Kimyasal silahlar ve Napalm bombaları ile öldürülmüş Kürt gerillalarının morgda bekletilen naaşları bir yanda, hala gelmeye devam eden ikişer, üçer, yedişer gerilla cenazeleri diğer yandan sanki artık ölümleri kanıksıyoruz gibi bir hava. Türk Genelkurmayı açıklama yapmış; TSK’da kimyasal silah yokmuş. “İnkar”ın genetik kodu olan sistem ve etkili parçası medya görev başında. Devlet kanadında ve devlet medyasında değişen fazla bir şey yok.
Sanki özel olarak ve sistematik bir biçimde hayata geçirilen bir durum. Kısaca özetlenirse “onlar gerçekleri inkara alıştırılıyor, biz de ölümleri kanıksamaya alıştırılıyoruz”. Nasıl olur da koca koca gazeteler, vicdanlı(!) ve transparant(!) gazeteciler, kömüre dönüşmüş cesetleri görmediler.
Artık doğal olmayan ölümleri kanıksıyor muyuz diye düşünürken, bunun tam da böyle olduğunu kanıtlarcasına, bir görüntü ve haber Türk medyasında. BDP Milletvekili Sırrı Sakık, Başbakan Erdoğan’a geçmiş olsun dileklerini sunarken, bir de rica da bulunmuş. Doğu Kürdistanlı gerillaların cesetlerinin ailelerine verilmesi için. Başbakan da Adalat bakanına hemen emir vermiş, ”ailleler mağdur edilmesin diye”.
Sanıyorum hiç bir Kürt Sırrı Sakık’ın yerinde olmak istemez. Tek kelime ile korkunç bir durum. Sakık’ın o görüşmeden hangi duygularla ayrıldığı, “çocuklarımız neden öldürülüyor diyememek, dememek” ama cesetlerinin ailelere verilmesini istemek “nasıl bir duygu olabilir ki… Agresyonun medeniyet adını kontrolü bu olsa gerek… Böyle bir medeniyeti kim ister…
Bu durum tek başına içinde bulunduğumuz süreci aydınlatmaya yeter. Bırakın olayı, medyada veriliş biçimi tüyler ürpertici. “Diyalog çözüm getirirmiş!” Bu durum, diyalog, çözümde olura örnek gösteriliyor… “Ahmaklığın ölçütü yoktur”a tam bir örnek.
Kısaca, siz Kürtler öleceksiniz… Buna biz karar vereceğiz… Nerede… nasıl ölmeniz gerektiğine biz karar vereceğiz… Ancak ölünüzü nasıl gömüleceği üzerine sizinle diyalaog kurabiliriz… Bu durum sembolik olarak ele alınırsa, Devlet ve medyasının diyalogtan anladığı bu.
Bundan daha aşağılayacı bir durum var mı dır ki?...
Genel olarak Türk medyasının Kürtler karşısında, devlete ve sisteme paralle her nüansdaki, inkarcı ve ırkçı söylemlerine alışkınız…kanıksadık…
Ancak Türk medyasının bir bütün olarak (istisnalar kaideyi bozmaz) Kürtleri aşağılama isteği nasıl izah edilmeli. Adeta yarışırcasına Kürtleri aşağılamaya, küçümsemeye ve dalga geçmeye, bunun içinde bütün medya olanaklarını kullanmaya devam ediyorlar. Güçlü ve dayanılmaz bir istekle bunu yapıyorlar…
Aşağılamanın dayanılmaz çekiciliği…bu olsa gerek.
Aşağılanmışlık duygusu, oldukça negatif ve insanın ruhsal dengesini bozabilecek güçte negetif bir duygulanım durumudur. İnsanlık bu duygudan kurtulmanın birçok yolunu ve yöntemini geliştirerek ruhsal dengesini korumayı öğrenmiştir. Bunlardan biri de yansıtma yöntemidir. Kendinde olan bir şeyi başkasında varmış gibi görüp, kendini değil ama diğerini aşağılamak.
Acaba, Kürtleri aşağılayarak hangi aşağılanmışlık duygularından arınmaya çalışıyorlar.
Neden böyle bir hisleri ve duyguları var? Psikyatri der ki, geçmişteki travmaların yarattığı sonuçların, bilinçaltına itilmiş, bir nevi unutulmuş, dürtüleridir. Türk medyası çalışanlarında hangi travmalar, bu aşağılanmayı onlar için bu kadar çekici kılıyor. Hangi aşağılanmış duygularını yansıtıyorlar… Bulup ve arınmak onların isteği ve kapasitesi ile ilgili bir durum.
Daha ne kadar Kürtleri kullanarak kendilerini tatmin edecekler? Aslında bir çeşit kendini kandırma da denilebilir.
Kürt ve Türk ilişkisi böyle devam ettiği sürece siz kendinizi kandırmaya devam edeceksiniz.
NOT: Önümüzdeki bir kaç hafta, mesleki çalışmalarımdaki yoğunluktan dolayı yazılarımı düzenli yazamayacağımı bildirip, bu düzensizlikten dolayı okurlarımdan özür diliyorum.