Değerli okuyucular! Eleştiri ve sürtüşme yaratan yazılardan ders almaktan ziyade, sonucu da olumsuzluklara yol açtığı için, bu tür yazıları yazmakta hep uzak durdum. Yazılmış olanların da bir kısmını zaman zaman ben de okudum. Örneğin 1960 ve 1970’lerde Kuzey Kürdistan yurtseverleri arasında iki yiğit Sait’in adı dillerinde dolaşırdı. Bunlardan Sait Elçi KDP’nin Genel Sekreteri, Sait Kızıltoprak (Dr. Şıvan) da Dersimli bir sosyalist kahramandı. Her ikisinin ortak yönü güvenilir insan oluşlarıydı. Sait Elçi’nin öldürülmesinde Sait Kızıltoprak’ı sorumlu tutanlar, Güney Kürdistan’da çalışmalarını dağlarda sürdürürken KDP peşmergeleri O’nu yakalatıp zindana atarlar. İşkencelere tanık olan gözlemci Kürt doktor yıllar sonra O’na yapılan korkunç işkenceleri dile getirirken nefretini de, acılarını da anlatır. Her iki Sait’e yapılan akla hayale gelmeyen işkenceler, yabancı ajanların da katıldıkları soruşturmalar ile  Kürtler kendi elleriyle sonuçta o kahramanları katlederler. Bu olay bir siyah leke olarak Kürt tarihine bulaşarak, konu halen karanlığını da korumaktadır. Yine ayni dönemlerde Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB/YNK) Komutanı Eli Esker’in komutasındaki 700 kişilik bir peşmerge birliği Güney Kürdistan’dan Doğu Kürdistan’a geçmek isterken, bölgedeki sarp kayalarla çevrili bir vadide işbirlikçi Kürt güçleri ile CIA ve MİT’in de işbirliğiyle pusuya düşürülerek askeri birlik tümden imha edilir! Bu olay KDP ile YNK arasındaki savaşları daha da kızıştırarak binlerce Kürt peşmergesinin ölümüne de neden olur... 

Güney Kürdistan’da doğan özgürlük şafağı şavkını Kuzey Kürdistan’a vurduğunda, bu da 1970’li yıllardan itibaren yeni örgütlenmelere neden olur. Birkaç Kürt örgütünün bölgede adları o dönemde geçse de aydın ve yetenekli Kürtlerin büyük bir kısmı Özgürlük Yolu ve Rizgarî’de örgütlenmeye başlamışlardı...

Türk egemen güçleri bu gelişmenin kendilerine tehlike yaratacağını bildikleri için daha başlangıçta ajan ve provakatörlerini araya bırakarak, örgütlerin hataları da bunlara ilave edilince kardeş kanı yıllarca Kürdistan’da boşuna akıtılıp durdu...


Avrupa’da ilk Kürt örgütlenmesi 

1960’lı yıllardan itibaren Kürt işçilerinin Avrupa’nın çeşitli ülkelerine gelip işçi olarak çalışmaya başlamalarıyla Kürt adı ve memleketleri olan Kürdistan adı daha çok duyulmaya başlar. Gerçi Almanya’da Kürtler ilk örgütlenmelerini resmi olarak  1956 yılında bir öğrenci derneğini kurarak gerçekleştirdi. Bu dernek, Almanya’nın Wiesbaden şehrinde toplantıya çağrılan 25 Kürt aydın ve öğrencisi tarafından kuruldu. Avrupa Kürt Öğrenciler Birliği-KSSE adıyla kurulan bu örgüt, yıllarca etkin olarak partililerin de içinde yer aldığı siyasi çalışmalar yaptı. KSSE 1975 yılına kadar çalışmalarını aralıksız sürdürdü. KSSE 1975 yılında Güney Kürdistan’da Mela Mustafa Barzani’nin silah bırakma kararı alması ardından KSSE ve AKSA (Yurtdışı Kürdistan Öğrenciler Birliği) olarak ikiye ayrıldı. Talabani yanlısı olan AKSA ile Özgürlük Yolu çizgisi 1988 yılına kadar birlikte çalıştılar. Sonra iki örgüt tekrar KSSE adı altında birleşti. Bu yıllarda HEVRA ve BAHOZ adıyla iki siyasi Kuzey Kürdistanlı örgüt de yurt dışına gelmiş olan işçi aileleri içinde siyasi çalışmalar yapar. Yıllar sonra bu iki örgüt adlarını sessizliğe bırakarak çalışmalarına son verirler.


TUDEH ve TKP’nin engelleri 

1980’li yıllara kadar İranlıların TUDEH ve Türklerin TKP komünist partileri şövenist bir çizgide Kürt işçi sınıfının sosyalist ülke işçileriyle kaynaşmasının önünde birer engel olarak dururlar. 26-27 Şubat 1977 tarihinde Almanya’nın Düsseldorf  şehrinde Türkiyeli işçiler bir araya gelerek FİDEF (Federal Almanya İşçi Dernekleri Federasyonu) adıyla örgütlenirler. Kişisel olarak bu örgütlenme içinde yer alan bazı Kürtler olsa da, örgütsel olarak katılan Kürt dernekleri olmamıştı. Daha doğrusu bu dönem Kürt işçi derneklerinin kurulma aşamasında olduğu yıllardı.

1973 yılının başlarında HEVRA örgütü RONAHİ dergisini çıkartmaktaydı. Hem HEVRA hem de çıkardıkları dergi illegaldi. Türklerden ayrı örgütlenme bu dergide tartışılırken 1974’ün sonlarında Kürt işçi derneklerinin kurulması karara bağlanır. Derneklerde adı geçecek olan Kürt veya Kürdistan kelimeleri Türk ve Alman ilişkilerini zedeler diye Almanya’da Kürtler sıkı bir denetime alınır. Bu konuda halen Alman ve Türk gizli örgütleri Kürtlere karşı birlikte çalışırlar. Bu ortak çalışmaya hizmet eden ve resmi olarak çalışan bazı sözde Kürt siyasi sima ve örgütler de ne yazık ki yok değil! Sürtüşme yaratmamak için bu konuyu bilimsel çalışma yapacak olan genç araştırmacılara bırakmak kaydıyla bu konuya değinmek istemiyorum...

Netice itibarıyla başlangıçta dünya sosyalist sistemini arkasına alan Kürt işçilerine yurtdışında engel çıkartan, Kürt işçilerini hor gören TUDEH, İran’da halkların mücadelesini yıllar sonra mollalar rejimine bırakırken, TKP de Türkiye’den gönderilenler ile merkez komitesi ele geçirilerek partinin kapatılmasına neden olur. Kararı verenlerin TKP’nin arşivini de bazı karanlık istihbarat örgütlerine para karşılığında satarak yurda döndükleri ve orada kendilerine yeni iş kurdukları yıllar sonra yazılıp çizildi!..    


Kürt örgütleri işlevsizleştirilmek istendi

Almanya’nın Frankfurt kentinde 13 Ocak 1979’da ilk defa bir araya gelen 20 derneğin kurucuları Kürdistan İşçi Dernekleri Federasyonu’nu (KOMKAR) kurmuşlardı. KOMKAR’ın kurucularının bazılarının pasaportlarına Türk konsolosluklarında el konularak, sonra Türkiye’de yapılan mahkeme kararlarıyla da vatandaşlıktan atılmışlardı. Dünya kamuoyunda Kürtler gittikçe tanıtılarak yerleşti. Bu arada Kürt örgütleri de çoğalarak YEK-KOM gibi federasyonlar ve KON-KURD gibi konfederasyonlar kuruldu. Kürtler Avrupa’nın göbeğinde sayısı yüzbinlere varan etkinlik ve festivaller yaparak Kürt halkının özgürlük mücadelesini Avrupalılara duyurmaya başladı. Ajanlar ve parayla resmi makamlara rapor yazanların sayısı da gün geçtikçe Kürtler arasında arttı. Onların sayısı artıkça yurtseverlerin safları daha da sıklaşarak örgütlü insanların sayıları da binleri aştı!..

Mesut Tek ve 1980’li yıllardan sonra kendisiyle birlikte yurtdışına çıkan Sosyalist Parti’nin kadrolarının fazla da yapacakları bir iş kalmamıştı. Yurdışına gelen bu kadrolar arasında aktif çalışmak isteyen Zeki Adsız ve arkadaşları sosyalist hareketten tasfiye edildiler. Partiyi ele geçirenlerin bozuk kişilikleri bugün de tartışma konusudur. Bu grubun yaptıkları ilk iş hem KOMKAR’ı, hem de sosyalist hareketi yurtdışında tanıtan aktif kadroları tasfiye etmek oldu. Zamanla KOMKAR işlevsiz hale getirilerek bürolaştırıldı. Bu hareket Kürt örgütlerini bir araya getirme şöyle dursun, Newrozların bile birlikte kutlanılmasına engeller çıkartarak hep karşı durdu. Bu arada kazanılan büyük paralar bazı açıkgözlerce paylaşılarak örgüt zamanla işlevsiz hale getirildi… 


Demokrat ve yurtseverler HDP’de buluşmalı 

“Sosyalist” adı altında 30 yıldan sonra yurda dönenlerin deneyimli birikimleri beklenirken, HDP düşmanlığını yaparak dönmeleri oldukça düşündürücüdür. Hele şu günlerde düşmanlığı körükleyenler bir kez daha iyi düşünmelidirler. Bu tiplerin yurtsever duyguları birazcık da kalmışsa, HDP’de birleşerek, Kürdistanlıların önündeki engelleri kaldırma çabalarına katkı sunmalıdırlar. AKP’ye destek sunan Kürtler bir batak içindedirler. Onlar girdikleri bataktan çıkamayacak, batak onları yutarak yok edecek! Sosyalist olan insanlar böylesi bir hataya düşmemeli. Zaman yurtsever safların sıklaştırma zamanıdır. Gerçek Kürt sosyalistlerinin de oylarını sandığa atarken HDP’ye oy vereceklerinden hiçbir şüphem yok. Aklın yolu birdir. Tüm demokrat Türkiyeliler ve yurtsever Kürtler sandığa giderken HDP’de buluşmalıdırlar. Faşizme karşı gün birlik ve beraberlik günüdür. Boşuna dememişler: “Aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz!“ diye.