Seçim üzerine teknik olarak çok sey söylenebilir. Benim değinmek istediğim konu, Türk basın camiasının bundan sonra özellikle Kürt ve Kürdistan sorununa yaklaşımındaki cesur davranışları olup olmayacağı… Birkaç kategoride incelenebilecek basın camiası davranışları var ama en azından üçünü dürbün bakışına almalı bundan sonra.
HDP’nin barışçıl yol stratejisine uygun örgütlendirilmesi, buna ihtiyaç olduğu Öcalan’ın fikriydi. Türkiyelileşme; Türklerin Kürt ve Kürdistan gercekliğini inkarı temelinde değil, kabul ederek eşit anayasal hukuk ilkesine dayanır. Öcalan, bunu demokratik ulus ilkesiyle epey bir ayrıntılandırıyor. Seçim oyununun pratik liderleri ise Demirtaş, Yüksekdağ ve tüm HDP çalışanlarıdır. Pratik ve siyasal açıdan bu başarıyı besleyen ise Kürtlerin Kabe’si Kobanê oldu. Özellikle “Bir Arîn Mîrkan çıktı, şimdi Ortadoğu’nun siyasi kaderinin yönü değişiyor” ifadesi pek güzel bir ifade olur, pek yerinde bir belirleme olur. Kürtlerin ulusal birliğinin arzusu da en üst düzeye çıkmış durumda. Bu ulusal birlikçilik öteki toplulukları dışlayarak değil, onların kolektif haklarına saygılı olarak gelişiyor. Türk bayrağı bile Kürt çocuklarının kafasına, ensesine namlu olarak tutulmadıkça KCK, TEVDEM ve Ala Rengîn bayraklarıyla aynı alanlarda dalgalanabilir, mesajı bile verdi Kürtler. Kürtler bağrına taş bastı üstelik…
Partisinin biricik siyasi stratejisine tüm kışkırtmalara rağmen uyan HPG gerillasi ise en içten tesekkürleri hakkediyor Türkler, Kürtler ve diğer etnik topluluklar nezdinde.
Yukarıdaki genel aktörlerin bugünkü siyasi pozisyona katkısını öncelikle AKP yanlısı basın caması iyi anlamalıdır. Ortadoğu’da artık bölgesel işgalcilere ve onun dikta bozuntularına yer yok. PKK, tüm bileşenleriyle bu kötücül niyetlere, hedeflere çomak sokuyor, akıllıca da yapıyor. Eğer AKP yanlısı yazar çizerin birazcık yazma ahlakı varsa öncelikle seçim süresince HDP’nin demokratik kampanyasını takdir edip, aşağılıkça saldırılarından ötürü özür dilerler. Yoksa yüzlerine tükürmeye bile değmezler oysa… Yıldıray Oğur bunu başlatmalı, zira en akıllıları o.
İkinci grup ise Erdoğan’dan kurtulmak isteyen sosyal demokrat, laik, liberal ve sosyalist basın camiası. Sorunun kişi sorunu olmadığını, bir düzen bir anayasa bir demokrasi ve özgürlükler sorunu olduğunu anladıkları ve bu temelde HDP’nin siyasi iklime yapacağı katkıyı desteklediklerinde kalıcı barışın önü açılmış olacak, müzakereler başlamış olacak. Ama Erdoğancılıkla Kemalist eski düzen arasında sıkışıp kalırlarsa HDP başka adlarla yürür, onlar yalnız kalır. Kendi bilecekleri şey…
Üçüncü grup milliyetçi, sağcı ve ulusalcı cenah. Hala 1980 model projelerle Kürt Kürdistan gerçekliği üstüne inkar siyaseti yürütüyorlar. Türkiye milliyetiçiliğinin tüm varlık sebeplerini Kürtler, Ermeniler, Rumlar üstüne kurmuş bu akılsızlık ise Avro milliyetçi tarza sarılmaktan başka çare düşünmemeli derim. En azından biyolojik milliyetçilik değil de kültürel milliyetçilikle eğitilebilirler fikri uyanır insanlarda.
Seçime dair bolca yazı olacaktır bu hafta. Bu kadarı yeterli diye düşünüyorum.