Her yıl Mayıs ayı denince Cannes Film Festivali yarattığı ünlüler geçidi Fransa’nın gündemini değiştiriyordu. Oysa bu yıl Festival’de yaşanandan çok Fransa’da her biri bir filmi andıran olaylar zinciri birinci gündem olmaya devam ediyor.
78 Yaşındaki Dominique Venner kafasına dayadığı silahla Notre Dame Kilisesi’nde intihar etti… Dominique Venner, Le Pen’nin sağcı politikasının en yılmaz savunucularından biriydi. Yıllarca bu partiye hizmet vermiş bir tarihçi… Aşırı sağ-faşizan fikirlerini hiç gizlemeksizin açıktan yaşayan bir tarihçi! Son seçimde aktif rol almış… Final; Fransa Anayasa Mahkemesi’nin de onayladığı “herkese evlilik hakkı” yasasını protesto etmek amacıyla intihar eylemi gerçekleştirmiş! Bu akıl tutulması hali hakkında ilk açıklama aşırı sağcı lider Marine Le Pen’den geldi: “Venner’in intiharı siyasi bir eylemdir” demekten kendini alıkoyamadı! Ardından olay yerini ziyaret eden İçişleri Bakanı Manuel Valls, “intihar için Notre Dame gibi bir tarihi güzelliğin seçilmesi anlamlı ve bir mesaj içermektedir” diyerek yaşanan olaya dair kısa bir açıklamada bulundu… Venner, gerisinde bir mektup bırakarak gitmeyi tercih etti. Mektup basın tarafından merak konusu! Oysa yaşanan olay ve verilen mesajdan da anlaşıldığı kadarıyla mektup da Venner’in geçmiş fikirlerini aşan farklılığın olmadığı ortada!
Fransa’da siyasi rüzgar bu intiharla daha ağır bir hal aldı. Sessiz bekleyiş, yığınlarda biriken iç dalgalanmalar, huzursuzluk, altan alta başka bir şeyleri biriktiriyor. Fransa’nın metropolleri dışındaki bölgelerde sağ, yeni örgütlenme ağlarıyla büyümeye devam ediyor. Bu gelecek iktidarın mutlak olarak sağda olacağını garantilerken, Fransa’daki yabancılar için farklı saldırı dalgalarının da geleceğinin habercisi!
Notre Dame’da patlayan silah evet tıpkı Le Pen’in dediği gibi siyasi bir eylem. Venner şahsında toplanan faşizan fikirlerin geldiği düzeyi gösteriyor. İslam karşıtlığı, yabancı düşmanlığı, farklılıklara tahammülsüzlük… giderek açılan büyük gediklerle ayrım noktaları büyüyor. Hıristiyanlığın sembolü bir tarihi kilisede yaşanan intihar, tarihsel bir de masaj içeriyor! Belki bizim alışık olduğumuz bir cümle… “din, dil, ırk elden gidiyor” minvalinde!
Cannes Film Festivali’nde her yıl resmi seçkiye alternatif olarak düzenlenen “Yönetmenlerin On Beş Günü” programı kapsamında bu yıl önemli bir film gösterimde; İran asıllı yönetmen Kaveh Bakhtiari’nin Fransa-İsviçre ortak yapımı “L’Escale / Transit” adlı belgeseli... Neredeyse her bir göçmenin film olacak bir göç öyküsü taşıyor Avrupa’da... Bu nedenle herkesin kendini bu filmde bir parça görmesi mümkün! Duygular, geçişler, yollar, yollarda yaşanan gelgitler... Her yol öyküsüne karışan acılar... İşte tüm bunlarla yasa dışı yollarla Yunanistan üzerinden Avrupa’ya geçmeye çalışan göçmenlerin öyküsüne değinen belgesel, altı İranlı erkek ile bir Ermeni kadının mücadelesi üzerine odaklanıyor. Transit, tüm yabancıları simgeliyor Cannes Film Festivali’nde...
Şimdi “Transit” olarak Avrupa’ya taşınmış göçmenleri daha zor günler bekliyor. Fransa bunun en ağır sinyallerini vermeye devam etmekte... Notre Dame denince bizlerin aklına Victor Hugo’nun ‘Notre Dame’ın Kamburu’ adlı kitabı gelirdi... Şimdi Kambur yerine bir faşistin intiharı tarih sayfasına geçmiş oldu!
Siyasi intihar!
Fransa Gündemi