
Siyasetin demokratikleştirilmesi önünde görünür hiçbir engel kalmamıştır.
İnsanın demokrasi arayışı, varoluş tarihiyle eşdeğer bir geçmişe sahiptir. Demokrasi, halkın kendini yönetmesi, kaderini belirlemesi olarak da tanımlanıyor. Bu çaba ilk sözcüklerle, ilk tasarılarla ve ilk düşünüş biçimiyle toplumsal varlık olmanın doğası gereği başlamıştır. Bugün de değişik düzeyde devam etmektedir. Gelinen aşamada demokratikleşme, demokratik yaşam, ilişki ve düşünce önünde en azından söylem düzeyinde engel kalmamıştır. Demokrasi mücadelesinin çağcıl anlamı demokratik uygarlığın gerçekleşmesi doğrultusunda mücadele etmektir.
“Demokratik uygarlık çağını belirleyen temel unsurlardan biri de siyasetin demokratikleştirilmesidir. Tarih boyunca en üst yönetim gücünün yoğunlaşması ve kullanılması sanatı olan siyasetin kendi sırlı dar elbise ve maskelerinden kurtulması çağımızın şahane bir gelişmesidir. Bu, siyasetin adeta göklerden, Allah’tan yeryüzüne inmesi anlamına gelmektedir. Kaynağı hakkında bitmez tükenmez tartışmalar sona ermekte ve esas toplum olduğu itiraf edilmektedir. Yüzyıllarca insanları sürü haline getirmek ve kandırmak için en geliştirilmiş ve sahte bir yüceliğe büründürülmüş siyaset, toplumun basit bir aracı durumuna getirilmiştir. Uzun vadeli ve hayati çıkarların aracı olarak ifade edilebileceği bilincine ulaşılmıştır. Bu yüzyılların sihirli, kudretli, tanrısal aracı gerçek anlamına kavuşturulmuş ve halka hizmet aracı olarak tanınmasını kabul ettirmiş olmakla demokratik uygarlık çağının belirgin bir özelliği haline getirilmiştir.” (Önder Apo, AİHM Savunmaları)
Siyasetin demokratikleştirilmesi önünde görünür hiçbir engel kalmamıştır. Esas sorun, zihniyet ve buna dayalı gelenek, alışkanlık, kültür yapısının dönüşümüdür ve bu alanda büyük imkanlar da söz konusudur. Siyasetin demokratikleştirilmesi, demokratik düşünce, ilişki, yaşam ve bir bütün olarak demokratik zihniyet sahibi olanların işidir. Siyaseti sırlı elbiselerinden çıkarma, gizemli halinden ve egemen sınıfların elinden kurtarma, siyaset gerçeğinin tanınması, bilince çıkarılması anlamına gelmektedir. Bu bilince çıkarma, siyasetin doğuş ve uygulanma alanlarına ilişkin bilinçlenmeyle doğrudan bağlantılıdır. Topluma ve doğaya ilişkin insan bilinci ve bilgisinin ulaşmış olduğu düzey, demokratik bir yaşamın bütün alanlarda ve bütün boyutlarıyla uygulanmasını olanaklı hale getirmiştir.
Toplum yaşamının sosyal, kültürel, siyasal, ekonomik bütün alanlarını kapsayan siyasetin demokratikleşmesi, bu alanlarda kurumlaşan ilişki ve alışkanlıkların da demokratikleşmesini gerektirir. Demokratik siyaset alışılmış, süregiden biçimiyle siyaseti uygulayan ve kitleleri yöneten yönetici sınıfın hesabına gelmez. Siyasetin demokratikleşmesi, bu amaçla da demokratik siyasetin uygulanması bunda çıkarı olan geniş emekçi kitlelerin işidir.
Devlet kadar devletçi toplum da demokrasinin önünde engeldir
Siyasetin demokratikleştirilmesi, toplumun çıkarına hizmet eder hale getirilmesi, halk kitlelerinin çıkarlarının bilincine varmasını, bu dönüşüm gücünün kendisinde var olduğunu görmesini gerektirir. Siyasetin demokratikleştirilmesi mücadelesinde temel dayanak, kitlelerin demokratik eylem gücüdür. Ancak geniş kitlelerin bu gücü açığa çıkarmasının önünde birçok engel bulunmaktadır. Binlerce yıllık uygulama geçmişiyle toplumsal yaşamın bir parçası haline gelen ilişki, düşünüş ve davranış biçimlerini besleyen, her gün bunu topluma hatırlatan ve zihinlerde canlı kalmasını sağlayan geleneksellik, dinsel, kültürel, psikolojik pek çok beslenme kaynağına sahiptir. Başta devletçi güçler olmak üzere gelenekselliğin devamından çıkarı olanlar da durumun devam ettirilmesine dönük çabalamaktadır.
Başka bir deyimle siyasetin demokratikleşmesinin önündeki önemli engellerden biri geleneksel devletçi toplumdur. Kitlelerin imkan halindeki gücünü aktifleştirmeyi önleyen, geriye çeken, alışılmışı sürdürme eğilimi gelenekselliktir ve çekim gücü her zaman yeniliklerinkinden daha fazla olmuştur. Bu insan doğasının bir gerçeğidir. Güvenlik duygusu, belirsizlikten çekinme, rahatı tercih etme, alışılmışın üretimindeki kolaylığa kapılma gibi nedenlerle alışkanlıkları yıkmak zordur. Kitlelerin gücünü aktifleştirme ise demokratik siyaset alanının işlevselleşmesiyle mümkündür.
Siyasetin kandırma, komplo ve düzenbazlık alanı olmaktan çıkarılması, demokratikleştirilmesiyle mümkündür. Demokratikleştirilmesinde de siyasetten etkilenen veya uygulanma alanı içinde olan kitlelerin siyasetin belirlenmesi, uygulanması ve sonuçlarının denetlenmesindeki katılım düzeyi esastır.
Devletçi uygarlığın başlangıcından bu yana toplumun siyasete katılım düzeyi genişlemiştir; kitlelerin siyasal etkinliği artmıştır. Ancak bu, siyasetin uygulanma ve oluşturulma biçimiyle ilgilidir ve siyasetin içeriğinde hala demokratik değerlere ters düşen özellikler ve uygulamalar oldukça yoğundur. Bunun için siyasetin demokratikleştirilmesi mücadelesini köklü ve derinlikli ele almak gerekmektedir. Bu çerçevede ele alındığında en önemli dönüşüm mülkiyet anlayışı ve mülkleştirme zihniyetinde gerçekleşmek zorundadır. Bu nihai bir hedef olarak her zaman gözetilip esas alınırken toplumsal bozulmaların, insan doğasına ters düşen sonuçların küçükten başlayarak ortadan kaldırılması da izlenmesi gereken bir yöntem olmaktadır.
Her şeyi devrim/karşı devrim, yıkma/inşa etme, ak/kara ikilemi içinde ele almak, yaşamın diyalektiğine de uygun değildir. Bugün gerçekleşen zemin üzerinde demokratik siyasetin işlevselleştirilmesiyle siyasetin demokratikleştirilmesi geliştirilebilir. Gerçekleştirilmesi gereken siyasetin demokratik düzeyinin gelişkinliğidir. Bu da toplumsal katılımın nitelik ve nicelik olarak artırılmasını gerektirir.
Bunun için toplumun bugüne kadar atıl bırakılan gücünün işlevselleştirilmesi esastır. Özellikle kadının katılımı siyasetin demokratikleştirilmesinde kaldıraç rolünü oynamaktadır. Bunun için koşullar ve bilimsel teknik gelişmeler elverişli zeminler yaratmıştır. Cins ayrımcılığının gerekçe ve zemin yapılabilecek bütün koşulları aşılmıştır. Geriye geleneksel toplumun ahlak ve vicdan yargılarının dönüşümü kalmaktadır. Bu da güçlü bir aydınlanma ile birlikte yürüyen pratikleşme yoluyla gerçekleşmektedir.
Özü demokrat olmayanın siyaseti demokrat olamaz
Aydınlanma çalışmalarını sadece düşünce üretimi ve bunun yaygınlaştırılması olarak düşünmek, dar yaklaşmak olur. Tarihte birçok bilim insanı savunduğu düşünceler uğruna yakılmayı, aforoz edilmeyi veya mahkum edilmeyi göze almıştır.
Aydınlanma Çağı, düşünce, kültür ve inanç yapısıyla öncelikle bir yaşam tarzını öngörmekteydi ve aydınlanmacılar bu yaşam tarzını bizzat kendileri pratikleştirmekle işe başladılar. Bunun sonucu olarak peş peşe bilimsel icatlar, büyük kültür-sanat eserleri, görkemli mimari yapılar, hayranlık uyandıran müzik kompozisyonları ortaya çıkarılabildi. Aynı şekilde demokratik uygarlık sisteminin bütün değerleri ve ölçüleriyle gerçekleşmesi, yaşam ve ilişki anlayışını özümseyen, bunu düşüncesinde olduğu kadar kültürel, davranışsal olarak sosyal bir olgu haline getirenler elinde demokratik aydınlanma sonuç alabilir ve beş bin yıllık zihniyetin bütün sonuçları aşılabilir.
Demokratik bir ahlak ve vicdan anlayışına sahip olmayanlar demokratik toplumun kurucusu olamazlar. Reel sosyalizmin kurucularının zihniyet yapısında olduğu gibi “önce yanlışı yıkalım, doğruları savunan ve oluşturanlar sonradan ortaya çıkar veya gelişir” yanlışı aşılmak zorundadır.
Siyasetin demokratik ahlak ölçülerine kavuşturulması en temel bir dönüşüm konusudur. İnsan yapısının temel itici gücü olan ahlaki ve vicdani ölçülerin demokratik bir içerikle yeniden yapılandırılması şarttır. Erkek egemenlikli sistemin ahlakı cinsellikle sınırlayıp bunu da kadın günahkarlığında somutlaştırması ve erkeğe her şeyi reva görmesi yaklaşımı aşılmak zorundadır. Bunun için emeğe saygının esas alınıp güncel anlamıyla tanımlanması zorunludur. Bu şekilde kadının düşürülmüşlük konumundan çıkarılması da, yaşlıların ve çocukların araçsallaştırılmasının önlenmesi de mümkündür.
Kadının yaratıcılığı demokrasinin teminatıdır
Kadın özgürleşmesi konusunda yaratılan gelişme siyasetin demokratikleştirilmesinde en önemli imkan durumundadır. Böylece erkek egemen zihniyetin topluma mal ettiği bütün yabancılaşma biçimlerinin de giderilmesinin yolu açılmış olmaktadır. Kadının yaratıcılığı topluma demokratik yöntemlerin mal edilmesinde büyük rol oynayacaktır. Şiddetin çözümsüzlük olduğu, siyasetin şiddet araçlarıyla yürütülmesinin de çözüm arayışında tıkanıklıktan kaynaklandığı bilinmektedir. Tıkanıklığın temeli ise ister sınıf, ister dar ulus, isterse diğer dar grup çıkarlarından kaynaklansın, özünde erkek egemen-iktidarcı ve karcı zihniyetin insan bünyesine mal ettiği benmerkezciliktir. Uzlaşma ve paylaşma kültürü demokrasinin kültürüdür ve ancak egemenlikli tarihin topluma yüklediği olumsuzlukların aşılması temelinde gerçekleşebilir.
Erkek egemenliği ve zihniyeti, insanın kendisi ve doğa hakkında yanlış, çarpık ve tek yanlı bilgilenmesine yol açarak bugün aşılmasında büyük zorluk çekilen önyargıların gelişmesine, bu önyargıların büyük oranda kültürlerin içine işlenmesine neden olmuştur. Bugünün gerçekleşen insanındaki kabul ve hoşgörü darlığı karşısında demokratik bireyin ve toplumun daha ileri bir gerçekleşme olması, geleneksel tüm düşünüş ve yargı biçimlerinin yeni baştan oluşturulmasına, bunun için bütün bir toplumlar tarihinin gözden geçirilmesine dayanmaktadır. Bu da ancak uzun erimli aydınlanma çalışmasını gerektirir. Buna zihniyet devrimi diyoruz.
Demokrasi farklılıkların birliği ve dayanışmasıdır
Böylece insan toplumunun maddi ve manevi emek yaratımında en verimli düzeye gelmesi için tüm toplum kesimlerinin aktifleşmesi gerçekleşebilir. Bunun toplumsal sinerji anlamına geleceği, toplumun kendi içinde egemenlikli tarihin yol açtığı iç çekişme, çatışma ve bu şekilde enerjisinin önemli bölümünü heba etmesi de önlenmiş olacaktır. Toplumda dil, din, kültür, cins ve bunlardan kaynaklı yaşam farklılıklarının hoşgörüyle karşılanması, bir zenginlik ve güç kaynağı olarak algılanması, toplumsal sorunların çözümünde demokratik yöntemlerin ve tarzın gelişmesinin zemini olacaktır.
Demokratik siyasetin toplumsal katılımın etkinleştirilmesiyle çoğunluğun karar gücüne dayalı çözümler üretmek olduğu netleşmiştir. Bunun devlet elindeki siyasal kurum ve kuruluşlarda uygulama düzeyi sivil toplum kuruluşlarının aktivitesiyle bağlantılıdır. Siyasetin demokratikleştirilmesi mücadelesinde devletin ve geleneksel toplumun direncinin kırılması, demokratik siyasal mücadelenin temel misyonudur.
Siyasetin demokratikleştirilmesi, köklü bir dönüşümü gerektirmektedir. Bu nedenle öncelikle bu alanda böylesi bir ihtiyacın varlığı konusunda bir düşünce yoğunluğunun ve ikna olmanın gelişmesi gerekmektedir.
Büyük mücadele gerektirir
Çağcıl gelişmelerin daha da büyük bir önemle halkların gündemine koymuş olduğu demokratik hak ve özgürlükler sorunu etraflı bir demokrasi mücadelesinin geliştirilmesini gerektirmektedir ve bu büyük bir çoğunluk tarafından kabul görmektedir. Her ne kadar demokrasi kavramının içeriği konusunda farklı yaklaşımlar bulunsa da temel yaklaşımın halkın kendi kendini yönetmesi olması konusunda kimsenin farklı bir düşünce savunması söz konusu değildir. Demokrasi konusu toplum yaşamının bütün alanlarını ilgilendiren siyasal bir içeriğe sahiptir. Dolayısıyla demokratikleşmenin ilk başta demokratik bir siyaset anlayışının gelişmesini gerektirdiği ortaya çıkmıştır. Halen geçerli biçimi ve içeriğiyle siyasetin demokratik içerik kazanması için siyaset yapma yöntem ve araçlarının, siyasetin amacı ve biçiminin gözden geçirilmesi gerekmektedir.
Demokratik Uygarlık mücadelesi özellikle siyasetin demokratikleşmesi konusunu temel gündem maddelerinden biri olarak görmektedir. Siyaset demokratikleşmeden pek çok alanda demokratik gelişmenin sağlanması da çok zor görünmektedir.
Karar demokratik alınmazsa uygulama demokratik olamaz
Demokrasinin veya demokratik bir uygulamanın temel ölçülerinin halkın çıkarları doğrultusunda karar ve uygulama ile ölçüldüğü bilinmektedir. Fakat zaten bütün iktidarlar da kendi varlıklarını ve uygulamalarını halkın çoğunluğunun, ulusun ve ülkenin çıkarlarına göre geliştirdiği kanısını yaratmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Bu nedenle, yapılanların kimin çıkarına olduğu konusunda söylemlerden çok uygulamanın esas alınması öteden beri iktidarların gerçek niteliklerinin anlaşılmasında esastır.
Halkın karar alma ve denetleme gücünün düzeyi, uygulanan rejimin, dolayısıyla da bu rejimin siyasetinin demokratiklik düzeyini gösterir. Bu da katılım, denetim ve sorumluluk bilinci gibi ölçülerle belirlenir.
Katılım, uygulanan karar alma yöntemleri, temsil sistemi ve bunun dışında halkın siyaset sürecine dahil edilmesi gibi biçimlerle halkın en geniş kesimlerinin toplumsal sorunların çözümünde rol sahibi kılınmasıdır.
Doğrudan katılım, denetim, yaptırım
Bugün dünyada seçme ve seçilme hakkını kabul etmeyen hiçbir devlet bulunmamaktadır. Artık demokratik katılımdan bu anlaşılmamaktadır, demokratik katılımın başka ölçüleri gerektirdiği açıktır. Yani sadece belirlenmiş adaylar arasından birini seçme tercihine sahip olmak ve bunun ardından yıllarca bu seçilenlerin uygulamalarının sorumluluğunu paylaşmak, yeterli bir demokratik gelişme düzeyi olarak görülmemektedir. Bunun dışında da süreçlere katılmak ve karar almada söz sahibi olmak kadar alınan kararların uygulanmasında denetleyici güce sahip olmak günümüzde demokrasinin vazgeçilmez bir gereği olarak görülmektedir.
Temsil sisteminin henüz önemli oranda varlığını sürdürüyor olması, seçimlerin nasıl ve hangi yöntemlerle yapıldığını önemli kılmaktadır. Özellikle barajlı ve iki dereceli seçimlerle parti sayısını düşürerek parlamentoda toplumsal muhalefetin sesini duyurmasının önünü kesen seçim sistemleri anti demokratik uygulamalar olarak kabul görmemektedir.
Temsili sistemde halkın katılımını sağlayan seçimlerle birkaç yıllık bir sürede ülke yönetimini, iç ve dış konularda, ekonomik, siyasal ve sosyal alanda kararlar alacak ve uygulayacak bir yönetimin hesap verme zamanını bir sonraki seçime bırakmak, halkın denetim gücünü son derece sınırlamaktadır. Ayrıca bilinmektedir ki seçimler döneminde büyük sermayenin uyguladığı yöntemlerle kamuoyu önemli oranda kendi çıkarına olanın dışına yönlendirilebilmektedir. Bu bakımdan seçimlerden seçimlere uygulanacak bir denetim mekanizması ile halkın çıkarlarını koruması, bu çıkarlarını koruyan yöneticiler tayin etmesi mümkün değildir. Bunun için denetimin seçim sürecine kalmadan değişik biçimlerde uygulanabilmesinin yasalarla güvence altına alınması demokratikleşmede bir gelişme olarak gündemdedir. Bu, önemli kararların halk oylaması ile alınması, yöneticilerin uygulamalarının sonuçlarından sorumlu tutulacakları bir yaptırım imkanı yaratacak, geri çekme de dahil değişik denetim yöntemlerinin ve düzeylerinin uygulanması demokratik siyasetin gelişiminde önemli role sahip olacaktır.
Küçük suları birleştirmek
Sivil toplum kuruluşlarının en fazla imkan ve güç sahibi olanı yerel yönetimlerdir. Partilerin ilke ve vaatlerini de aşan hizmeti somut gerçekleştirme olanakları, yerel yönetimlerin kitlelerle daha yakından ilişkilenmesini sağlamaktadır. Her yerel yönetim için kitlesine, siyasal ve tüzel konumuna, maddi ve teknik imkanlarına dayalı gerçekleşme potansiyeli yanında yereller arasındaki dayanışma ve birlikler oluşturmayla geliştirilmesi imkanı vardır.
Yerel inisiyatifler böylece demokratikleşmenin gerçekleşmesinde güç birliğiyle devlet ve geleneksel toplum duvarını daha kolay aşma imkanına sahip olmaktadır. Ayrıca sahip olduğu iletişim, bina, ulaştırma, tüzel kişilik avantajları gibi imkanlarla pek çok sivil toplum kuruluşunun katılımını aktifleştirebilir. Barış savunucuları, çevreciler, toplum eğitimiyle ilgili kuruluşlar, kültür-sanat kuruluşları ve bireysel çalışanlar gibi pek çok sivil toplum uğraşı aktifleştirilebilir, küçük suların birleştirilerek büyük bir enerji kaynağına dönüşmesi sağlanabilir.
ŞİYAR KOÇGİRİ / Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi