Kevana ZÊRÎN*

Mezopotamya’nın kadim inanışlarından biri olan Êzîdîlik, tarihte uğradığı tüm katliam, saldırı ve yönelimlere rağmen mistik büyüsünü taşıyarak bugünlere kadar gelmeyi başarmış bir inançtır. Köklerini Zerdüşt felsefesinden alan Êzîdîlik, doğaya yüklediği canlıcılık anlayışıyla evreni felsefi ve bütünlüklü ele alır. Ekolojik ve sanatsal yönü simgesel değil Êzîdî inanışının yaşam gerçeğidir.

Tarih boyunca soykırım ve katliamlarla karşı karşıya kalmış bu inanışa karşı sultanlar, beyler ve paşalar ferman buyurmuş; sürgün, asimilasyon, katliamlar eksik olmamış buna karşı direnerek kendilerini var edebilmişlerdir. Tarihin acı tekerrürü 21. yüzyılda da yaşanmış kelimelerin tasvir edemeyeceği düzeyde yine bir katliama maruz kalmışlardır. Tüm dünyanın birebir tanıklık ettiği 73. Ferman öncekilerden çok daha farklı yaşandı. KDP, DAİŞ saldırısını haber alır almaz bölgeyi silahlardan arındırarak kaçtı. Koalisyon güçleri de kayıtsız kaldı saldırılar karşısında. Herkes Êzîdî inanışının yok olmasını izler pozisyondaydı. Katliam tarihin tekerrürü olsa da sonuç bu kez aynı olmayacak, vicdanlarını yitirenler ortaya çıkan direnişi ibretle izleyeceklerdi. Êzîdîler yazılmış kadere boyun eğmemeyi gerilla ve savaşçılardan öğrendi. Resmi ordu ve devletler arkalarına bakmadan kaçarken PKK gerillaları yaşanan vahşete kayıtsız kalmadı. Sınırlı imkânları, tüm yasak ve engellere rağmen PKK’ye bağlı HPG ve YJA-STAR savaşçıları destansı bir direnişe öncülük ettiler. Rojava Kürdistan’ından YPG, YPJ güçleri de bu tarihi ve destansı direnişte yerini aldı, çetelerin ilerlemesini durdurarak geride kalan sivillerin yaşam umudu oldular.

Şengal’de yaşananlar bu muydu?

Şengal dağlarında gelişen tarihi ve destansı direniş tüm dünyanın gözleri önünde yaşandı. Kürt kadınlarının öncülüğünde sergilenen direnişe enternasyonalist kadınlar da ilerleyen süreçlerde dahil oldular. DAİŞ çeteleri, korku imparatorluğunu kurma yolunda ilerlerken önlerinde duran tek güç YJA STAR, HPG, YPG ve YPJ oldu. Bu hakikati bilmeyen ya da görmeyen yok. Şengal ve akabinde Rojava’da büyüyen bu direniş dünyaya adını duyurdukça filmlere konu olmaya başladı. Ancak bu filmlerin ne kadarı gerçeği yansıtma güç ve cesaretine erişti, bu tartışılmalı. Gerçeğe yapılacak en büyük kötülük onu çarpıtarak yansıtmaktır sanırız.

Hakikatin inkârı, insanlık tarihine ihanettir. Sanat, hakikati estetik dil ile anlatmanın en etkili yoludur. Sanatçı tarihi hakikatleri derinlemesine araştıran ve gerçeği topluma bir miras gibi aktaran kişidir. Bu kadar yakın ve göz önünde yaşanan savaş ve direniş gerçekliğini çarpıtmak evrensel ilkelere ters düşmektir. Sınırlarınızın ötesinde Şengal’de yaşananları film yapıp topluma sunmak gibi bir gayeniz varsa önce iyice tanımalısınız. Burada yaşayan halkları, halklara öncülük eden devrimci insanları ve yaşam kültürlerini araştırıp kaynağa inemezseniz bu dediklerimize hizmet eder ancak. ‘Üçüncü göz’, ‘objektif’ olmak diyor ancak bu gerçeğe riayet etmiyorsanız, yaptığınız iş iktidar tekeli ve kapitalist sistemin iz sürücüsü olmaktan öteye gitmez.

Bir hayal kırıklığı…

"Sisters of Weapon" (Sister in Arms-Silah Kızkardeşliği) filminin çekim amaçları belirtilse de, ortaya çıkardığı sonuçlar açısından bir hayal kırıklığı olarak nitelendirmek yerindedir. İster kabul edin ister etmeyin, Şengal’de gelişen direniş esaret ve dünyada eşi benzerine rastlanmayan tecritlik koşullarına rağmen, komünal toplumun şekillenmesini sağlayacak düşünce gücünü üreten, örgütleyen ve Ortadoğu Önderliği olarak kabul edilen Abdullah Öcalan’ın fikirlerini destekleyen savaşçıların direnişidir. Kahramanlarının henüz yaşadığı bu muazzam direnişi uzaktan izleyip çarpıtmak sanat ve sanatçı ahlakına sığmamaktadır.

Çarpıtmaktan kastımız şu; Filmde bu direnişi geliştiren gerilla ve YPG-YPJ güçlerinin öncülüğü görmezden gelinmiştir. Bu direnişin öncüleri sadece ellerine silah alan makinelerden ibaret değildirler, normal bir asker hiç değildirler. Filmde ise bu gerilla ve savaşçıların yaşam kültürü, çizgisi yansımamaktadır. Yine yukarıda kaynak dediğimiz olguya dönersek, konu şayet Şengal ve Êzîdîler ise yani bir toplumun inancına varlığına kast edilmişse orada o inancı ve topluluğun yaşamı konu edilmelidir ki katliama ve direnişe götüren nedenler anlaşılabilsin. Filmde buna dair de izler bulmak mümkün değil.

Kaçanı öncü yaparsa…

Diğer bir nokta, saldırıları olacağı bilinince orada resmi olarak yer alan KDP, halktan silahları toplayarak kaçmıştır, ancak filmde öncülük yapmış gibi verilmiştir. Savaşan kadınlar YJA-STAR, YPJ, YJŞ savaşçıları ve bazı Enternasyonal devrimci kadınlardır. Bu güçler dışında başka hiçbir oluşumdan kadınlar savaşta yer almamıştır.

Şengal’de yaşanan tarihi direnişin özünü sanat yoluyla saptırmak, bu direnişin mücadele ettiği sisteme hizmetten öte bir anlam taşımıyor. Kapitalist sistemle savaşan ve insanlık başına bela olmuş bu sisteme kafa tutan, egemenliğin yıkılması için binlerce şehit veren gerillaların yürüttüğü insanlık savaşını saptırmayı en başta bu direnişle ayakta kalan Şengal halkı kabul etmez. Yönetmen eğer gerçeğe bağlı kalmayı ilke edinen bir sanat anlayışı ve tutarlılık içindeyse, filmi geri çekmeli özrünü böyle göstermelidir. Sanatçı ruhlu savaşçıların bu gün bile destan yazmaya devam ettikleri unutulmamalıdır. Onlar hala yaşıyorlar, şehit düşüyorlar, yeni katılımlarla büyüyorlar, destansı kahramanlık yazmaya devam ediyorlar ve devam edecekler.

* AKADEMIYA ŞEHÎD MIZGÎN