Siyah kadınların tarihiyle değişen tahayyülümüz

Kadın Haberleri —

19 Şubat 2021 Cuma - 17:11

  • Direnen, tarihte göz ardı edilen, hikayeleri ellerinden çalınan herkes için kendi sözünü söylemek ve kendi hikayesini kendi yazmak elzem oldu. Assata Shakur, siyah özgürlük hareketinde hem yazdıkları hem de hapishane içerisindeki ve hapishane sistemine karşı mücadelesi ile büyük önem taşıyan isimlerden bir tanesi. 
  • 10 Mart günü Amerikan köleliğin kaldırılması aktivisti ve çok sayıda kişinin özgürleşmesinde rol oynamış Harriet Tubman’ı onurlandırma günü. Harriet, hayatının son dönemini kadınların oy hakkı elde edebilmesi için süfrajet mücadelesine adadı. 2019 yılında çekilen Harriet filminin yönetmen koltuğunda da yine siyah bir kadın olan Kasi Lemmons oturuyor. 

NİLGÜN YELPAZE

Geçen yazıda bahsettiğimiz gibi, Şubat ayı boyunca Siyah Tarihi ayı devam ediyor ve biz de yine bu hafta da bu konudan konuşmaya devam edeceğiz. Öte yandan dünyanın her yerinde kadınların direnişi için en önemli gün olan 8 Mart da giderek yaklaşıyor. 
Bir yıllık pandemi ve karantina sürecinin kadınlar için bedeli ağır oldu, kadınlar en çok şiddet gördükleri yer olan evlere kapatılırken herkesin bakım emeğini yüklenmek de yine kadınlara düştü. Geçtiğimiz bir yıl içerisinde birçok sektör gibi sinema ve televizyon sektörü de pandemiden etkilendi ve birçok yapım çekimlerini durdurdu, salonların kapalı olması, festivallerin zor koşullarda gerçekleşmesi bu yıl içerisinde çok daha az filmin izleyici ile buluşmasına neden oldu. Ancak kadınların bu sektörde çektikleri çileler bununla hiçbir zaman sınırlı olmadı. 
Kadınların kamera arkasındaki görünürlükleri hala tam olarak kazanılmış değil. Neredeyse sinema tarihi kadar eski olan kameracı, sesçi ve kurgucu kadınların varlığı bilinmiyor, bu tarz çeşitli tekniklere hakim olmayı gerektiren işler ‘erkek işi’ olarak görülüyor, birçok yapımda bu meslekleri icra etmesi için erkeklere yer veriliyor. Sektörde yeterince iş bulamayan kadınlar deneyim elde edecek pozisyonlara getirilmedikleri için de bu durum bir kısır döngü olarak devam ediyor. Kadınlar görüntü yönetmenliği yerine sanat asistanlığı, kostüm veya makyaj gibi toplumsal cinsiyet rollerini yeniden üreten pozisyonlara ‘uygun görülüyor’. 

Issa Rae ayrımcılığı yok ediyor

Amerika özelinde düşünürsek, siyah kadınların bütün bu bahsi geçen ayrımcılıklara beyaz kadınlara kıyasla çok daha fazla uğradıklarını da unutmamak gerekiyor. Son yıllarda Issa Rae gibi öne çıkan isimler bunu değiştirerek hem kamera arkasında hem de önünde bu ayrımcılıkları yok eden işler yapmaya başladılar. Ana akım gişe filmlerinde de ‘tamamı siyah oyunculardan oluşan’ hikayeler çekmek nihayet üzerinde durulacak bir nokta haline geldi. Ancak burada meseleyi sadece bir temsiliyet, görünürlük meselesine indirgemek de doğru değil. Çünkü sömürgecilik ve kölelik düzeni kapitalizmin temel taşı olarak bir düşünce dünyası şekillendirdi ve henüz bununla hesaplaşmanın bittiğini söylemek mümkün değil. Bu zihniyeti tamamen söküp atmak demek aslında var olan dünyanın nasıl inşa edildiğine dair büyük sorgulamaları da beraberinde getiriyor. Görsel tahayyülümüz baskın bir biçimde beyaz egemen sistem tarafından şekillendirilmiş vaziyette. Siyah feminizm ve siyah kadınların mücadele tarihi ile ilgili yeni şeyler öğrenmek işte bu beyaz ve erkek egemen dünyanın tahayyüllerinden kendimizi sıyırmak ve başka düşlere yelken açmak için önemli.

10 Mart Harriet Tubman günü

Yazının başında da belirttiğimiz gibi 8 Mart yaklaşırken ve siyah kadınların tarihinden bahsederken söze Harriet Tubman’la başlayabiliriz. Keza ABD’de 1990 yılında resmi olarak kabul edildiği üzere, 10 Mart günü Amerikan köleliğin kaldırılması aktivisti ve çok sayıda kişinin özgürleşmesinde rol oynamış Harriet Tubman’ı onurlandırma günü. Maryland’da beyazlar tarafından köleleştirilmiş bir anne ve babanın çocuğu olarak 1820’lerde dünyaya gelen yalnızca bu kölelik düzeninden kaçmakla kalmıyor, bunun ardından 13 kez düzenlediği operasyonlarla 70’e yakın köleleştirilmiş insanı da köleliğin kaldırıldığı kuzey topraklarına kaçırıyor. Amerika İç Savaşı sırasında da öncü birliklerde görev yapan Harriet, hayatının son dönemini ise kadınların oy hakkı elde edebilmesi için süfrajet mücadelesine adıyor. 10 Mart Harriet Tubman günü için, 2019 yılında yapılan Harriet filmini izlemek ve mücadelesine tanık olmak güzel bir aktivite olabilir. 2019 yılında çekilen Harriet filminin yönetmen koltuğunda yine siyah bir kadın olan Kasi Lemmons oturuyor. 

Kendi hikayeni yazmak elzem oldu

Filmler aslında alternatif tarih yazımının da önemli araçlarından bir tanesi haline geldi. Direnen, tarihte göz ardı edilen, hikayeleri ellerinden çalınan herkes için kendi sözünü söylemek ve kendi hikayesini kendi yazmak elzem oldu ve özellikle de 1990’lardan itibaren film yapım araçlarının yaygınlaşması ile film bu mücadelenin ayrılmaz bir parçası oldu. Siyah Tarihi Ayı ve yaklaşan 8 Mart mücadelesi temasına uygun olarak bu filmlerden birkaçına kısaca değinerek bitirelim yazıyı:
Assata Shakur, siyah özgürlük hareketinde hem yazdıkları hem de hapishane içerisindeki ve hapishane sistemine karşı mücadelesi ile büyük önem taşıyan isimlerden bir tanesi. Assata Shakur halen sürgünde olduğu Küba’da yaşamına devam ediyor. Assata Siyah Kurtuluş Ordusu’nun aktif bir üyesi iken FBI’ın özel çabaları ile hakkında geliştirilen komplolar sonucu hapse atılıyor ve polis öldürmekten türlü çeşitli suça yargılanıyor. Zindandan kaçırılarak özgürleştirildikten sonra da yaşamını ve mücadelesini sürgünde devam ettiriyor. Assata’nın çok sayıda dile çevrilen otobiyografisi ve şiirleri bugün hala mücadeleye ilham olmaya devam ediyor. Kendisi hakkında en bilinen film, ‘Eyes of the Rainbow’ isimli 1997 yapımı belgesel. Bu filmde Assata hem kökleri hem de yaşamı hakkında konuşuyor. 

Bu kadınları tanıyor musunuz?

Daha evvel burada işlediğimiz yönetmen Agnès Varda’nın Siyah Panterler hareketi hakkında yaptığı 1968 yılından iki adet kısa belgesel bulunuyor. Bu belgeseller bu hareketin kültürü hakkında özel bir toplumsal cinsiyet vurgusu ile oldukça detaylı bilgi verme özelliği taşıyor. 
Yine öne çıkan isimlerden bir tanesi olan Toni Morrison, yazar, editör ve profesör kimliğiyle tanınıyor ve 1993 yılında Nobel Edebiyat ödülünü kazandı. Toni Morrison’un ilk kitabı ‘The Bluest Eye’ 1970 yılında yayınlandı. Toni Morrison hakkında 2019 yılında ‘Toni Morrison: The Pieces I am’ isimli bir belgesel yapıldı ve bu filmde kendisinin edebiyat hayatına ve mücadelesine odaklanılıyor. 
Edebiyattan laf açılınca, son film önerimizi de 2012 yılında yapılan Audre Lorde’un Berlin yıllarına odaklanan ‘Audre Lorde – Berlin Years 1984-1992’ belgeselinden yana kullanalım. Kendisini ‘siyah, lezbiyen, savaşçı ve şair’ olarak tanımlayan Audre Lorde şiirleri için çok sayıda ödüle layık görülürken hayatını ve yeteneğini tamamen mücadeleye adadı. Bu filmde de kendisinin Batı Berlin’de geçirdiği yıllara odaklanılıyor ve Almanya’da siyahların mücadelesine verdiği katkılar tanıklıklar ve arşiv görüntüleri eşliğinde sunuluyor. Bizlere de bütün bu kadınları tanımak ve mücadelelerini sürdürmek düşüyor. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.