SUAT BOZKUŞ
Seçim tarihi yaklaştıkça Erdoğan’ın kaybetme ihtimali artıyor. Bu nedenle Erdoğan da kendisini kaybetmeye başladı. Erdoğan’ın yalakaları da onu takip ediyor.
7 Haziran 2015 seçimleri halklarımız demokratik tercihini net olarak yaptı. Erdoğan ve AKP halkların iradesini gasp etmek, halkların tercihine karşı çıkarak halkı susturmak, bastırmak için her yol ve yöntemle saldırıya geçtiler. Ama halkların iradesine karşı girdikleri bu umutsuz savaşta yoruldular. Her türlü zorbalığa karşın başarı şansları da kalmayınca acil bir erken seçimle zaman kazanıp halkı oyalamak istiyorlar.
16 yıl süren tek adam-tek parti diktasını kendileri kurdu ve kendileri savundu. Ama sonuç tam bir hüsran oldu. Seçime gitmeleri gerekmiyordu. Ama „Türkiye’nin bekleyecek gücü yok, hemen seçime gitmek şart“ dediler. Bunu da bir baskın seçimle ve her türlü hile hurdayla gündeme getirdiler.
Acilen bütün yasal değişiklikleri yapıp kendine Müslüman „cumhur ittifakı“ denen bir şey icat ettiler. Ben buna „çamur ittifakı“ diyorum. Çünkü Türkiye’nin bütün siyasi çamurları bu ittifakta birleşti. Fiilen kendileri için barajı kaldırmış oldular.
Erdoğan’a karşı CHP’nin yaptığı kendine demokrat „Millet ittifakı“ atağı da kendileri için makul bir cevaptır. Ancak bu ittifak da demokrasi için değil, demokrasiye karşı bir ittifaktır.
Bu ittifakların hepsi de Kürtleri ve solu siyasetten silme amacındadır. Oysa Türkiye’nin temel sorunu da Kürtlerin yok sayılması ve yok edilmek istenmesidir.
Kürtleri ve diğer milli-dini farklılıkları yok sayan ve yok etmek isteyen hiç bir projenin başarı şansı yoktur.
Aslında TC tarihi ve bu tarihin özellikle son 35-40 senesi bunun acılı ve kanlı bir göstergesi oldu. Ama Türkiye siyasetçileri laftan da silahtan da anlamadılar.
Her gelen kendisinde ilahi bir hikmet ve misyon var zannedip „Kürtleri ben ezeceğim, kökünü kurutacağım“ diye işe girişti. Bir sürü katliam ve faili meçhulden sonra lanetlenerek kaybolup gitti. Şu son kırk senede yapılan Kürt katliamlarını ve katliamcıların sonunu bir düşünün. Hepsi aynı sözler, iddialar ve kabadayılıklarla geldiler, sonra sessizce kaybolup gittiler.
Hepsi de süvari geldiler, piyade kaçtılar. Yani „Siwar hatin peya çûn!“ Ama halkın çektiği acılar, ödediği bedeller artarak devam etti.
Erdoğan bu halkanın en sonuncusuydu. Daha öncekilerin kullandığı tüm yöntemleri „entegre“ olarak kullandı. Bu politikasında bütün partiler arkasındaydı. NATO ve bütün devletler arkasındaydı. Erdoğan’a göre Kürt sorunu yoktu, kendisi bütün sorunları çözmüştü. Erdoğan’ın İçişleri Bakanı Soylu da gaza gelip „PKK’yı tarihin derinliklerine gömeceğiz. Nisan ayından sonra kimse PKK’yi hatırlamayacak“ demişti. Şimdi kaç Nisan geçti ama Soylu’yu hatırlayan yok.
Hepsi de tarihin Kürt katliamcıları bölümünde utanç verici yerlerini aldı. Bugün kahramanlık taslayan katliamcıların kendi çocukları ve torunları utançtan insan içine çıkamayacak. Erdoğan’ın „Ahdimizdir“ diye başlayan vaatlerine bakın. Sanki ilk defa iktidara gelecekmiş gibi her şeyden şikayet eden ve bunları düzelteceğini vaat eden palavralar. Sanki 16 senedir tek parti-tek adam diktasını savunan ve uygulayan kendisi değilmiş gibi...
Erdoğan erken seçimi ihanet olarak görüyordu. Şimdi hiç bir yasal zorunluluk olmadığı halde erken seçim kararı aldı. Erdoğan tek adam-tek parti deyip barajı savunuyor ve koalisyonları lanetliyordu.
Şimdi kendi cephesi için barajı kaldırıp kendi eliyle tek parti hükümetleri dönemine son verip koalisyonlar dönemini başlattı.
Kurduğu „Cumhur ittifakı“ adlı ucube cephe ye karşı CHP de „Millet ittifakı“ kurdu.
Her ikisi de halklarımızın 2011 seçimleri öncesinde ve sonrasında kurduğu „Demokrasi ittifakına“ karşıdır. Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) birikmiş sorunların çözümü ve bütün farklılıkların eşit-özgür-kardeşçe yaşamasının tek yolunu gösteriyor.
„Cumhur ittifakı“ da, „Millet ittifakı“ da „Demokrasi İttifakı“na karşıdır. Ama her ikisi de ona muhtaçtır. Hala halkların ittifakına yani HDK’ye, HDP’ye karşı çıkanların siyasi hayatı bitmiş demektir. Görüp görecekleri son seçim bu olabilir. 24 Haziran’da şahlanan ve bütün engelleri aşan bir HDP bütün ezilenlerin kurtuluşu ve kazanması olacaktır.
HDP sadece seçimin kilit partisi değil, tüm halklarımızın gelecek projesi, umudu ve güvencesidir. 24 Haziran’da bu gerçek bir daha görülecektir.