Kobanê savunması günlerinde Stalingrad savunması sıkça hatırlatılmıştı. Savunmanın askeri benzerliğinin dışında her iki kentin taşıdığı anlam ortaktı. Stalingrad, kapitalist dünyanın karşısına dikilen sosyalist bir kaleydi. Kobanê de, DAİŞ barbarlığında temsiliyetini bulan vahşetin ve esaretin karşısına dikilen özgürlüğün simgesiydi. Bu nedenle ikisi de düşmemek zorundaydı.

Halklar Kobanê savunmasını kayıpları ve zaferleri yaşadı. Erdoğan’ın “Şu sıralar düştü, düşecek” diyerek erken zafer ilan ettiği Kobanê, direndi ve halklar kazandı.

Stalingrad savunması için “Bizim için Volga’nın ötesinde bir ülke yok” bir parolaydı. Yarım yüzyıl sonra bu kez “Bizim için Kobanê’nin ötesinde bir ülke yok” bu yüzyılın komünarlarının parolası oldu ve halklar DAİŞ’in ilerleyişi durdurdu. 

Bu zaferin üzerine çok şey söylenebilir ancak en önemli noktası artık geri çekilecek bir yer olmadığı anı bilmekti. Kobanê’nin yüzde 80’inin DAİŞ çetelerinin eline geçtiği 6 Ekim gecesi, sadece askeri güçlerin değil, siyasetçilerin de nerede duracaklarını iyi bildiklerini gördük. O gece askeri güçlerin, “Öldürülebilirsiniz, isterseniz kentten çıkışınızı sağlayalım” teklifini, siyasetçiler reddettiler ve kentte kalarak direnmeyi seçtiler. Aslında halkların kaderini de belirlediler. 

Sadece uzak değil yakın tarih de izlenecek yola dair sayısız deneyimle dolu.

Kobanê savunmasını 7 Haziran seçimleri takip etti. Halkların demokrasi, barış ve yeni yaşama duydukları özlemin ifadesi HDP’de somutlaşmıştı. Ardından Erdoğan’ın başkanlık arzusu için başlattığı savaşı ve sonuçlarını hep beraber yaşadık. 

Önce Kürt kentlerinde halkın özyönetim iradesi ezilmek istendi. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından “darbecilerle mücadele” adı altında tüm demokratik kurumlar ve hareketler hedef alındı. Şimdilik son halka, kadın, insan hakları, çocuk, yoksulluk, hukuk gibi alanlarda çalışan derneklerin kapatılması oldu. Öncesinde radyo, televizyon, dergi, ajanslar kapatıldı, Diyarbakır Belediyesi Eşbaşkanlarının tutuklanmasını HDP Eşbaşkanlarının ve milletvekillerinin tutuklanması takip etti. 

“Derneklerin ardından şimdi sırada ne var?” sorusu soruluyor. Bu sorunun yanıtı bir yana, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başkanlık referandumuna kadar bu saldırıları sürdüreceği kesin. Ancak başkanlık referandumuyla da bitmeyecek. Sonuç ne olursa olsun halkları, kaos, savaş ve saldırılar bekliyor olacak. Ancak elbette ki, referandumdan çıkacak “hayır” tıpkı Kobanê ve 7 Haziran gibi Saray rejiminin varlığını kökten sarsacak.

O güne kadar ne yapacağız? 

“Durulacak, gerisi olmayan o nokta”ya gelmiş durumdayız. Sırtımız duvar ya da “buranın ötesinde başka bir ülke yok”. 

AKP/Saray rejiminin askeri ve sivil kuvvetleri ile birlikte çok yoğun bir biçimde sürdürdüğü savaşa karşı teslim alamadığı, kimsenin biat etmediği ortada. Kimi mevziler düşse de “eylem” başka biçim ve mekanlarda sürüyor. Başka alanlarda mevziler inşa edilmeye çalışılıyor. Ancak bundan sonra elimizdeki mevzileri hiç kaybetmemek daha önem kazanıyor. Bunun için de kimi alanlarda, kimi kurumlarda, mimi mevzilerde odaklanan birleşik direniş hattının dışında başka bir alternatif yok. 

Yakın tarih de birleşik mücadelenin yıkıcılığının ve kuruculuğunun sonuçlarının ne olduğunu Gezi direnişi sırasında gösterdi. 

Bu ülkede Gezi’nin yarattığı heyecanı ve çözüm sürecinin yarattığı barış umudunu yaşamış bir kuşak var artık. 

AKP/Saray iktidarı kendi tarihini ve kendi “fantastik gerçeği”ni yeni kurmak ve ideolojik hegemonya için her türlü aracı devreye koysa da, o günler hala unutulmadı. Sırtımız duvara dayanmışken, “açacağımız yolu” ya da “olacağımız yolu” kurarken ezilenlerin toplumsal hafızasına bakmak önemli olsa gerek.