Türkiye’de dünyada görülmemiş bir sol siyaset boşluğu var. Türkiye’nin yakın tarihinde çok güçlü bir sol gelenek ve direniş olmasına rağmen bu neden böyledir konusu ciddi araştırılması ve sorgulanması gereken bir durumdur. Türkiye’de sol boşluğu dolduran tek hareket Kürt Özgürlük Hareketi’dir. Bu hareket de doğal olarak daha çok Kürdistan’da etkilidir. Özgürlük savaşı karşısında Türk devleti çok kirli bir özel savaş ve psikolojik savaş yürüttüğü için Türkiye’de bu harekete karşı önyargılar oluşturulmuştur.

İşin garibi bazı sol çevreler de Kürt Özgürlük Hareketi’ne küçük burjuva ya da Kürt burjuva hareketi diyerek Türk devletinin bu psikolojik savaşını başka bir yönden desteklemektedirler. Türkiye’deki sol güçler siyasal alanda var olan sol boşluğu doldurmadıkları gibi, bu boşluğu doldurma çabası gösteren Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı olumsuz yaklaşarak kendilerinin güç alacakları bir kaynağa sırt çevirmiş olmaktadırlar.
Türkiye ulusalcı statükocu güçlerle muhafazakar güçlere teslim edilmiştir. Daha doğrusu bu iki güç arasındaki muazzam boşluk doldurulmamaktadır. Bu nedenle bazen biri, bazen diğeri bu sol boşluğu demagojik söylemlerle doldurmaya çalışmaktadır. Daha doğrusu bir bütün olarak sol demokratlar bu boşluğu dolduramadıkları için bu tür demagojik söylemler devreye girmektedir. Kesinlikle Türkiye bu iki güce mahkûm değildir. Bu iki gücün Türkiye’nin temel sorunlarına vereceği köklü cevaplar yoktur. Bunlara ancak mücadeleyle bazı adımlar attırılabilir.
Gerçek anlamda özgür ve demokratik bir ülke ancak sol demokratların devreye girmesiyle sağlanabilir. Şu anda Kürt Halk Önderi Türkiye’nin demokratikleşmesi konusunda devlete ve hükümete adım attırmaya çalışıyor. Ancak radikal demokrasi ve gerçek özgürlük sol demokratların güçlü devreye girmesiyle sağlanacaktır. İşte Kürt Halk Önderi solun güçlü devreye girmesinin de koşullarını hazırlama çabası gösteriyor. Kürt Halk Önderi’nin demokratik çözüm hamlesini bir de bu yönüyle ele almak gerekmektedir.

Sistemden radikal kopuş önemlidir

Şunu açıkça belirtelim ki; hiç kimse Kürt Özgürlük Hareketi’nin sol ve sosyalist kimliğini tartışamaz. Kürt Halk Önderinin sosyalist kimliğini kimse inkar edemez. Bu önderlik her fırsatta biz Mahirlerin, Denizlerin, İbrahimlerin devamıyız, onların mirasçısı ve sürdürücüsüyüz demektedir. Onların ideallerini gerçekleştirme mücadelesi verilmektedir. İnsanlık tarihi içindeki tüm özgürlük ve demokrasi savunucularının ve sosyalizm için mücadele verenlerin de mirasçısı olan bir harekettir. Türkiye’deki mevcut sol ve sosyalist akımlarla tabi ki farklılıkları da vardır. Klasik sosyalizmin ve onun pratikleşmiş biçimlerinin eleştirisi ve özeleştirisi üzerinden kendini yeniden yapılandırmıştır. Klasik sosyalist teoriyi yetersiz görmektedir.
Klasik sosyalizmin az antikapitalist olduğunu, zalimlerin egemenlik aracı olan devletten kendini koparamadığı için gerçek sosyalist olmadığını iddia etmektedir. Devrimciliğin devlet yıkıp yeni bir devlet kurmak olmadığını, egemen sistemi aşıp, yıkıp, geriletip (hangi yöntemle olursa olsun) yeni sosyalist sistemi kurmanın hem de bugünden kurmanın ancak sosyalizm ve sosyalist pratik olacağını iddia etmektedir. Devlet yıkmakla egemen düzeni yıkmak ya da aşmak aynı şeyler değildir. Zaten bu iki şeyi aynı şeymiş gibi göstermek sosyalizmden temel sapmayı ifade etmektedir.
Sosyalizme büyük inanan, bunun teorisini oluşturmak için büyük çaba gösteren, yaşamlarını tümden bu uğurda veren sosyalizmin önderleri de gerçek anlamıyla antikapitalist olamamışlardır. Özellikle onun felsefesini ve yaşam zihniyetini tümden aşamamışlardır. Kapitalizm zihniyeti, ekonomisi, sosyal yaşamı, kültürü ve her şeyiyle bir bütündür. Bir bütün olarak reddetmek, aşmak, bu sistemin dışına çıkmak çok önemlidir. Sistemden radikal kopuş önemlidir. Hem de bugünden radikal kopuş önemlidir. Yoksa devlet yıkmayı radikal bir kopuş olarak ele almak tüm sapmaların başlangıcıdır. Çünkü yeni bir devlet kurmak, sosyalist bir devlet olacağını iddia etmek sapmaların sapmasıdır. Kürt Özgürlük Hareketi başta bu konu olmak üzere egemenlerin her türlü kültürü, yaşamı ve aracından kendini uzak tutmayı temel ilke edinmiştir. İlk başta kendinde kapitalizmi, iktidarı, devleti ve tüm iktidarların kaynağı olan toplumsal cinsiyetçiliği öldürerek işe başlamaktadır.
Bunları şunun için belirtme ihtiyacı duydum. Yoksa bunların tartışma yeri şimdi burası değil. Ancak bazı çevrelerin Kürt Özgürlük Hareketi şöyle burjuva harekettir ya da şöyle ideallerinden vazgeçti, denildiği için bu vurguları yaptım. Aksine Kürt Özgürlük Hareketi kendine sol ve sosyalist diyen bu güçlerin ne kadar sosyalist olduğunu, sosyalizm konusunda hangi yanlış ve yanılgılara sahip olduklarını sorgulamaktadır. Kuşkusuz bazı çevreler ve akımlar dahil tümünü sol ve sosyalist cenahtan ve mahalleden görmektedir. Ancak çok ciddi eleştirileri bulunmaktadır.

Özgürlük Hareketi’nin ittifakları

Bir defa şunu belirtelim ki bu hareketin yaşamı, tarzı ve yaşam kültürü bile nasıl bir sosyalist hareket olduğunu göstermektedir. Tamamen kolektif bir yaşamı, komün yaşamını esas almaktadır. Kürt Halk Önderi bir komünü olmayanı, bir komün içinde yaşamayanı bu hareketten saymamaktadır. Kuşkusuz bir ulusal demokratik gelişmeyi hedeflediğinden, bir demokratikleşme programı olduğundan geniş çevreleri bu hareketin siyasi mücadelesi etrafında toplamaktadır. Bunu da her devrimin, her hedefe ulaşmanın aynı zamanda bir ittifak sorunu olduğunu bilen sosyalistlerin doğru anlaması gerekmektedir.
Kürt Özgürlük Hareketi’nin toplumsal yelpazedeki örgütlenmeleri dışındaki tüm ittifakları ancak sol demokratlarla olur. Sol bir hareket olarak siyasal ittifakın ilk halkasında sosyalistler ve her kesimden sol demokratlar vardır. Demokratikleşme mücadelesinde yer aldıkları kadar, gerektiğinde diğer çevrelerle ilişkiler içine girme yaklaşımının bulunması da anlaşılır bir durumdur. Ama her zaman esas ittifakları sosyalistler ve sol demokratlardır. İmralı’da yapılan görüşmeler ve bu temelde hükümete attırılmak istenen adımların gündemde olduğu bugünlerde bu gerçeği saptırmak isteyenler vardır. Doğrudur, devlete ve hükümete adım attırmak isteniyor, ama bu Kürt Özgürlük Hareketi ve demokrasi güçlerinin varlığı ve mücadelesiyle oluyor. Yani mücadele edilen güce adım attırılıyor.
Sosyalistlerin, devrimcilerin mücadele stratejilerinde devlete ve egemen güçlere adım attırmak ya da bazı uzlaşmalara gitmek yoktur demek politik alana girmek istemeyenlerin ya da sosyalistlerin de politik bir mücadele verdiğini görmeyenlerin yaklaşımıdır. İlkelerde ve ideallerde bir uzlaşmadan söz etmiyoruz. Politik uzlaşmalardan söz ediyoruz. Zaten her demokratik ortam aynı zamanda devletle ve egemenlerle bir gerilimi ifade etmektedir. Yani uzlaşmalar bu gerilimleri ve çelişkileri ortadan kaldırmıyor. Sadece mücadele koşullarını değiştiriyor. Bunu anlamamak geliştirilmek istenen süreçle ilgili tartışmaları farklı noktalara taşırmak yanlıştır. Gerçek sosyalistlere yakışmaz. Kuşkusuz eleştiriler ve öneriler olabilir, bu ayrı bir konudur. Bunlar politik mücadeleye güç vermenin ve bu mücadeleyi birlikte yürütmenin gerekleri olarak görülür.

ÖDP girişimi başarısız oldu

Sosyalistlerin, sol güçlerin gelişeceği ortam fazlasıyla vardır. Türkiye’de sol boşluk neden kaynaklanmaktadır. Bugün Latin Amerika’da birçok ülkede var olandan daha fazla sosyalistlerin siyasal alana girme ve güç olma koşulları vardır. Türkiye toplumu hak, adalet, eşitlik, demokrasi ve özgürlük istiyor. Bu yönlü istekler çok fazladır. Ancak buna cevap verecek doğru bir sol zihniyet, teori ve politikaya ihtiyaç vardır. Bu boşluk en azından son on on beş yılda daha fazla kendini hissettirmiştir. Ulusal kanatla muhafazakar kanadın toplumun bu özlemlerini karşılaması söz konusu değildir.
O zaman sosyalistler ve sol demokratların var olan boşluğu sorgulaması gerekir. Bu konuda dışı, devleti değil, bizzat kendilerini sorgulamaları gerekir. Kendi yaklaşımları solu bu noktada tutmaktadır. ÖDP önemli bir girişimdi ama başarısız oldu. Doğru yaklaşım gösterilemediği için bugünkü etkisiz duruma geldi. ÖDP bu durumdan ayrılanları, gidenleri değil, kendisini sorgulaması gerekir. Çünkü kendileri bu gelişmeye temel olacaklardı. Doğru yaklaşım göstererek geliştireceklerdi. Geliştirilmediyse buna yol açan yaklaşımları irdeleyip daha doğru bir yaklaşım gösterilmesi gerekmez mi?
ÖDP onlarca yıldır özgürlük mücadelesi veren Kürt Özgürlük Hareketi’ne de doğru yaklaşmadı. Sadece izleyen bir örgüt gibi baktı. Dünyanın herhangi bir ülkesinde böyle bir hareket gelişseydi kendine sosyalist diyen ve kendini ana sosyalist akım olarak gören bir hareket bu duruma ÖDP gibi mi yaklaşırdı? Tabii ki bunları sadece ÖDP’ye değil, tüm sosyalist güçlere söylüyorum. Kimine az, kimine çok söylüyorum. Kürt Özgürlük Hareketi’ne yaklaşımını bir kenara bıraktık, Türkiye’de büyük bir siyasal alan boşluk var; hem de solun doldurması gereken büyük bir siyasal alan boşluğu var; eğer bu boşluk doldurulamıyorsa bunun özeleştirisinin verilmesi gerekmez mi? Tabii ki sorgulamak ve özeleştiri vermek dağılmak değildir. Bu da Türkiye’de bir hastalık haline gelmiş. Sorgulama, eleştiri ve özeleştiriler güçlenmeyi getirmesi gerekirken, daha da küçülme ve zayıflama yaratıyor. Anlaşılıyor ki sorgulama, eleştiri ve özeleştiriye yaklaşım konusunda da bazı sorunlar bulunmaktadır.

HDK önemli bir projedir

Şimdi her örgüt kendini koruyor. Daha doğrusu bazı örgütler varlığını sürdürdü. Birçoğu da eridi, tasfiye oldu. Ancak sadece varlığı sürdürmek de başarı değildir. Eğer sol ve sosyalistler boşluk bırakmışlarsa, büyümemişlerse bu da başarısızlıktır. Solun büyümemesinden bütün sol güçler kendini sorumlu görmelidirler. Çünkü tek başına büyümek mümkün değildir. Büyüme birlikte gerçekleşirse bu büyümeden bazıları daha büyük ve etkili çıkar. Eğer gerekli büyüme olmamışsa her grup başta kendini sorumlu görmelidir. Hatta başarısız görmeli ve bunu aşmanın gayreti içine girmelidir.
Bir daha vurgulayalım, bir tarafta ulusalcılar, diğer tarafta muhafazakarlar var. Arada muazzam boşluk var. Bunu doldurmak için sorumluluk duyulmalıdır. Halkların Demokratik Kongresi (HDK) bu konuda önemli bir proje. Ama bazı gruplar girmeyince bu da istenilen hamleyi yapamıyor. Bu durumdan kendine sosyalist sol demokrat diyen hareketler de sorumluluk duymamalı mı? Kesinlikle HDK gibi bir proje dışında Türkiye’deki sol boşluğu doldurmanın imkanı yoktur. Bunun görülmemesi sorumsuzluk ve kafayı kuma gömmedir.
Kürt Halk Önderinin başlattığı demokratik çözüm ve demokratikleşme hamlesine katılarak da bu siyasi boşluk doldurulabilir. Türkiye’de sol, sosyalist, her çevreden sol demokratlar, demokrasiden yana olan aydınlar, hatta sol liberallerin, ezilen etnik ve dinsel toplulukların, kadın ve gençlerin etkin katılacağı bir demokratikleşme konferansı yapılarak burada ortaya çıkarılan demokratikleşme programı etrafında toplanılarak ciddi bir siyasal hamle yapılabilir. Türkiye’de geniş çevrelerin desteğini alan bir program ve güçlü bir demokratik hareket ortaya çıkarılabilir.
AKP Hükümeti demokratik çözüm ve demokratikleşme diyor. Kürt Özgürlük Hareketi onu bu noktaya getirmiştir. O zaman bu sürece müdahil olunarak Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünün esas aktörü haline gelinmelidir. Kesinlikle böyle bir imkan ve fırsat doğmuştur. Sol demokratlar bu süreci sadece eleştirerek seyirci kalmamalıdır. Eleştiriler de, etkinlik de sürece aktif katılarak ortaya konulmalıdır.

MUSTAFA KARASU