Türkiye’deki iş kazası ve işçi ölümleri AKP döneminde artarak devam etti. AKP’nin 12 yıllık iktidarı döneminde tersanelerde, inşaatlarda, fabrikalarda 13 bin işçi yaşamını yitirdi... 13 bin insan… Çoluğu çocuğu olan insanlar…

Bazı işçilerin cesetlerine bile ulaşılamadı. Örneğin geçtiğimiz yıl Antep’te Galvaniz Fabrikası‘ndaki patlamada 7 işçi öldü. Ancak birisinin cesedi bulunamadı…
Baraj inşaatlarında sele kapılıp giden işçiler de vardı…
Mevsimlik işçi olarak yaşadığı topraklardan başka kentlere giden işçiler ise trafik kazalarında yaşamlarını yitirdi.
Tersane işçileri gemi yapım atölyelerinde ya iskeleden düşerek can verdiler ya da değişik patlamalarda yanarak ve parçalanarak…
Evine ekmek götürüp, çocuklarını büyütüp okutmak için insanlar insani olmayan koşullarda, can güvenliği olmadan çalıştırıldılar. Çoğunun sigortası yoktu. Kendi haklarını savunacak sendikalar da yeterince örgütlü değil.
Çünkü patronlar iktidarla iş tutuyordu. İktidara rant verdikleri için, iktidar da işçilerin ölümlerine adeta göz yumuyor.
Hatta işçi katliamlarının zeminini hazırlıyordu.
Depremlerde çöken binaların mühendis ve mütahitleri de çok can aldı.
Fabrika patronları, tersane sahipleri ve maden ocakları şirketleri de… Bakın hükümet verileri bile ölen işçi sayısını hesaplarken toplam sonuç vermekten kaçınıyor.
2012 Nisan ayında verilen bir soru önergesini yanıtlayan Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlığı;
“Türkiye’de son 10 sene içinde yaşanan 735 bin 803 iş kazasında 10 bin 804 işçi öldü. Bu kazalarda 14 bin 665 işçi de sakat kaldı” diyor.
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre ise, dünyada her yıl 270 milyon iş kazası meydana gelirken, her 15 saniyede bir işçi ve her gün yaklaşık 6 bin 300 kişi iş kazası veya meslek hastalıkları nedeniyle yaşamını kaybediyor.
160 milyon kişi ise meslek hastalıklarına yakalanıyor. ILO verilerine göre Türkiye’de ise 2010 yılında 62 bin 903 iş kazası ve 533 meslek hastalığı vakası saptanırken, 10’u meslek hastalığı sonucu, bin 444’ü iş kazası sonucu toplam bin 454 çalışan yaşamını yitirdi.
Türkiye dünya sıralamalarında baskıcı politikalarda olduğu gibi iş cinayetlerinde de ilk sıralarda.
En son işçi ölümleri Manisa’nın Soma İlçesinde maden ocağında meydana geldi. Yüzlerce işçi yaşamını yitirdi. Bütün uyarılara rağmen AKP iktidarı ve devlet hiçbir tedbir almadı.
Peki bu iş cinayetlerinin nedenleri neler? Özellikle AKP döneminde artan TAŞERONLUK SİSTEMİ bunun en büyük nedenleri arasında. Güvencesiz ve kayıt dışı çalışmanın yoğun olduğu kentte, iş kazaları adı altında her ay onlarca işçi ölüyor.
Peki bu işçi ölümlerinin önüne geçilemez mi? Tabii ki geçilirdi. Eğer siyasal iktidarın politikalarını medya toplum adına yeterince sorgulayabilseydi, bu ölümler olmayacaktı.
Çünkü medya, günlük magazin, spor ve iktidarın çıkar politikalarına verdiği değeri işçilere, yoksullara verseydi bu ölümler olmazdı.
Örneğin, gazeteler magazin programlarına, dizi film artislerinin peşinde koşacağına, bir tersanenin, bir fabrikanın bir maden ocağının içinde insanların hangi şartlarda çalıştığını halka gösterebilseydi, toplum bilinçlenip örgütlenseydi, sendikanın önemini bilseydi bugün on bini aşkın insan hayatta olurdu.
Ya da bu kapitalizmin ne menem bir pislik olduğunu bilseydi bu halkı, taşeronlaşmanın ne kadar kötü olabildiğini bilseydi Soma’daki o maden mezarlığına girmeyecekti.
Ya da Roboskî’de uçan uçakların talimatını kimin verdiğini bilseydi halk, ve hesabını sorabilseydi yine olmayacaktı bu ölümler…
Ya da Türk devletinin Kürdistan’daki savaş harcamalarına 350 milyar Dolar ödeyip de; Soma’da devlet hastanesinde yanık ünitesinin olmadığını bu medya gösterebilseydi halka, şimdi çocuklak öksüz, analar yaslı olmayacaktı.
Ya da bu medya AKP’nin ve Tayyip Erdoğan’ın ne kadar emek ve halk düşmanı olduğunu bu halka gösterebilseydi en azından Soma’daki yüzlerce insan o madende yanmazdı…
Sonuç olarak, gündelik yaşamda kullanılan kapitalizm, sömürü, taşeronlaştırma, iktidar, patron, ağa ve zengin kavramına karşılık olarak gelenin Soma’daki yüzlerce işçi olduğunu toplum bilmek durumunda. Bunları bilir emeğin, insanın, toplumun ve özellikle örgütlü toplumun değerini bilirse ne bu halk ne canından ne da malından olacaktır…