve çift anlamlı ifadelerle yürütmek isteyen bir devlet gerçeğiyle karşı karşıyayız.
Bugüne kadar tartışmalı her başlık için devletin net olarak ifade ettiği, kendini yükümlülük altına koyduğu somutlukta bir şeyi görmememizin sebebi kullanılan bu "diplomatik” dilde gizlidir. Kürtlerin duymak istediği mealde kurulan cümlelerin çift anlamlı oluşu bir noktadan sonra devlete ve AKP iktidarına zaman kazandırmış, haklı olarak da Kürtlere, dostlarına kuşku ve güvensizliği vermiştir. Her defasında "Çözüm sürecini sonuna kadar sürdüreceğiz”, "Kobanê’nin düşmesini istemeyiz”, "Gerekli adımları atmakta kararlıyız” gibi yuvarlak ifadeler sarf edilerek, iki yıl geride bırakıldı. Her defasında içeriği doldurulmayan ve klasik devlet üslubunu aşamayan çerçeve yasa, kamu düzeni bünyesindeki komisyon çalışması gibi yasal düzenlemelerle üç-beş ay ömrünü uzatan taktik yaklaşıma bir son verilmelidir. Tasfiye için fırsat kollamanın geldiği nokta devletinde karar verme anıdır.
Gerçekten Kürtlerle barışmak istiyorsa, tasfiye fırsatçılığından ve çift anlamlı elastiki sözlerle oyalayıcı yaklaşımdan vazgeçilmelidir. Yoksa sadece Kobanê’de kaybetmeyecek, birlikte yaşamak istediği Kürtleri de kaybedecektir. Yeni jenerasyonun ruhsal, duygusal ve bilinç düzeyinde kopuş yaşamakta oluşu, öyle boş bir söylem değildir. Bu gerçekliği besleyip, tehlikeli bir boyuta getiren de, devletin genelde 90 yıllık, özelde son 40 yıllık politikalarının sonucudur.
Bu 40 yılda asimile ederek entegre edemediği bu saatten sonra IŞİD çeteleri aracılığıyla ve polis devletine götüren "güvenlik reformu” adına hiç yapamaz. Zaten TMK’nin Kürtlere savaş ilanı olduğunu bilmeyen yoktur. TMK ile başarılmayan adı her ne olursa olsun hiçbir anti demokratik düzenlemeyle başarılamaz.
Son güvenlik reformu girişimi de çözüm sürecinin samimiyetini tartıştıran ve aslında oligarşi devletin yeniden savaş konseptine göre dizayn edildiğini gösteriyor. Çözüm sürecinin kaderi, pamuk ipliğine bağlıyken, PKK’den silahsızlanma beklentisi içinde olmak abesle iştigal olur.
Demokratikleşmeyi rafa kaldıracak bu düzenlemeyle, TMK’nin yapamadığını daha despotik bir biçimde yapmaya kalkışmak olur ki, 2023 hedefine kilitlenen Türkiye kendi eliyle kendini kaosa sürükleyecektir. Bu 2015 seçimleri sonrası yeni anayasa yapımını da sekteye uğratacaktır. Çoğulcu ve demokratik bir anayasa yerine, despotik ve otoriter olacaktır.
Bütün hesaplar silahsızlanma sonrası Kürtlere İslami cumhuriyetle cilalanmış tekçi anayasası kabul ettirmek, büyük bir şaşaa ile sunulan güvenlik ‘reformu’yla bu dayatılacaksa, büyük bir yanılgı olduğu şimdiden bilinmelidir. Evdeki hesap her zaman çarşıya uymaz. Bu hesabı bozan 40 yıllık mücadele tecrübesi, her şeye kadirdir.
Gümüşhane E Tipi Cezaevi