İslam hukukunda (Şeriat) ortaya çıkan toplumsal sorunların çözümünde her zaman Kuran ve Hz. Muhammed’in tutum ve yaklaşımları belirleyici oldu. İslam fıkıhçıları (hukukçuları) karşılaştıkları sorunların çözümünde kendilerinden öncekilerin benzer konulardaki yaklaşımlarını esas aldılar. Fakat Kur’an ve Hz. Muhammed’in hadislerinde yer almayan, bulunmayan konulara ilişkin içtihad yoluna gidilmiştir.
İslam hukukuna ait olan içtihat kavramı, "Görüş, özel görüş, anlayış, kavrayış. Yasada örf ve adet hukukunda uygulanacak kuralın açıkça ve tereddütsüz olarak bulunmadığı konularda yargıcın veya hukukçunun düşüncelerinden doğan sonuç"(1) diye tanımlanmaktadır. Boşluğu doldurma yöntemi olarak da bilinen içtihad yöntemi doğa, toplum, yaratılış, Allah, kader vb. konularda tartışma, netleşme veya farklı görüşleri güçlendirme amaçlı başvurulan bir yöntem olarak Ortadoğu’nun düşünce dünyasında büyük bir gelişmeye yol açtı.
Ortaya çıkardığı tartışma kültürü ve sorgulamacılık ile 12.yüzyıla gelindiğinde Ortadoğu’da adeta bir ön Rönesans diyebileceğimiz düzeyde gelişmeler yaratan, tartışma ve düşünce özgürlüğüne büyük ivme kazandıran içtihatçı yaklaşımı, egemen güçler tarafından yasaklandı. Abbasi devletinin başlattığı bu yasakçı yaklaşım daha sonra tüm İslam devletlerince esas alınarak, günümüze kadar da varlığını sürdürdü, aşılamadı. Adeta bu yasakla adı özdeşleşen İmam Gazali, içtihat yönteminin yasaklanmasında öne sürdüğü görüşlerle başı çekti.
Hocet-ül İslam -İslam’ın kanıtı- adı verilen İmam Gazali, Horasan’ın Tûs şehrinde doğdu. Şafii mezhebine mensup olan Gazali, kelam (söz) ve fıkıh (hukuk) bilgini olarak tanındı. Yunan kökenli felsefe geleneğine ağır eleştiriler geliştirdi. İktidar sahipleri tarafından eleştiri ve görüşleri İslam dünyasında felsefenin-bilimin ve akılcılığın yasaklanmasına, koğuşturulmasına ve nihayetinde düşünsel gelişimin dondurulmasına vesile oldu. Gazali’ye göre inançla us’u (aklı) uzlaştırmaya çalışmak boşunadır. Ona göre us ile inancın karşıtlığını kabul etmeyen, ikisini bağdaştırmaya çalışanlar kaçınılmaz olarak hakikatten uzaklaşacaklardır.
Gazali, bu görüşleriyle imanla ilgili sorunlarda usu başlıca ölçüt sayan dönemin akılcılık akımı olan Mutezile ekolüne karşı çıkan Eşariye ekolünün en önde gelen temsilcisi oldu. O’na göre Allah’ı usla açıklamaya çalışmanın sonucu, Allah’ı yadsımaktır. Neden-sonuç araştırması da Allah’ın iradesini yadsıma sonucunu verebilir. Allah’ın iradesi dışında doğa yasalarından söz edilemez.
Zamanının büyük kelamcılarından olan İmam Gazali kesin bilgiyi bulmayı hedefler. Kesin bilgiye asıl hakikat olan Allah inancı ve sevgisiyle ulaşılabilineceğini savunur. Dönemin akılcı filozoflarını eleştirir ve onların akıl yoluyla gerçek bilgiye ulaşma iddialarını reddeder.
Bilgi felsefesini, kesin bilgiye ulaşma amacı üzerine kurar. Kesin bilgi var mıdır? Şüphe edilmeyen kesin bilgi var mıdır? Bu soruların cevabını şüphe yöntemini kullanarak bulmak ister. O’na göre duyu ve akıl tarafından elde edilen bilgiler kesinlikten uzaktır. O halde doğru bilgiye nasıl varılabilinir? İmam Gazali’ye göre: 'Allah’ın insan kalbine bağışlayacağı doğal bir ışık ile varılır. Doğal ışık veya nur, Allah’ın insan kalbine doğurduğu ışıktır. Bu ışıkla insan hakikatın bilgisine ulaşır. Akıl nesnelerin dışını, kalp ise iç tarafını görür. Akıl sonlu olanı kavrar, oysa kalp içindeki nurdan dolayı sonsuz olanı da kavrar.’
Akılcılar ve akla karşı çıkanlar
İslam dünyasında bilimsel düşünüşün ve içtihat (yorum) kapısının kapatılmasında görüş ve eleştirileriyle büyük rol oynayan İmam Gazali, felsefenin ve aklın Ortadoğu’nun düşünce dünyasından dışlanmasının baş sorumlusu olarak kabul edilmektedir. İmam Gazali’nin böyle değerlendirilmesinin nedeni, İslam halifesi yani iktidar tarafından desteklenmesi ve görüşlerinin resmi devlet görüşü olarak kabul edilmesidir. Gazali’nin söyledikleri yaşadığı dönem ve sonrasında devletçi iktidar güçleri tarafından benimsenerek, iktidar dışı, iktidara hizmet etmeyen, iktidara karşıt diğer düşünce akımlarının yasaklanmasına, baskı altına alınmasına, karalanmasına vesile yapılır.
O dönemde aklı esas alan düşünce akımları bir nevi emekçi ve yoksul halk kesimleri içinde kabul gören ve benimsenen akımlardı. Düşünsel sahada "Akılcılar" ve "Akla karşı çıkanlar" diye tanımlayabileceğimiz iki kesim arasında yaşanan mücadele, toplumsal alanda emekçi halk kesimleriyle iktidarcı güçlerin mücadelesi olarak somutlaşıyordu. Bu yüzdendir ki, İmam Gazali’nin düşünceleri iktidarcı güçlerin sahiplendikleri, çıkarlarını ifadelendirmekte kullandıkları düşünceler oldu ve tarih içinde de iktidarcılığın, gericiliğin temel dayanaklarından biri olarak varlığını sürdürdü.
Ortadoğu’yu adeta felç eden dinsel dogmatizmin en önemli temsilcisi olarak tarihte yer etmesi bundandır. Bilimin, felsefenin yaratıcısı olan, sayısız filozof ve bilim insanı yetiştiren bir coğrafyanın kaderinin böyle kararması tarihin en büyük bir paradokslarından biridir ve Abdullah Öcalan bu konuya ilişkin şunları söylemektedir; "İmam Gazali ve Eşari ile felsefi düşünce dönemi kapanır. MS 12. yüzyıl, bu anlamda İslamiyet için katı dogmacılığın egemen olmaya başladığı, akla güvenin kalmadığı, Kur’an ve sünnete sözle bağlılığın tek bilim yolu olarak bırakıldığı tutucu dönemin başlangıcıdır… Tarihi gelişme içinde değerlendirdiğimizde, neolitik toplumun doğuşundan (MÖ 10 bin) MS 1200 yıllarına kadar insanlığın varoluşuna önderlik eden Ortadoğu kültürü, bu tarihlerden itibaren bu rolünü Avrupa’nın kapitalist uygarlık yükselişine terk edecektir."(2)
Ortadoğu ve İslam uygarlığının 12.yy’da başlayan gerileme ve çöküşünün nedenlerini, dışardan Moğol saldırıları, içeride ise 'İçtihat Kapısı’nın kapanması temelinde ele alan Öcalan, içtihat öncesi Ortadoğu dünyasını maddi ve manevi açıdan Avrupa ile kıyasladığı bir başka değerlendirmesinde ise; "İslamiyet adına içine girilen büyük tutuculuk ve gerileme döneminin öncelikle ideolojik alanda başladığını açığa çıkarmak bizi doğru yönteme götürecektir. Bu yüzyıllarda Ortadoğu, maddi zenginlik, sosyal gelişkinlik ve kentler bakımından Avrupa’dan üstündür. Gerileme bu sahada değildir. Avrupalıların gözünde Ortadoğu göz kamaştırıcıdır. Haçlı seferlerinin en önemli nedeni bu alandaki üstünlükten ileri gelmektedir. O halde tutuculuğun ve gerilemenin nedenini ideolojik alanda aramak kaçınılmazdır. Avrupa 13. yüzyılda bilim yolunda önemli adımlar atmakta; 14. yüzyılda din alanında reformasyon süreci başlamaktadır. 15. yüzyıl ise Rönesans’ın başladığı çağdır...
Bu dönemi Ortadoğu ve İslam toplumları için en büyük felaket olarak değerlendirmek yerindedir. Bu öyle bir dönemdir ki, yaklaşık 15 bin yıl tüm insanlığa öncülük düzeyinde değer kazandıran, çağlar açan, uygarlık başlatan alan kültürü en büyük ihanete uğramakta, büyüklüğünü inkar etmekte, adeta mezara gömülmektedir."(3) demektedir.
Bin yıllar boyu yarattığı ve yol açtığı gelişmelerle dünyanın merkezi ve insanlığın kabesi olan Ortadoğu’nun yaratıcılığını kaybetmesi, dahası batının kontrolüne girmesi içtihat kapısının kapatılmasıyla bağlantılıdır. Böylelikle devletçi iktidar sahiplerinin rahatsız olduğu düşünceler zaptu-rapt altına alınmış, sürgünler, yasaklar, katliamlar yoluyla farklı düşünce insanları ve kesimleri yok edilmeye çalışılmıştır. Günümüzde Ortadoğu’nun sorunlar yumağı olmasında, çelişkilerini bırakalım çözmeyi, tanımlama gücü dahi gösterememesinde İmam Gazali’yle temsil edilen dinsel doğmatizmin rolü belirleyicidir.
İslam’da reform günümüzün en netameli tartışma konularındandır. Kanımızca başlangıç noktalarından birini içtihad oluşturmalıdır. Dikkat edilirse, Ortadoğu’da 12. yüzyıla kadar ortaya konan düşünceler günümüzde bile aşılabilmiş değildir. O sürecin yaratıcılığının yanına bile yaklaşılamamaktadır. Ortadoğu’da 12. yüzyıldan itibaren zihni kaybediş başlamıştır ve günümüzde de önüne geçilebilmiş değildir. Herkes için geçerli olan 'kaybettiğini kaybettiğin yerde arama’ ilkesi gereği Ortadoğulular için de geçerlidir. Bu anlamda içtihad ve Gazali kavramları çözülmeyi bekleyen başlangıç noktaları olarak Ortadoğu ve hakikat aşıklarının önünde durmaktadır.
(1) Büyük İslam ansiklopedisi-syf.603
(2) Abdullah Öcalan-AİHM Savunmaları-I.Cilt
(3) Abdullah Öcalan-age.
ŞİYAR KOÇGİRİ: İmam Gazali (1058- 1111)