Dün beni aradı.
“Çok ayıp ettiniz” deyiverdi.
“Kim ayıp etti?” diye sordum.
“Siz, Özgür Gündem, HDP, BDP, Kılıçdaroğlu’nun CHP’si, Gezi Direnişi mensupları, hepiniz çok ayıp ettiniz... Bir felaket karşısında böyle kaba muhalefet yapmak çok ayıp... Ölen insanlara bu kadar büyük bir saygısızlık yapılamaz. Doğrusu senden de hiç beklemezdim...”
Ağzım bir karış açık kalmıştı.
“Ne diyorsun sen Kollege?” diye konuştum. “Nereden çıkarıyorsun bunları?”
“Sizleri temsil edenlerin Soma açıklamaları yüz kızartıcı?”
Hoppala...Bizim “gavurcuk” kafayı yemiş olmalı...
“Kimmiş bizi temsil edenler, ne açıklaması yapmışlar?”
“Yılmaz Özdil” deyiverdi...Sonra “Yazgülü Aldoğan” diye ekledi. Nefes bile almadan, “Başbakanınızın konuşmasını internetten çevirttim...Sizi temsil eden bu sözcülerin, Soma’da can verenlerin AKP’ye oy verdiği için bunu hak ettiğini söylemesi, hele can verenlere “Scheiße yoluna gitti Niyazi” demesi çok ayıp... Bunların sizi ya da HDP’yi, ya da CHP’yi temsil etmesine nasıl izin veriyorsunuz, istifa etsinler...”
Aldı mı beni bir gülme...Şu yaslı zamanda utanıyorum, ama, kendimi tutamıyorum.
“Bana bak Walter, diyorum, bunlar hiç kimseyi temsil memsil etmiyor, bunlar iki sıradan gazete yazarı... Mizahı zevzeklik sanıyorlar. Birisi Başbakan’ın ‘fıtrat’ lafını aklınca yorumlamış, ‘madenciye ölüm müstehak’ demeye getirdi diyecek ya, mizahı da eleştiriyi de yüzüne gözüne bulaştırmış, öteki ise kendisi ‘şehit kızıymış’, o nedenle ‘şehit’ nedir bilirmiş, bunlar ‘babasına’ benzemiyormuş, ‘boşu boşuna öldüler’ diyecekken, hepsine ‘Niyazi’ demiş...”
Walter “Mein God” dedi, “yani sizin Başbakanınız böylesine büyük bir facia hakkında, meşhur Soma konuşmasından sonra ilk defa halkın karşısına çıkıyor, ilk defa kendisine yöneltilen suçlamalara, eleştirilere falan cevap vermek için konuşuyor ve konuşmasının başından sonuna kadar sadece iki gazetecinin zevzekliğine cevap veriyor...Sizin Başbakan medya kritikeri mi?”
Telefonu kapattı. Kapatırken kendi kendisine sanki “cehennemin dibine” gibi bir şeyler mırıldandı, ama benim Almancam kifayetsiz olduğu için pek anlayamadım...
“Özdil ve Aldoğan” vak’ası, Hükümet’in içine düştüğü aczi, korkuyu ve sınırsız öfkeyi çok iyi yansıttı. Ancak, bu defa yaratılan bu “düşman” bir hayli komik. Hepi topu iki köşebaz. Ve Başbakan, kendi “Osmanlı şamarına”, o şamarı yiyeni, Ahmet Hakan’ın ifadesiyle söylersek, “dört günde” dört kere ifade değiştirmek zorunda bırakanların yarattığı “mucizeye”, kendisinin “Yahudi dölü” şeklindeki muhteşem “teşhisine”, müşavirinin “tekmesine”, Enerji Bakanının felaketten önce yaptığı “müthiş maden ziyaretine”, öteki bakanının “denetlenmeyen denetçilerine”, bunların ve kendisinin “istifası” için verilen dilekçelere bakmayıp....
İki gazete patronuna “ya bunları işten atın ya da ininize gireriz” demeye kalkışması...
Bu feci facianın acısıyla kıyaslanmayacak bir vodvile yol açtı.
Şu hale bakın: Bir tarafta Başbakan ve hükümet, öte tarafta Özdil ve Aldoğan...Kutuplaşma diye diye ortaya çıkan manzara komik.
Soma’da işlenen cinayeti, bu cinayette Hükümetin ve bizzat Başbakan’ın payını, iki köşebazın münasebetsizliğine karşı ortalığı velveleye vererek örtbas etme gayreti, fena halde sırıtmaya ve iç baymaya başladı. Başbakan’ın bütün köşebazları günlerdir “Özdil ve Aldoğan” hakkında döktürüyor.
Başbakan bu iki gazetecinin işten atılmasını istiyor. Hükümet medyası tepiniyor: Atılsınlar!
Ben bu iki gazetecinin patronlarının yerinde olsaydım, Başbakan’a şöyle derdim: Bizim köşebazların 301 insanımıza karşı ‘saygısızlık’ yaptığını kabul edelim, ey Tayyip Erdoğan sen de Bakanlarının, dolayısı ile bizzat zat-ı şahanelerinin bu 301 insanın ‘ölümündeki payını” kabul et...”
Şunlara bakın: 301 insanın ölümüne neden olmuşlar, “ölenlere hakaret ediyorlar” diye yaygara koparmaktalar... Ciddi olun...
Soma faciasından Özdil vodviline!..
Bir Avrupalı arkadaşım beni aradı. Kendisi bizim medyayı izlemese de, kendi ülkesinin medyasında Türkiye ile ilgili yansıtılan bütün haberleri biraz da benimle kurduğu diyalog nedeniyle kaçırmadan izler.