Avrupa’nın sebze bahçesi olarak bilinen İspanya’nın Endülüs eyaletindeki sebze-meyve üreticileri, işçileri köle şartlarında çalıştırıyor. Afrikalı kağıtsız göçmenler ve Fas’tan getirilen mevsimlik işçilere, bütün devlet kurumlarının parçası olduğu kolektif ikinci bir hukuk işletiliyor! FEHMİ KATAR BERLİN Sömürüye uğrayan işçilerin hakları için mücadele eden Tarla İşçileri Sendikası (SOC) çalışanı Jose Antonia Brazo, Skype  ile bağlandığı Berlin’deki konu ile ilgili Panel’de verdigi bilgilere göre işçilerin köle şartlarında çalıştırıldığı merkezlerden biri,  Avrupanın en sıcak ve kurak bölgesi olan İspanya’nın güneydoğusunun en uç noktasındaki Almeria. Son 20 yılda bu şehrin etrafındaki 350 kilometre karelik bölgede devasa sera merkezleri oluştu. Naylonla kapalı bu sera alanları bir birine oldukça yakın olduğundan, uzaktan bakınca ucu bucağı da görülmediği için bölgede ‘mar del plástico’ (naylon denizi) olarak adlandırılıyor. Naylon denizi altındakilere ikinci hukuk! 100 binden fazla kişinin çalıştığı tahmin edilen ‘naylon denizi’nde her Avrupalıya yıllık 10 kilo düşecek kadar domates, biber ve salatalık gibi sebzeler yetiştiriliyor. Ekildikten sonra da Almanya’daki süpermarketlerin reyonlarına düşüyor. Ne var ki çoğunluğu Almanya’daki süpermarketlerde ucuza satılan bu ürünlerin maliyeti asıl üreticileri olan işçilerin sömürüsüne dayanıyor! ‘Naylon denizi’nde çalışan işçiler, en temel haklardan bile yoksun. İşyerinde ırkçı muameleye tabi tutulan, taciz edilen mevsimlik işçilere ücretsiz olarak fazla mesai yaptırılıyor ve aldıkları maaş en ucuz kiraya bile yetmiyor. Bu koşullara itiraz edenlerin işine son veriliyor, oturumları ellerinden alınıyor. Toplumdan tamamen izole şekilde çalıştıkları tarlalara yakın yerlerdeki çadırlarda yaşayan işçilerden, bütün devlet kurumlarının da haberdar olduğu hatta parçası olduğu kolektif bir ikinci hukuk işletiliyor. Avrupa’nın göbeğinde Naylon çadırlar Geçen senelerde ‘İnterbrigadas’ın Almanya’dan gönderdiği delegasyon ile bölgeye gidip mevsimlik işçilerin yaşadığı koşulları yerinde gören Brigadist Marianna Párez, Almeria’da çalışanların nerdeyse yüzde 90’ının Doğu Avrupa, Fas, Latin Amerika’dan gelen göçmenler olduğunu söyledi. Marianna Párez, “Orada çalışan işçilerin, çoğu Faslı olmak üzere, 20-25 bininin ya hiç oturumu yok ya da her zaman elinden alınabilecek bir oturumu var. İşçilerin normalde günlük en az 45 Euro (asgari ücret) alması gerekirken, günlük yevmiye olarak 20-35 arası veriliyor. Doğru düzgün bir iş sözleşmesi yapılmadığı için, ücretleri iki ya da üç ayda bir verilen işçiler aldığı maaş ev kiralamalarına yetmediği için çoğu kendi yaptıkları naylon çadırlarda yaşıyor” diyor. Devlet kurumları da ikinci hukukun parçası Mariana Pàrez’e göre; köle şartlarında çalıştırılan işçilerin onurunu rencide eden sadece iş koşulları değil, giderek artan ırkçı saldırılar ve devlet kurumlarının ayrımcı yaklaşımı da zor şartlarda çalışan işçilerin yaşamlarını daha da zorlaştırıyor. Berlin’den bir delegasyonla Almeria’da bulunan Parez, tanık olduğu göçmen işçilerin maruz kaldığı ayrımcılığı şöyle anlatıyor: “Parkinson hastası yaşlıca bir adam ilaçlarının dozajını yanlış ayarlayınca fenalaştı. Çocukları da hemen acil servisi arayarak ambulans istedi. Oldukça endişeli halde bekleyen ailenin bulunduğu çadıra kısa süre sonra ambulans yerine sadece polisler geldi ve ilk iş olarak fenalaşan adamı yere atarak sımsıkı tutmak oldu. Ailenin bütün yalvarış ve yakışlarına rağmen polisler Parkinson hastası yaşlı adamı hastahaneye götürmek yerine orada tuttu ve adam orada öldü. Buna neden olan polislerin hiçbiri cezalandırılmadı. Çünkü oradaki bütün kurumların hemfikir olduğu göçmen işçilere uygulanmak üzere konuşulmamış bir anlaşma hakim.” Kadınların emeği sömürülüyor ırkçılığa ve tacize uğruyorlar Göçmen işçilerin sömürüldüğü bir diğer Endülüs kenti ise çilek üretiminin yapıldığı Heulve. İspanya ve Fas arasındaki anlaşma ile Fas’tan getirilen kadın işçilerin sadece emekleri sömürülmüyor aynı zamanda hem ırkçılığa maruz kalıyor hem de patronlarının ve şeflerinin cinsel saldırılarına maruz kalıyorlar. ‘Endülüs’deki tarım işçilerinin iş koşulları‘ panelinin organizatörlerinden olan Berlin Global Film Festivali’nin üyesi Karolina Caicedo, kadın işçilere yapılan taciz ve tecavüzlerle bilinen Huelva’da bulunduğunu ve çoğu kadın olan işçilerin yaşadığı duruma dikkat çekiyor. Karolina Caicedo, “Huelva’da neredeyse sadece Fas’tan getirilen kadınlar çalıştırılıyor. Bu kadınlar genellikle Fas’ın taşralarından getirilen, çocukları olduğu için çalışmak zorunda olan en savunmasız kesimden oluşuyor. Alternatifleri olmadığı için İspanya’da iş güçleri sömürülüyor. Hem ırkçılığa maruz kalıyorlar hem de cinsel saldırılara uğruyorlar. Son yıllarda onca kadın patronlarının taciz ve tecavüzüne uğradı ama onlarla dayanışan SAT sendikası dışında kimse yok. İşin kötüsü İspanya’daki beyaz feministler de göçmen kadınların yaşadıklarını tamamen görmezden geliyor. Mesela Pampelona’da bir kadın tecavüze uğradığı zaman İspanya’nın diğer bütün şehirlerinde olduğu gibi Heulve’de de kadınlar sokağa çıktı ama aynı dönemlerde Heulve’deki çilek tarlalarında 8 Faslı kadın patronlarının tecavüzüne uğramıştı kimse onlardan bahsetmedi bile” vurgusunda bulunuyor. Sömürü hiyerarşisi Fas’tan mevsimlik işçilerin getirilmesi öyküsü başlı başına sömürü sisteminin hiyerarşisinin bir aynası gibi. 90’larda Endülüs’deki yoğunlaştırılmış tarım patlaması sonucu Portekiz ve Endülüs’te günlükçü işçiler çalıştırılmaya başlanıyor. İspanya’da 90’larda yaşanan ekonomik gelişmelerle ile beraber ispanyol işçiler tarım isçiliğini bırakıp, hizmet sektörüne yönelince, patronlar ve bölge yöneticileri İspanyol işçilerin yerini doldurmak için Bulgaristan, Polonya ve Romanya’dan toplu sözleşmelerle çoğunluğu kadın olan mevsimlik işçiler getirtiyor. İş koşullarının ağırlığı ve düşük ücretlerden dolayı toplu sözleşme ile gelen doğu Avrupalı işçilerin çoğu hasat dönemi bitmeden ülkelerine geri dönüyor. Bundan dolayı da alternatif olarak 2006’dan sonra komşu Fas’tan işçiler getirilmeye başlanıyor. Ucuza çalışacak, işi bitince ülkesine dönecek Gelen çoğunluğu erkek Faslı işçiler bir süre sonra artık ülkelerine geri dönmek istemiyor ama tarlada da çalışmak istemiyor. Heulve’deki patronlar, yerel yönetim ve gelenekçi sendikalar buna cevap olarak da geçen seneye kadar sadece kadın işçileri getirtti. Ancak onların da azımsanmayacak kesimi geri dönmedi. Bunun yanında endüstriyel tarımda giderek artan bir rekabet ortaya çıktı. Büyük üreticiler için bu rekabette var olmanın en ucuz ve kısa yolu işçileri daha fazla sömürmek oldu. Bundan dolayı da bu sene gelen mevsimlik işçiler için tarlalarda hem ucuza çalışacak hem de işi bittikten sonra geldikleri ülkeye geri dönecek şekilde bir program hazırlandı. Heulve şehir yönetimi ve Fas arasında yapılan bu anlaşmaya göre Fas’tan getirilen işçilerde şu kriterler arandı; Kadın olması, Fas’ın taşra bölgesinde geliyor olması, 18 yaşından küçük bir çocuğu olması, başından bir evlilik geçmiş olması, tarım işlerinde deneyimi olması, şişman olmaması! Sömürüye en çok kim açıksa o gelsin Her sene Endülüs’deki tarım isçilerinin iş koşullarını yerinde incelemek için delegasyon gönderen ve işçilerin koşullarının düzeltilmesi için kampanyalar düzenleyen Interbrigadas aktivistlerinden Karolina Caicedo’ya göre; bu kriterle sömürüye en açık insanlar seçiliyor. Kadın işçileri yerinde gördüğünü ifade eden Caicedo, kadın işçilerin çalıştığı yerde yaşamak zorunda bırakılarak hem özel ve iş yaşamları arasındaki farkın ortadan kaldırıldığını hem de toplumun geri kalanından izole edilerek her türlü sömürüye daha da açık hale getirildiğini ifade ediyor. Örgütlülük zafer getirdi; Eurosol talepleri kabul etti Endülüs’deki göçmen işçiler hak mücadelesinin yıllardır en büyük ve nerdeyse tek destekçisi SOC-SAT sendikası. Berlin’de faaliyet yürüten Interbrigadas da bir kaç yıldır bölgeye delegasyonlar gönderiyor. Özelikle Endülüs’teki tarım ürünlerinin en büyük alıcısı olan Almanya’da kampanyalar yürütüyor. SOC-SAT ve Interbrigadas tarım emekçileri ile bugünlerde zafere ulaşan kampanyalarından birinin sevincini yaşıyor. Endülüs’deki en büyük üreticilerden biri olan Eurosol yıllardır işçilerini çok kötü iş koşullarında çalıştırıyor ve asgari ücretin altında ödeme yapıyordu. Bu yıl Mart ayında SOC-SAT sendikası, Inerbrigadisler ve greve girdikleri için işten atılan işçilerin ortaklaşa sürdürdükleri kampanya sonucunda Eurosol yönetimi, işçileri temsil eden SOC-SAT sendikası ile greve girdikleri için işten çıkarılan bütün işçileri işe geri almak üzere kampanyadaki bütün istemlerini kabul eden bir anlaşma imzaladı.