Türk ordusu, geçtiğimiz hafta sonu, yöre Kürtlerinin, Ağrı Diyadin kasabası, Tendürek Dağı eteklerinde düzenledikleri ağaç dikime şenliğine havadan ve karadan taarruz edip, kenger, sıpıng, sirim, çimen kokak bahar toprağını, karlar altından başını gösteren “gûl û sosin”leri kana buladı. Genç sivil Cezmi Budak, şenliğe katılan Kürdistan gerillalarından Serhat Kızılay’ı katlettiler.

Bu, pusuculuktu. Pusucular, Kürtlerde “sözün” namus ve ona ihanetin olduğunu biliyorlardı.

Ve, “ateşkes”e dair söz vermiş, anlaşma yapmışlardı, Kürtler. Söze bağlılıkla elleri bağlıydı. O halde, sözüne bağlı kalmayı insanlığına sadakat olarak bilen halkın savaşçılarına pusu kurmanın tam sırasıydı.

Gerillanın, “ateşkes” sürecinde, şenliklerde, düğün ya da taziyelerde halkla iç içe olduğu gizli değil, aleniydi. Bu da bir fırsattı. Gerilla, şenlik yeri Tendürek Dağı eteklerinde olacaktı. Bir kaçını katletmek, çağın dolandırıcıları için yılın karı, dahası insanlık aynı boyda olan beslemelerine, türedi ve yanaşmalarına karşı göz doldurma övünmesiydi. Ki, buna ihtiyacı vardı. O nedenle tam sırasıydı…

Türk ordusu unsurları, gerillanın müdahalesiyle başlayan çarpışmalardan sonra, ulaşamadığı yaralılarını ve gerillanın yoğun eteşi nedeniyle mevziilerden çıkamayan askerleri geride bırakıp, alandan kaçarcasına çekilmişti. Cezmi ve Serhad’ın katilleri de aralarında mıydı, bilmiyorum, ama gerilla, geride kalanları kuşatınca, köylüler gerillanın önüne geçiyor, kendilerini öldürmeye gelmiş askerlere siper oluyor, sekiz yaralıyı da hastaneye ulaştırıyorlardı.

Dün Kürtlerin, Türk ordu unsurlarını kurtarma enstantaneleri yayımlandı, medyada. Görüntüler, kimileri için utanç, ama Kürtler açısından ise ar damarı olanlara yeni bir insanlık dersiydi.

Enstantanelerin birinde, bir asker yerde yatıyordu. Paralı (rütbeli) olduğu anlaşılan bir asker de başında duruyor ve yaklaşan sivil Kürtlere korku, minnettarlık, yalvarma karışımı bir ifadeyle bakıyordu. Kürt köylülere “bizi kurtarın” diye yalvaran o muydu, bilmiyorum. Ama yaklaşan Kürdün sesi dökülüyordu, hali hal olmayan görüntünün üstüne:

“Size insanlığı öğreteceğiz!..”

Bu sözün anlamını, o kavrayabildi mi? Bilemiyorum. Bana göre, onurlu yaşamayı simgeleyen düello geleneğinden habersiz, her türlü pusuculuğu övünme vesilesi yapan bir yaşama biçiminde, “insanlığı öğrenmek” karın doyurmaz bir gereksizlikti. Çünkü, onlar sıkışınca, “ver öpim abi” demeyi biliyor, ama insani değerleri öğrenmeyi hazik ve nazik beyinlerinde tutmayı gereksiz, dahası yük sayıyorlardı…

O nedenle dünya, (en son Papa Ermenilerden öütürü) insanlık suçu olan soykırımcılıkla suçlarken bile, hiç bir şey olmamış gibi bildikleri utanç ve suç yolunda ilerleyip, Kürtlerin kişiliğinde insanlık değerlerini yok etmeye devam ediyorlardı. (Tek bir köyün yakılması, dil yasağı da soykırımdır.)

Onun için suç üstü yakalanmış onurlu birine, “sana insanlığı öğreteceğim” diyerek yardım eli uzatmak, hele hele öldürmeye giderken yardım olarak serbest bırakmak, kişinin altından kalkamayacağı cinsten ağır bir yük, çekilmesi, ödenmesi asla mümkün olmayan bir cezaydı. İnsani bir damarı olan, bu utancı hayat boyu çekmektense intihar ediverir…

Ama ağam nerede, ben neredeyim!.. Yarattığı çağın dolandırıcısıyla övünülen bir yerde, utanma duygusu olmazdı. Diyadinli Kürdün “size insanlığı öğreteceğiz” demesi de nafilelikti…

Günün tarihinde, kimileri kendilerini ilk çağ ilahı sanıyor, ona karşı gelenler katlediliyor, sonra yargılanıp mahkum edilerek, çiğnenmek üzere yandaşların ayakları altına atılıyordu. 

Ve, Kürdistan sorununu insani haklar, özgürlükler bahçesiyle hal yoluna koyacaklarına, sanki ardılı kesik gibi, çözümü gerillanın ülkeyi terk edip, sürgüne çıkmasında arıyorlardı. Ülkelerini terk etmeyenlere Botan’da, Tendürek Dağı’nda pusu kurulup, katliama kalkışılarak mesele hal ediliyor, sağlama alınıyordu.

Oysa, İspanya’da Bask meselesi hal yolundayken ETA, İrlanda’da ise IRA sürgüne gönderilmemişti. Onlar, kendi öz yenetimleri kurulup, ülkeleri özgürleşinceye kadar ateşkes anlaşmasına bağlı kalıp beklediler.

Ha burası ayrı bir alem… Burada rüşvet, yolsuzluk, hırsızlık, soygun ve cinayet insaniyetten…

Hatta rüşvet hediyedir. O nedenle, Kürdistan sorununun halli yollarındandır, insansızlaştırma. 1920’den beri de, bu amaçla sürgün kervanları düzülüyor, ardı arkası kesilmeyen katliamlar yapılıyor. Ama sorun yerli yerinde…

Bir zamanlar mesele bitsin diye, Filistinli gerillalar, gemilere doldurulup Tunus’ta karaya boşaltılmıştı. Ama sonra?