
Almanya’da Hıristiyan Demokratlar Birliği CDU’nun kurucusu olduğu Konrad Adenauer Vakfı ile Wolfsburg Katolik Akademisi’nin ortaklaşa organize ettiği “Suriye çatışması: Yıkılmış ve travmatize olmuş ülke için perspektifler” konulu konferansta Suriye bir kez daha Suriyelilersiz masaya yatırıldı. Akademi’nin Müllheim am Rurh’daki merkezinin evsahipliğinde hafta sonu yapılan konferans iki gün sürdü. Ben ise konferansa ancak dinleyici olarak orgazitörleri “Suriye üzerinde konuşurken, yüzde 15’i temsil eden Kürtlere programda yer verilmemesini” eleştirince davet edildim. Hamburg Üniversitesi bünyesinde faaliyet yürüten Ortadoğu Araştırma Enstitüsü GIGA’dan Dr. André Bank ve Dr. Stephan Rosiny ile Alman hükümetine danışmanlık yapan Siyaset ve Bilim Vakfı SWP’den Petra Becker ve diğer konuşmacılar; yaş ortalaması yaklaşık 65 olan dinleyicilere, Suriye’deki savaşa dair ‘bilimsel’ sunumlar yaptı. Konferansın tamamında bir elin parmak sayısını geçmeyen Suriyeli vardı. Olanlardan da ikisinin Suriyeli Kürt olmasını kaydederek geçiyorum.
En can alıcı konuşmayı Lazkiyeli Papaz Nassif yaptı
Konferans’ın en dikkat çeken ve can alıcı konuşmasını Lazkiye’den (Latikya) gelen Maruni Doğu Katolik Kilisesi Papaz’ı Jihad Nassif yaptı. Suriye’den gelen tek konuk ve konuşmacıydı. Herkes Suriye üzerinde ‘bilimsel’ (ve spekülatif) konuşurken, Nassif, Suriye içerisinden, bir Suriyeli olarak konuştu. Konuşmasında katılımcıları “siz” ve “biz” diye ayırması diğer önemli bir ayrıntıydı. “Siz” derken, “Bilim merkezlerinin, vakıfların, enstitülerin ve think-tank’ların” ürettiği bilgiyle sunum yapanları, buna dayalı soru soranları ve bu tartışmaları yürütenleri kast ediyordu. “Biz” derken ise Suriyeliler adına konuşuyordu. “Siz konuşuyorsunuz ama biz konuştuklarınızı yaşıyoruz” der gibi sitemliydi Lazkiyeli yaşlı Hıristiyan Nassif konuşmasında.
Suriye’de ne olduğunu ancak orada yaşayanlar bilir
Önceden hazırlamış olduğu konuşma metnini bağlı bir konuşma yapmadığını söyleyecekti konuşmasının sonunda ve ekleyecekti: “Orada ne olduğunu ben biliyorum, çünkü orada yaşıyorum. Bütün eksiklere ve yetersizliklere rağmen Lazkiye’deki Maruni kilisemizin bahçesinde Hıristiyanlar, Şiiler, Sünniler, Araplar, Aleviler, Dürziler ve diğer tüm farklılıklarla barışçıl, sorunsuz ve bir harmoni içerisinde yaşıyorduk. Farklı olduğumuzu, birbirimize karşı mevzilenmemiz gerektiğini ‘siz’’ söylüyorsunuz. Yürütülen siyaset bizi zorla ayırıyor ve ayırırken de bize danışma gereği bile duymuyorlar.”
Jihad Nassif, Suriye’de yaşayan yaklaşık iki milyon Hıristiyan’ın durumunu da özetledi. Ve Suriye’de Hıristiyanlar ile diğer dinlere inanan insanların barışık yaşadığını anlatmaya çalıştı.
Kilo ve Sabra bizim için hiçbir şey yapmadı
“Birilerinin” dışardan oluşturduğu muhalefetin Suriyeliler adına konuştuğunu anlatırken verdiği örnek çok çarpıcıydı: “Michel Kilo benim gibi Lazkiyeli’dir. Son 25 yılda Michel Kilo’yu kilisemizde görmedim. George Sabra da (Suriye Ulusal Konseyi eski Başkanı) öyle. Ama bakınız, Suriyeli Hıristiyanlar adına konuşuyorlar. Peki sormazlar mı, sen Suriye adına ne yaptın ki, oradaki Hıristiyanlar adına konuşuyorsun?” Bu örnek ile Suriye muhalefetinin, Suriye’de bir dayanağı olmaksızın Suriye adına siyaset yaptığını anlatmaya çalıştı dinleyenlere... Gerçi dışardan oluşturulan muhalefetin popüler ismi Michel Kilo konferansa davet edildiği İstanbul’u tercih ederek gelmemişti.
Duymak istenilmeyeni anlattı
Dinleyiciler arasında kimisi ‘Esad yanlısı’ diye, kimisi ‘Hıristiyanların mağdur olduğuna’ yeterince dikkat çekmedi diye, kimisi de duymak istemediklerini dile getirdiği için Nassif’e mesafeli durmayı tercih etti. Ben ise “içerden” konuştuğu ve diğer bütün sunum yapanlardan daha samimi ve çözümleyici konuştuğunu düşünenlerdendim.
Asıl tehlike mobil cihatçılar
Konferans arasında soruma karşılık “Evet adım Jihad. Suriyeliyim. Hem bir Müslüman adım var ve hem de Hıristiyan soyadımı kullanıyorum. Biz orası için bir tehlike değiliz” derken, asıl tehlikenin dışardan getirilen “mobil cihatçılar” olduğuna vurgu yaptı. Nassif, “Dünyanın başka bir köşesinde, bir müftü internet üzeri ‘dijital fetvalar’ vererek, Suriye’de İslamcılara gruplara yön verebiliyor. Bu müftüler İslam adına, İslam ile ilgisi olmadan insanlara karşı fetvalar veriyor. Bunu da Suriye’nin geleceğini, geleceğimizi kurtarmak için yaptıklarını söylüyorlar” dedi.
Türkiye’ye tepki gösterdi
“Camilerde barış ve huzura dair dualar değil, siyaset adına nefret söylemleri yankılanıyor” diyen Nassif, “Rica ediyorum, Suudi Arabistan’ın, Türkiye’nin ve Katar’ın bizim için demokrasi istediğine bizi ikna etmeye çalışmayın” diyerek bu ülkelerin iç savaştaki rollerine dikkat çekti.
‘Suriye bir mozaiktir’ vurgusu
Onbeş dakikalık konuşmasında 10 kez “Suriye bir mozaiktir” dedi. Bunu paralel olarak 12 defa “korkudan” bahsederken, bu mozaiğin ne kadar kırılgan olduğunu öne çıkarmak istedi. Mozaikten kastı ise; Suriye’de konuşulan sekiz değişik dil ve aynı topraklar üzerinde yaşayan yirmiden fazla değişik etnik ve dini gruptu. Bu kadar farklılığın bundan sonra bir arada barışçıl yaşayabilmesi için “eşit yurttaşlığa dayalı, herkesi kimliğiyle kapsayan bir anayasaya ve meşru, siyasi bir yönetime ihtiyaç var” deyip, savaşı kışkırtmaktan ve yaraları deşmekten vazgeçmeye çağırdı.
Cihatçılardan herkes rahatsız
Dışardan getirilen cihatçılara dikkat çeken diğer bir konuşmacı da Lamya Kaddor’du. Kaddor, Suriyeli bir Arap ailenin kızı, Almanya’da doğup büyümüş, 35 yaşlarında ve kendisini aslında daha çok Alman bir yazar ve İslam bilimci olarak tanıttı. Ailesini tekrar Suriye’ye döndüğünü ve onlar aracılığı ile bilgi edindiğini söyledi.
Kaddor kişisel hikayesi üzerinden aslında Suriye’deki son durumu özetledi: “Ailem Essad’a karşıydı. Önceleri direnişçilere katıldılar. Onları desteklediler. Ailem içinde ayaklanmada ölen de oldu, öldürenler de. İslamcıların Suriye’ye gelişine destek verdiler ama şimdi bunun hata olduğunu gördüler. Ben de öyle düşünüyorum. Suriyeliler artık cihadçılardan rahatsızlığını belirtiyorlar, onlardan kurtulmak istiyorlar ama nasıl olacağını da bilmiyorlar.”
Granold seyirci gibi konuştu
Geçen dönem milletvekillik yapan CDU’lu Ute Granold ise konuşmasında Federal Parlamento’yu temsilen onlarca ülkede onlarca toplantıya katılıp, Suriye ve Suriyeli mülteciler için görüştüklerini anlattı. Ancak aynı Granold, Suriye için kendileri ve diğer bütün “konuşan ve karar verenlerin”, 120 bin insanın ölümüne, 7-8 milyon insanın göçüne ve Suriye’nin yıkımına neden seyirci kaldıklarını anlatamadı. Granold ve diğer bütün konuşmacılar da anlatamazdı. O yüzden Suriyeliler’in yaşadıkları hakkında sadece seyirci gibi konuştular ve konuşuyorlar. Tıpkı hafta sonu Türkiye’nin ev sahipliğinde İstanbul’da toplanan ve aslında Suriye’de ciddi bir dayanağı olmayan muhalifler gibi.
Suriye’de asıl iki güç savaşıyor
Konferansın başında Hamburg Ortadoğu Araştırma Enstitüsü GIGA’dan Dr. André Bank’ın dediği gibi: “Suriye savaşı ikili bir temsili savaşa dönüştü. Bir tarafta uluslararası güçler, bir tarafta ise bölgesel güçler Suriye üzerinde savaş yürütüyor.” Bank, bölgesel güçler içinde Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, Ürdün, İran, İsrail ve Irak’ın ismini saydı. Suriye’nin yıkımında, bölgede kendine bir güce dönüştürme yarışında “Ürdün ve Katar zayıflamış olsa da Türkiye ile Suudi Arabistan yoğun ve çelişkiler içerisinde bir mücadele yürütüyor” dedi.
‘Türkiye en büyük sorun’ tespiti
Konrad Adenauer Vakfı’nın Ürdün bürosu sorumlusu Dr. Otmar Oehring şu ilginç tespitte bulundu: “Ortadoğu bölgesinde Türkiye en büyük sorun olarak değerlendiriliyor. Çünkü Suriye’de savaşı kışkırtmak için her türlü yola başvuruyor.” Oehring bu tespitini Türkiye’yi stratejik partner olarak gören Almanya devleti yetkililerine anlatır mı bilmiyorum ama Nassif, umutsuz ve titrek bir sesle yaptığı konuşmada “O kadar çelişki yaşanıyor ve anlatılıyor ki, Suriye üzerine o kadar yalan, yanlış bilgiler, haberler yayılıyor ki, bu konuda herkes pisliğin içine batmış durumda” diyerek “bilen ama bilmiyormuş gibi davranan” siyasete dikkat çekiyordu.
Rojavalı Kürtler örnek model
Organizatörlere yönelik yapılan eleştiriden mi bilmiyorum ama programın son aşamasına dahil edilen ve Kürtler adına konuşmasa da “Suriyeli bir Kürt” olduğunu vurgulayan Dr. Kamal Sido, Rojava’daki gelişmelere dikkat çekti. Sido özetle, Kürtlerin ülkenin tümüne örnek olabilecek bir model geliştirdiğini vurguladı.
Çözüm neden dışarda aranıyor?
Verilen arada kendisiyle konuşma fırsatı bulduğum Kamal Sido’ya “Suriye için Cenevre ve İstanbul’da bir araya gelenlere gösterilen ilginin neden Rojavalı Kürtlerin diğer diğer halklarla birlikte çözüm arayışına gösterilmediğini” sordum. Sido, “Bunun siyasi ve bölgesel dengelerden” kaynaklandığını söylese de, var olan dengelerden kaynaklı da çözümü içeride değil, dışarda arıyorlar.
Bıraksalar Suriyeliler çözecek
Özcesi; Suriye için konuşanlar, karar verenler, fetva çıkaranlar, savaştıranlar, çözüm adına çözümsüzlüğü derinleştirenler ve sözde yardım edenler bıraksalar, evet bıraksalar Lazkiyeli Papaz Nassif’in de dediği gibi, “Birbirimizi anlar ve çözüm bulabiliriz. Çünkü bu savaş Suriyelilerin savaşı değil…”
DEVRİŞ ÇİMEN/FRANKFURT