Siyasetin tüketim malzemesi: Ayasofya!

Forum Haberleri —

29 Temmuz 2020 Çarşamba - 15:19

  • Ayasofya’nın ibadete açılışı 24 Temmuz’a denk getirilmesinin özel birçok nedeni var. Açılışın Lozan Antlaşmasının yıldönümüne getirilmesinin altında işgal, ilhak ve yayılmacılık olduğu çok iyi bilinmelidir. Ayrıca Atatürk’ün baypas edilmesini de içeren birçok mesaj verilmiştir.

Şükrü GEDİK

Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarı, Ayasofya’yı yeterince gündemde tutarak prim elde etmeye çalıştı. İlk etapta Ayasofya’nın camiye çevrilmeyeceğini söyleyip durdu. Ardından bir çok konuda yaptığı U dönüşleri gibi Ayasofya konusunda da bütün söylediklerini yalanlarcasına ibadete açılacağını, “bizim egemenlik hakkımız, kimse müdahale edemez” diyerek restini çekti. Ve nihayet 24 temmuz günü Ayasofya da cuma namazı kılınmış oldu.


Ayasofya’nın ibadete açılışı 24 Temmuz’a denk getirilmesinin özel bir nedeni var. Çünkü Lozan Antlaşmasının imzalandığı gündür. Verilen mesaj çok açıktır. Öteden beri Lozan Antlaşmasını ihanet olarak gören Erdoğan ve AKP iktidarı Ayasofya’nın açılışını bu güne denk getirmesi, tahayyül ettiği Misak-ı Milli sınırlarına ulaşmanın pratik bir adımı olarak da anlaşılmasında fayda vardır. Lozan Antlaşmasının “ihaneti”i üzerinden Atatürk’ün baypas edilmesini de içeren birçok mesaj verilmiştir.


Ayasofya, iç siyasette getirisi olacak bir mesele haline getirildi. HDP dışında diğer Muhalefet partilerinin çok karşı çıkmadığı Ayasofya kararı, Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarının kazanç hanesine kaydedildi. Ayasofya’nın camiye çevrilmesi, seçim sandığına yansıması olur mu? Olmaz mı? şimdiden kestirmek zor olsa da, bu amaç doğrultusunda hesaplar yapıldığı da bilinmektedir. Kısacası Ayasofya müzesinin camiye çevrilmesi hem dış siyasetin ve hem de iç siyasetin iyi bir tüketim malzemesi haline getirildi.


2011 yılında başkan Apo’nun Lozan Antlaşması ve Misak-ı Milli konularında yaptığı değerlendirmede, bu günü çok iyi okuduğunu ve ön gördükleri bir kez daha doğrulanmıştır. Başkan Apo, Erdoğan ve AKP iktidarının, Lozan Antlaşmasını yetersiz görmesi, ihanet olarak değerlendirmesinin altında yayılmacı bir politika yattığını belirtmişti ve ön görülerini sıralamıştı. Akdeniz’den İran sınırına kadar ki alanları kapsayan bir şeridin ele geçirilmesi, işgal ve ilhak edilmesini, Musul ve Kerkük’ ü de içine alan yeni bir sınır hattı oluşturarak misak-ı Milli sınırlarını güncellemek istediğini belirtmişti. Tayyip Erdoğan, AKP iktidarı ve özel savaş medyası, misak-ı milli konusunda kendisine hedef koyduğunu, 2023 ve 2071 hedeflerine dair bir strateji oluşturduğunu belirten başkan Apo, bugünkü gelişmeleri 9 yıl öncesinden görmüştü.


Doğu Akdeniz’deki provokasyon girişimleri, İdlib, Efrîn, Cerablus, Bab, Azez alanlarını işgal ve ilhak ederek, Fırat’ın doğusuna kadar ki alanları kendi kontrolüne almış bulunmaktadır. Fırat’ın doğusunda ise Girê Spî ve Serêkaniyê alanlarını da işgal ederek sınır kesimlerini ele geçirdi. Şimdi ise bu işgal alanlarını kendi topraklarının bir parçası haline getirmenin uğraşı içindedirler. Benzer bir işgal girişimi de Güney Kürdistan da sürdürülmektedir.


Güney Kürdistan işgal ve ilhakı uzun süredir devam etmektedir. Zaten kırsal kesimin bir çok yükselti alanlarına konumlanmışlardır. Askeri üslerinin sayısını artırmıştır ve hatırı sayılır bir güç ve lojistik yığınağı yapmıştır. Heftanîn savaşıyla işgali bir üst aşamaya tırmandırmış ve Türkiye topraklarına katma aşamasına gelmiştir. Yerel güçleri de kullanarak bu amaçlarını gerçekleştirmek istemektedirler.


Lozan Antlaşmasını ihanet olarak değerlendirmesinin altında işgal, ilhak ve yayılmacılık olduğu çok iyi bilinmelidir. Ayasofya’da ki Cuma namazını “Lozan’ın cenaze namazı” şeklinde değerlendirmeler de yapıldı. Ayasofya’nın ibadete açılmasını Lozan Antlaşmasının yıl dönümüne denk getirilmesinde, Laikliği sıfırlayarak halifeliğe uzanan önemli bir adımdır. Laikliğe karşı siyasi İslam’ın bu hamlesi İslam alemine de Hıristiyan alemine de önemli mesajlar içermektedir.


Başta Papa olmak üzere Hıristiyan aleminden rahatsızlıklar dillendirilse de çok güçlü şekilde karşı duruş ve yaptırım içeren bir karşılık gelmedi. Yunanistan, Fransa ve bazı ülkeler de tepkilerini ortaya koydular. Bütün bunlara rağmen Ayasofya’yı camiye çevirme şovu gerçekleşmiş oldu. Orada seccadeye baş koymak Tayyip Erdoğan’ı ve yanındaki dalkavuk avenesini mest etse de, Türkiye’nin kalıcı yapısal sorunlarına deva olacak bir atılım hamlesi olmaktan da uzaktır. Ayasofya, siyasetin malzemesi olarak kullanıldı ve tüketildi. Cuma namazından sonra da etkisi bitmiş oldu. Çünkü kitleler aç, “aptal olma ekonomiye bak” sözü toplumu mutlaka bir gün uyandıracak, Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarına gerçeği hatırlatacaktır.


Sırada tüketilecek ne var acaba? Kanal İstanbul projesi eskidi. Erdoğan’ı ve AKP iktidarını ayakta tutacak bir savaş olabilir mi? Mesela Yunanistan ve ya Mısır ile kafa kafaya gelmek, olmazsa Akdeniz’i bir Türk gölüne çevirmek gibi kulağa hoş gelen milli ve yerli söylem. Neden olmasın.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.