Son iki haftanın sokakları dolduran diğer bir etkinliği de 25 Kasım kadına yönelik şiddete karşı mücadele gösterileriydi. Başta Kürt kadınları olmak üzere Kürdistan ve dünyanın dört bir yanında kadınlar sokakları doldurdu. Şiddeti protesto eden ve özgürlük isteyen kadınlar günümüzün en etkili demokratik değişim gücü olduğunu açıkça ortaya koydu. Gericiliğe karşı mücadelede kadın renginin çok daha etkili olacağını herkese gösterdi.
25 Kasım protestoları ile 27 Kasım kutlamaları Kürtler ve kadınlar şahsında toplumsallığın hala yaşadığını ve özgür yaşam iddia ve iradesini sürdürdüğünü net bir biçimde ortaya koydu. Kadın protestoları ile Kürt kutlamaları birbirine karışarak sokakları ve meydanları neşelendirdi. Gericiliğin yüreğine korku salarak demokratik güçler için özgürlük umudunun canlı biçimde yaşadığını netçe gösterdi. Özgür insanlık kalbinin Kürt ve kadın mücadelesi ile attığını bir kez daha ortaya koymuş oldu.
Peki eleştirilecek ve düzeltilmesi gereken hiç eksikliği yok muydu bu gösterilerin? Olmaz olur mu, elbette ki birçok yönüyle vardı. Ve bu eksiklikler giderildiğinde her iki mücadelenin de çok daha büyüyerek özgürlük ve demokrasi yürüyüşünde daha etkili rol oynayacağı açıkça görülüyordu. Örneğin 25 Kasım protestoları ideolojik kapsam bakımından çok daha geniş ve içerikli hale getirilebilirdi. Mevcut haliyle dar ve yüzeysel kaldığı, büyük ölçüde bir tepki durumunu ifade ettiği kolayca görülebiliyordu.
Oysa kadına yönelik erkek şiddetinin kaba baskı ve tekil olmaktan öteye bir gerçeği ifade ettiği açıktır. Söz konusu kaba şiddetin kadının her şeyi üzerinde kurulan bir egemenliğin, derin köleleştirmenin sonucu olduğu ortadadır. Dahası bireyler tarafından uygulanan tekil olaylar olmayıp arkasında devlet ve iktidarın olduğu bir egemenlik sisteminden kaynaklandığı nettir. Nitekim gösterilerde ifade edilen “Erkekler vuruyor, devlet koruyor” sloganı bu gerçeği ifade etmektedir.
Bu nedenle kadın üzerindeki erkek şiddetine karşı mücadelenin başarılı olabilmesi için, erkek şiddetinin kaynağı ve koruyucusu olan devlet ve iktidar sistemine karşı kadın özgürlüğüne dayalı toplumsal özgürlük mücadelesi haline gelmesi gerekir. Eğer bu mücadele kadın özgürlüğünü hedeflemezse, yine kendini toplumsal özgürlük ve demokrasi mücadelesi haline getirmezse başarı kazanması ve kadın üzerindeki erkek şiddetini ortadan kaldırması mümkün değildir. Bunun için de kadın özgürlük devrimini hedeflemesi ve yürütmesi şarttır.
Diğer yandan en büyük erkek ve erkek egemen devlet şiddetinin Kürt kadını üzerinde uygulandığı ve sistemli bu egemenlik şiddetine karşı da en büyük ve kahramanca mücadeleyi Kürt kadınının yürüttüğü açıktır. Bu gerçeğin de iyi görülüp söz konusu mücadeleye içerilmesi şarttır. Örneğin 9 Ocak Paris katliamından daha vahşi bir kadın katliamı var mıdır? Sakine Cansız’dan daha büyük ve yiğit bir kadın özgürlük mücadelecisi var mıdır?
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan kadın özgürlük devriminin bilimini ortaya çıkarmıştır. Kürt kadınları bu bilime dayalı yürüttükleri özgürlük mücadelesini PAJK gibi öncü bir partiye, YJA-Star gibi savunma örgütüne, tüm kadınları harekete geçirebilen KJB örgütlülüğüne kavuşturmuştur. Özgür kadın devrimini başta Sakine Cansız olmak üzere yüzlerce kahraman şehit öncülüğünde yürütülür hale getirmiştir.
Eğer kadın üzerindeki şiddete yönelik gerçek mücadeleden söz edeceksek, bunun Kürt kadınının geliştirdiği özgürlük devrimi olduğu açıktır. O halde 25 Kasım’ı temsil eden en etkili mücadele Kürdistan’da yürütülen özgürlük devrimidir. Dolayısıyla 25 Kasım protestolarının bu mücadeleyle daha güçlü birleştirilmesi gerekir. Elbette farklı eğilimleri gözetmek ve mücadeleyi en geniş ittifaklarla yürütmek önemlidir. Ancak buna zarar vermeyecek şekilde tüm bu protestoların Sakine Cansız’ların ve diğer kadın özgürlük şehitlerinin bayrağı altında yürütülmesi ve bu mücadeleye en büyük katkı sunanların hakkının verilmesi de gerekir.
Yine 25 Kasım protestoları ile 27 Kasım kutlamalarını da uygun bir biçimde birleştirmek ve iç içe yürütmek gerekiyor. Çünkü birbirinden kopuk değil, tersine iç içedirler. PKK kadın özgürlük devrimine dayalı bir toplumsal özgürlük mücadelesi yürütmektedir. Kürt kadınının özgürlük mücadelesindeki öncülüğü bunun en açık kanıtıdır. O halde 25 Kasım protestolarının da derin bir içerik kazanması için PKK kutlamalarıyla birleşmesi daha iyi ve doğrudur. Bu yılki pratikte yaşanan kopukluğun bundan sonra aşılması ve bu iki gün mücadelesinin birlikte ve iç içe yürütülmesi önemlidir.
Kuşkusuz son iki haftada sokaklarda görünen ve yaşananlar üzerine söylenecek başka şeyler de vardır. Örneğin AKP polisinin özgürlük isteyen kadınlara ve Kürtlere yönelik uyguladığı terör de gözden kaçmamıştır. Sözde “Kürdistan” diyen ve her şeyi oya endeksleyen AKP’nin ne kadar sahte olduğunu Beytüşşebap ve Cizre’deki 27 Kasım’ı kutlayan halk üzerinde uyguladığı vahşi terörde gördük. AKP’nin maskesi bir kez daha açıkça düşmüş oldu.
Kürdistan’ın her yerinde kadın duruşunun aynı olduğunu ve bütün Kürt partilerinin kadın özgürlük mücadelesine aynı yaklaştığını söylemek zordur. Çünkü Kürt kadınları ve Kürt halkı 25 Kasım günü Süleymaniye’de yaşananları asla unutmayacaktır. Hemcinsleri gibi Süleymaniye kadınlarının da 25 Kasım günü düzenlediği özgürlük yürüyüşüne yönelik uygulanan polis terörü AKP polisinin vahşetini geride bırakır düzeyde olmuştur. Erkek şiddetinin, erkek iktidar ve devletin ne olduğunu Kürtler Süleymaniye polisinin uygulamalarında görmüştür.
Oysa Süleymaniye kendisini Kürtlerin kültür şehri olarak sunmaktadır. Şimdiye kadar herkesçe böyle bilinmektedir. Güney Kürdistan’ın özgür parça olduğu iddia edilmektedir. Bu özgürlüğün ne menem bir özgürlük olduğu ve kadınlar için ne ifade ettiği, Büyük Ozan Şergo Bêkes’in şehrinin kadınlara karşı ne hale getirildiği 25 Kasım günü açıkça görülmüştür. Bu gerçeği tüm Kürt kadınları ve halkımız asla unutmamalı ve Güney’i de gericiliğe karşı bir özgürlük mücadelesi haline getirmeyi bilmelidir. Güney Kürdistan’da kadın özgürlük devrimini ne pahasına olursa olsun geliştirmelidir.
Burdan baktığımızda, demek ki Kürdistan’ın her alanındaki ve tüm partilerinin geliştirdiği şeyler kadınlar ve halk için özgürlük ifade etmemektedir. Bunun için 25 Kasım protestolarına öncülük eden kadınların PKK’nin yarattığı kadınlar olduğunu, KDP ve benzerlerinin kadına katmerli köleliği dayatmaya devam ettiğini bilmek ve söylemek gerekir. Tıpkı Kürt sorununun çözümü önünde engel oluşturmaları gibi. Örneğin KDP’nin AKP ile geliştirdiği ilişkiler Kuzey Kürdistan’da Kürt sorununun çözümüne hizmet etmemekte, tersine AKP ve TC’yi güçlendirerek çözümü zorlaştırmaktadır.
Son olarak hem 25 Kasım etkinlikleri ve hem de 27 Kasım kutlamalarındaki coşkuları nedeniyle Rojava kadınlarını da selamlayalım. Özgürlük devriminin ve direnişinin gerçek yaratıcıları olduklarını bir kez daha herkese gösterdiler. Büyük Devrimci Şîlan Kobanî’nin izinden yürüdüklerini netçe ortaya koydular. Bu temelde şehadetinin dokuzuncu yıldönümünde PKK Merkez Komite Üyesi Şîlan Kobanî’yi ve şahsında tüm özgürlük şehitlerini saygıyla anıyoruz!
Sokak görüntüleri
Son iki haftadır sokaklar çok daha renkli ve dolu. Kürdistan’ın dört parçasında ve yurtdışında Kürtler ve dostları PKK’nin 36. Yıla girişini büyük bir coşku içinde kutladılar. Başta Kuzey Kürdistan ve Rojava olmak üzere dört parçada ve yurtdışında sokaklar, meydanlar her kesimden ve yaştan insanlarla dolup taştı. Bu yıl dönümü kutlaması her zamankinden daha görkemliydi. Başta gençler ve kadınlar olmak üzere tüm halkın coşkusu ve kararlılığı son derece etkileyiciydi.