Hiwa AZAD
Saf kötülüğün vücut bulmuş hali demek bile yetersiz kalıyor bazı durumları tanımlamaya. Irkçılık ideolojisiyle zehirlenmiş, şeklen insan gibi görünen ancak varlığı insanlığın kutsal değerlerine zarar vermekten başka bir şeye yaramayan liberalizmin sosuna bandırılmış lanetli tipler her türlü virüsten daha tehlikelidir. Bu tipler sömürgeci devletin ırkçılık bataklığında hastalık üretirler. İşleri güçleri kötülüğü her gün yeniden üretmek, nefreti yeniden yeniden doğurmak, cehennemden nefret devşirmek! Karanlıkların çocuğu ve bir tür “soysuz virüs"lerdir." Doğal ve toplumsal gerçeklikten kopmuş, kendini toplum üstü konumlandırmış, toplumu sömürmeyi hedefleyen her düşünce ve eylem İnsanlığın başına bela getirmeye devam ediyor.
Soykırımcı faşist devletlerin mafya jargonlu tetikçileri “kirli ve suçlu” rejimlerini ayakta tutmak için Soysuz insan müsveddelerini kullanırlar. Çetelerin en aşağılığını, ağzı salyalı katillerini ancak faşist devlet denen azılı canavar yaratabilir. Bu aşağılık mahlukatların varlığıyla birlikte nefret soyut bir kavram olmaktan çıkıp, somutluk kazanıyor görünür oluyor. Bu parazitler faşist devletlerin bataklığında doğuyor, sömürgeci sistemlerin ırkçılık denilen kötülük tapınağından besleniyor, nefretle büyütülüyorlar. Soysuz parazitler ırkçılığın zehrinden emiyor, milliyetçilik tıslıyorlar. Karanlığın zebanileri tarafından beslenerek en aşağılık işleri yapmakla görevlendiriliyorlar.
Yunan mitolojisinde Hadesin karanlık yeraltı ülkesinde cehenemin kapısında, bekçilik yapan üç başlı Kerberos adında bir köpek vardır! “Bu köpek Hades’in yönettiği ölülerin bulunduğu yeraltının kapısında bekçilik yapar... Kuyruğu bir yılan olan ve sırtında sayısız yılanbaşı bulunan, ısırıkları zehirli bu köpek Herakles’in 12 görevi arasında yer alır.” Kerberos Yunanca 'çukur (çok derinlerde) iblisi' demektir. Dev zincirlerle bağlı olan bu köpeğin görevi yer altına giren ölülerin tekrar yeryüzüne çıkmalarını önlemektir.” Günümüzde modern “bekçi köpekleri Kerberos’lar” sömürgeci Türk devletinin tahakkümünden kurtulmak isteyen Kürtleri ve devrimcileri ısrarla faşist devletin bataklığında, karanlık cehenneminde köle olarak tutmak istemektedirler. Devletin “tanrısal” gücüne karşı geldikleri için Kürtler katlediliyor, tutsak ediliyor, Prometheus gibi kayalıklara zincirleniyorlar.
Sömürgeci sistem toplumu köleleştirmek için bekçi köpeklerine, Kerberos’lara ihtiyaç duyuyor. Kerberos’lar için düşünmek diye bir fiil yoktur. Onlar, nefret doğuran karanlığın kanlı haz zincirleriyle bağlanmış, ağızlarından akan salyalardan zevk alırlar. Bağlı oldukları zincirlerin (efendilerin) sesi onları “mutlu” eder.
“Organize olmuş kötülük” olarak somutlaşan AKP-MHP faşist rejimi ve sömürgeci devlet öldürdüğü insanların kemiklerine bile saygısızca davranarak, yüreği yanık anaların duygularını incitmekten zevk alıyor. Yeminli Kürt düşmanı faşist devlet zihniyeti bir yandan İmralı tecrit ve işkence sistemini sürdürürken, öte yandan tüm özgürlük tutsaklarını virüs karşısında savunmasız bırakarak “toplu idam” uygulamasına kapı aralıyor. Topluma karşı suç işlemiş ne kadar hırsız, katil, tecavüzcü kadın katili uyuşturucu satıcısı suç çetesi varsa serbest bırakan devlet, söz konusu Kürt olduğunda bir an önce nefesini kesmek istiyor. Böylesine aşağılık, hiç bir kural tanımayan ahlaksız bir sistemle karşı karşıyayız. Dünyada sınanmamış ne kadar kötülük varsa hepsini Kürt halkı üzerinde uygulayarak lanetli varlıklarını sürdürmek istiyorlar.
Yunan mitolojisinin Kerberos’u bir zamanların inancı gereği tanrıların elinde toplum için korkunç bir canavarken, bugün kimsenin önüne kemik bile atmadığı bir söylence figürüne dönüşmüştür. Demokratik ulus ve konfederal sisteminin inşasıyla ırkçı ulus sistemi de aynı akibeti yaşayacaktır.