Yakalanacağını gören katil, cinayet izleri, kanıtlarını ortadan kaldırma güdüsüyle, yeni suçlar işler. Kaybettiğini anlayan devlet ise çeteleşir…
TC, tarihi boyunca devlet olmayla çete kalma arasında gidip geldi.
Demirel, Özal ve generaller triumvirası, 1990’da Kürdistan’ı kaybettiğini anlayınca, iyi günlerinde oynadıkları “hukuk da var” oyununa son verip, öze dönüşle çeteciliğe sarıldılar.
Kır eşkıyası ve şehir haydutluğu, Mafyanın kanlı eli TC’nin hukuki dayanağı oldu. Kürt halkını rehin aldılar. Rehinelerin hayatına karşılık, ulusal kurtuluş hareketini eli, kolu bağlı hale getirmek istediler.
Mafya çeteciliğinin hukuku kan ve entrikaydı. Düşmanını teslim almak, hareketsiz kılmak için, mallarını, mülklerini yakıp, yıkıyor, yakınlarını, sevdiklerini kaçırıp rehin alıyor, rehineleri öldürüyorlardı.
Kürdistan’da bunlar yaşandı. Cepheye giderken, Bingöl’de önüne çıkılan askerler için sivil deniyor, şimdi. Hayır onlar savaşa gidiyorlardı. Biraz ötede pusuya yatmaya, can almak için kurşun atmaya…
Ama “faili meçhul cinayet” adıyla yok edilen 17 bin 500 Kürdün tümü sivildi. İçlerinde silah nedir bilmeyen vardı. 3 bin 500 köy yakılıp, yıkılarak, milyonlarca insan mültecileştirildi. Dahası, Amerika ve İsrail’in gücü yedeklenerek, kurtuluş hareketinin lideri rehin alındı.
Buna rağmen, Kürtleri teslim alamadılar. Direnişi kıramadılar. AKP, 10 yıl önce iktidar olduğunda, çete devleti yarattığı terörün sefaleti çaresiz, bir bakıma yenikti.
AKP, kendisine verilen misyonla “yeni”yi oynuyordu. Dini öne çıkararak…
Oysa AKP dindar değil, dinciydi. Din alış-verişiyle geçinen, o pazarda nimetler ele geçiren…
Kullandıkları yöntem ise Ali’yi oyuna getirip, Halifeliğini boşa çıkaran Muaviye’nin münazaracı ve çürütmeci taktiğiydi. Muaviye’nin İslam geleneği…
Yeni yüz olarak, Muaviye çürütmeciliği ile eskiyi yerip, kendilerini pak göstererek Kürtlere yanaştılar. Onlara verilen görev, biçilen rol buydu.
Fakat, yalan ve entika dolabını ancak iki dönem çevirebildiler. Muaviye benzeri çürütmecilik, dinci taklacılıkla Kürtleri kandırıp teslim alamayınca, geleneksel çeteciliğe geri döndüler.
Tavukları, koyunları, keçileri bombaladılar. Bağları, bahçeleri yangına verdiler. Bebekleri katlettiler.
Roboskî’de sivil katliam, kanlı çeteciliğin göz dağı hamlesiydi.
İyi de, onca harabe ve geride yükselen onca mezar taşı ile mezarsız sivil Kürtler…
Binlerce çocuğu tutuklayıp, kimilerini cezaevlerinde cinsel histeri vahşetine sunmalar. Toplu tutuklamalarla 10 bin Kürt’ü rehine alınması…
Bütün bunlar savaş suçu ve devlet adına utanç, ama Başbakan 500 kişiyi öldürmekle övünüyordu.
Oysa, öldürmeyi avunma sayan övünmenin altından kaybetme sırıtıyordu. Çünkü, Türk devleti bütün olarak inisiyatifi, kaybetmiş, her alanda kontrolü kaybetmiştir. 
Türk devleti, Kürdistan’da ordu, polis gücü ve adliyeden ibaretti. Ordu ve polis kışlada hapis, adliye ise koruma çemberi altında, savaşın kontrolü de gerillada…
Namlunun dili, ölümün ruh çağırmasıyla konuşanlar, o nedenle bugün, mağdur rolünü oynuyor, cepheye sürülürken, Bingöl’de yolu kesilen askerlerin sivil giyimli ve silahsız olduğunu söylüyorlar.
Halbu ki, yakılan onca köyün sivilliği bir yana, ne olurdu taştan, topraktan olduğunu hatırlasalardı. Bebebklerin tırnaksız, ihtiyarların güçsüz…
Hiç birini hatırlamadılar. Tersine, adam öldürmeye gidiyor diye askerlik yolcularını kutsadılar.
Çocukları Çeçenistan’da olan Rus kadınları savaşa isyan ederek Kremlin sarayına yürürken kimi Türk analar para, ev verildiği için mi bilemiyorum, ölen çocuklarının ardında şükrediyordu.
Toplumsal ruh çürümesi, toplu delirme mi bunlar bilemiyorum, ama sanki, TC savaş hukukuna saygılı davranmış, Kürdistan’da sivil halkın yaşama hakkını gözetlemiş gibi, cepheye sürülenler için sivil ve silahsız diyorlardı.
AKP rejimi ise kopuşun dünyada duyulacak gümbürtüsünü koparmak üzere, Kürdistan’ın Türk parlamentosundaki temsilcilerini tutuklamaya hazırlanıyordu. Sebahat Tuncel’e verilen hapis cezasıyla tutuklama yolunda ilk adımdı. Sevilesi Türk tipi demokraside, Başbakan adliyeye talimat vermiş, sonrası gelecekmiş.
Aslında geç bile kaldılar. Bir an önce olsun da, herkes önüne dökülen kesik saçının rengini görsün diyorum.
Bakalım TC’nin parçası tertibinden, Kürdistan’da seçim yapılacak mı, yapılacaksa eğer rejim partileri ve temsilcileri sokakta görünebilcek mi?
Ne olacaksa, bir an önce olsun da görelim diyorum.