Sokrates M.Ö. yaklaşık 400 yıllarda yaşanmış olup, tarihte onunla ilgili çok az bir bilgiye ulaşmak mümkündür. Bu bilgiler tarihin arşivlerinde sadece dokuz sayfa olup, öğrencisi olan Platon tarafından kaleme alınmıştır. Platon, onun için şöyle diyor: “Kısa boylu, çirkin birisidir; felsefede ‘doğurganlık’ yöntemini kullanarak amacına ulaşmaktadır.” Yani kısaca “bütün insanların yeryüzündeki bilgiye doğuştan sahip olduklarını, bu bilgilerin onlardan doğurtularak bilindiğine” inanarak, sürekli karşısındakine sorular sorarak istediği bilgileri toplamıştır. Kalabalıklar önünde bunu yapan Sokrates, ayrıca sormuş olduğu sorularda adeta karşısındakini bir limon gibi sıkmış, posasını da çöpe atarcasına kendisinin de mutlak üstünlüğünü de ilan etmiştir. Platon, hocası olan Sokrates’i işte bu şekilde anlatmaktadır.
Eski Yunan siteleri tarafından verilen bir kararla, Sokrates’in tanrılara karşı çıktığı, gençleri kötü ahlaka yani oğlancılığa (o dönem bu eğilimin serbest olduğunu da söylemek gerekir) alıştırdığı için hakkında ölüm kararı verilecektir. Kaçıp kurtulma şansı yüksek olmasına rağmen, ölüme meydan okurcasına, yasaları boşa çıkartmamak için baldıran zehrini içip yaşamına son verecektir. Bunun üzerinden 2500 yıl geçmesine rağmen tarihçiler, felsefeciler ve hukukçular Atina’da toplanıp onun halkında beraat kararı çıkardılar. Yani Sokrates’in itibarını iade ettiler. Bütün bu bilgilerin herkes tarafından aşağı yukarı bilindiğini sanıyorum. Ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiyeli halkların üzerinde bilerek veya bilmeyerek Sokrates’in doğurganlık yöntemini denediğini de bilinmesini istiyorum. Yani Erdoğan halkları kategorize ederek kimilerine bütün halkların aslında doğuştan Müslüman olduklarına, kimilerine de doğuştan terörist olduklarına inandığını ve bütün bu bilgilere de çeşitli yöntemlerle yani doğurganlık yöntemiyle ulaştığını yahut ulaşabileceğine inanıyor. Müslüman olduklarına inandıklarına ihaleler ve iktidarının bütün mali imkanlarını kullanarak onlara Müslüman’ım kelimesini doğurtmaya ya da tehditlerle söyletmeye çalışmaktadır.
Diğer taraftan da Kürtlere, aslında doğuştan terörist doğduklarına ama bunu onlara söyletmenin yönteminin de yine doğurganlık olabileceğine inanarak, 2005 yılında DGM’leri kaldırarak yerine kurdukları Özel Yetkili Mahkemelerle, F Tipi cezaevleriyle, Roboskî’lerle, işkencelerle ve açlıkla terbiye etmeyle onlara “terörist” dedirtmeye çalışmaktadır. Yani Kürtler aslında doğuştan terörist olarak doğmaktadırlar. Bunu onlara söyletmek yeterlidir, deyip inandığı bu felsefe yöntemini pratiğe geçirmektedir. Bütün bunları, yine halkları yine bir limon gibi suyunu sıkıp posasını çöplüğe atarcasına yapmaktadır.
Aslında bu karşılaştırmayı yaparken Sokrates’e büyük bir haksızlık yaptığımızın farkındayız. Zira o 2500 yıl aradan sonra, mahkum edildiği yerde beraat etmiştir. Ancak Erdoğan’ın Türkiye halklarına yapmış olduğu bütün bu oyunlar için affedilebilmesi pek mümkün görünmüyor. Buna belki bizim ömrümüz yetmeyecektir. Ama tarih öyle bir şey ki aradan binlerce yıl geçmiş olmasına rağmen, aklamasını bildiği gibi mahkum etmesini de biliyor.
Tekirdağ 1 Nolu Cezaevi