Türk solundan Prof. Korkut Boratav’ın geçtiğimiz hafta yayımlanan söyleşisinde, Kemalistlerden sonra, siyasi İslamın Kürtleri kontrol altında tutma projesinin de iflas ettiğini dolaylı bir dille anlatıyor, Kürtlerin, elde ettiği aşamalardan sonra bir veya bir kaç devletle tarih sahnesine çıkacağını söylüyordu.
Boratav’dan kısa alıntıdan önce, bütün türevleri gibi Türk siyasi İslam hareketinin iflası üzerinde durmak gerekiyorsa eğer, çıkışı ve idolleri tutarlı, ideolojilerinin yürütücüsü AKP de hakiki değildi.
İdol kişilerden başlarsak, beyinsel tutarsızlık ortak paydalarıydı. Ruhani lider diye kabul edilen kişi ise değme dolandırcıyı aratan tuhaflıklar bütünüydü. İçkisini içiyor, kumarını oynuyor, uyuştucusunu çekiyor, sonra namaza dururken bütün bunlara sövüyor, dürüstlüğü ise sağa sola savurmak üzere heybesinde saklı tutuyordu. O kadar dürüsttü ki, kimden para alırsa onun kılıcını çekiyor, örtülü ödeneğinden geçindiği her iktidarın övgücüsü kesiliyordu. Kemalistlerden geçinirken, Türk ırkçılığı ve Atatürk’e methiye diziyor, saf değiştirince sövgüye geçiyordu. Kimi siyasi İslamcıların değişmez idolu bu tipti...
Nitekim daha sonra adları hırsızlık ve yolsuzluğa karıştığında, "yadırgamayın onları, büyükleri yolunda" diye nitelenmişlerdi.
Öte yandan ipini koparmış cübbelli, takkeli tipler, soytarılıkla dini kalpazanlığı bir arada karıyorlardı. Kürt düşmanlığını dindarlık sanan bu tipler, İslami gösteriye çıkarken cübbelere bürünüp, sakallarını göbek üstünde sallandırıyor, kadınlara "örtünün ha örtünün" diyor, sonra tatil için yurt dışı kaçamağında eşleriyle birlikte örtüleri, türbanları fora edip, Akdeniz sularında çıplaklar arasında deniz motoru yarışına çıkıyorlardı.
Propagandistleri böyle, ideoloji yürütücüleri İttihat ve Terakki’nin tipik tekrarı da değil, onun devamı, yani yavrusu Kemalizmin yavan bir taklidiydi. Taklit olduğu için de tutarlı ve dürüstlükten uzakta...
Kürtleri, kandırmaya çıkarken dindar, ama söylemleri dinle de bağdaşık değildi. Mesela, ırkçılığa karşı çıkıyor gibi yaparak, Kürt dili konusunda, dinden çıkarcasına ırkçı kesiliyorlardı.
Nitekim liberal bir Türk dindarı olan İhsan Eliaçık, Kürtçenin eğitim dili olarak kullanılmasını yasaklamaları konusunda şöyle diyordu:
"İnsanların konuştuğu diller ve renkleri Allah'ın ayetidir. Sen şimdi Kürt halkının anadilini ortadan kaldırmaya çalışırsan Allah'ın ayetine karşı savaş açıyor oluyorsun. Eğer Kürtler ve Türklerin eşit olduğunu savunulacaksan, bu sorun kökten ortadan kalkmalıdır."
Siyasi baskı ve cinayetler konusunda da, siyasi İslam dünün devamıydı. 1990’larda devlet güçleri eliyle işlenen cinyetlere "faili meçhul" adı veriliyor, gerekçeler yalanlarla bezeniyordu. AKP döneminde, sokakta vurulan (Lice’de, Diyarbakır'da, Yüksekova'da) hedef gözetilerek kurşunlanan Kürt gençleri, "çatışmada vuruldu" ya da "elinde bomba patladı" oluyor, katil kaçırılıyordu.
Irkçı saldırılarla işlenen cinayetler de takipsizlikle kapatılıyordu. Bu konuda bir değil, medyaya da yansımış sayısız örnek vardı.
Irkçı saldırıların en ilginçlerinden biri de Antalya’nın Kaş İlçesinde işleniyor, arkadaşıyla Kürtçe konuşan Mahir Çetin adındaki genç, kalabalıkça yere yıkılıp tekmelenerek öldürülüyor, katiller topluluğundan sadece bir tanesi tutuklanıyor, gerisi sebest bırakılıyordu
 Sınır tanımayan Kürt düşmanlığı da Kemalizmden mirastı. Kemalistler, düşmanlarını sindirip yok etmek amacıyla komşularla ikili ya da bölgesel anlaşmalar yapıyordu. Bunların,  IŞİD ya da DAİŞ denilen El Kaide çeteleriyle işbirliği dünya medyasında yankılanıyordu.
"özgürlük davanı unut, milletime (ırkıma) biat et" ibareli İslami maskeydi. Fakat, Kemalizmin (çapul, paçoz emperyal) yayılmacılık heveslerine kurban gitti.
 Dolayısıyla, siyasi İslam zulümde Kemalistleri aratmıyordu. Prof. Korkut Boratav, birlikte yaşama imkanının giderek tükenmesi nedeniyle kopmayı dile getiriyor ve şöyle diyordu:
"Devletten yoksun bir halk (millet) olarak Kürtler için ‘tek devlet’ geleceği, tarihsel bir zorunluluk mudur? Arap coğrafyasının ve Bolivar’ın ütopyasına ihanetlerden oluşan Latin Amerika tarihlerine bakınız. Bu tarihler emsal olacaksa, gelecekte bir veya birkaç Kürt devleti göreceğimizi öngörebiliriz."
Boratav’ın sözünü ettiği General Bolivar, Venezuella’da doğmuş, bir İspanyol soylusuydu. Onlara has soyluluk unvanıyla adı, 11 kelime uzunlukta olan General, bir Güney Amerika milliyetçisi ve kısaca Simon Bolivar olarak anılmaktaydı. Gabriel Garcia Marquez’in, "Labirentteki General" adındaki kitapta hayatını anlattığı General, bütün ömrünü Güney Amerika’yı İspanya’nın elinden kurtarıp birleşik bir devlet yaratma çabasına adamış ve bunu 1821 yılında yarı başararak, bugünkü Venezuella, Ekvador, Kolombiya, Panama ve Peru'yu içine alan toprakların üstünde devlet çatısı kurmuş, kendisi de başkan olmuştu.
Ancak, farklı dillerin konuşulduğu, çok kültürlü, Maya mirası bu toprakları tek çatı altında tutmak mümkün olmamış, bir süre sonra dağılma başlamış ve bugünkü yapı ortaya çıkmıştı.  
Prof. Boratav, aradaki engeller nedeniyle, birleşik Kürdistan’ı, başka bir deyişle Bolivar hayallerinin Kürdistan versiyonunu şimdilik mümkün görmemektedir. Ama fiilen var olan Güney Kürdistan, Kandil örneklerinden sonra, Şengal ve Rojava parçalarıyla, kimilerinin "istemem" demesine rağmen Kuzey Kürdistan, ufuktaki yapılanmalardır...
Prof Boratav’ın "bir kaç devlet" dediği bu...