Kürt gençliği, “Sömürgeciliği parçala” diyor. Sömürgecilik ise ismi üzerinde; insanları, toplumları, halkları sömüren bir sistemdir. Bunun içindir ki bir yerde sömürü varsa, orada enerji kaybı var demektir. Orada, yıkılmış, kendisi olamamış insanlar var demektir. Daha doğrusu orada eksilmiş, kendine güvensiz, çaptan düşürülmüş insanlar ve toplumlar var demektir.
Başka bir tabirle, bir yerde sömürü varsa orada yanlış bir inşa dolayısıyla da yanlış insanlar var demektir. Sömürü bir de sömürgecilik halini alarak kendini bir sistem haline getirmiş ise orada kendisi olmaktan çıkartılmış birey ve toplumlar var demektir. Fanon’un o meşhur deyimiyle, orada, “Başkalarının kafalarıyla dolaşmak” vardır. Başkalarının kafası ve zihniyetiyle bir var oluş ise kendine, toplumuna ve hatta insanlığa yabancılaşmayı ifade eder.
Kendisine yabancılaşmış birinin başkasına değil hayrı olsun, tersine başkasını da kendisine benzeterek, sömürge haline onu getireni de, getirmesini er geç bilmektedir. Evet, bunun için diyoruz ki sömürge durumunda olmak, yanlış bir inşadır, yanlış bir oluşumdur.
Biz bunun böyle olduğunu bilmesine biliriz de, ancak yine de birileri hep kulağımıza bir şeyler üflediğinde ikircikli hale erkenden geliriz. Yanlış inşa, sonuçları itibariyle sömürge sistemine hedef olanları, kendileri gibi düşünmeye ittiği için, çoğu zaman onlardan medet umarız, hatta kötü uygulamaları olan bir sömürgeci için ise istisna deyip bir yolunu bulup kendimizi kandırmasını yine biliriz.
Halbuki, daha zamanında Jean Paul Sartre, “Sizi, ‘yeni sömürgecilik aldatmacası’ denebilecek şeye karşı uyarmak isterim. Yeni –sömürgeciler, iyi sömürgecilerin ve çok kötü sömürgecilerin var olduğunu düşünürler. Kötü sömürgecilerin işlediği suçlar nedeniyle sömürgelerin durumu kötüleşmiştir” diyerek, sömürgecinin iyisinin de olabileceğini bize empoze etmeye çalışırlar.
Oysa Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, “…Yabancı yönetim kendini iktidar olarak ‘doğallaştırıp’ üzerinde kurulduğu toplumu baştan çıkarmaya (beynini dağıtmaya), böylelikle kendisi için bir sömürge haline getirip yönetmeye çalışır. Dolayısıyla bir toplum için öz yönetim hayati önemdedir. Öz yönetimden yoksun kalmış bir toplum sömürge olmaktan kurtulamayacağı gibi, bunun doğal sonucu olarak asimilasyon ve soykırımla süreç içinde yok olması kaçınılmazdır” diyerek, esas olanın kendisini sömürgecilerden azade ederek, öz yönetimin gücünü oluşturarak, kendin olmayı öngörmektedir.
Kaldı ki, Kürdistan’daki sömürge statüsü başka ülkelerin sömürge statüsüne de benzemez. Kürdistan’da öyle katmerli bir sömürgecilik var ki, belki de dünyada eşi ve benzeri yoktur. “Kürdistan’ın sömürge bir ülke olduğu tezi bu noktada, yetersizdir. Elbette sömürgeciliğin tüm boyutları uygulanmaktadır, ama sömürgeciliği aşan ve Kürt varlığını silmeyi amaçlayan bir uygulama da söz konusudur. Kaldı ki, bunun adı da soykırımdır.”
Böyle bir rejimde ortaya çıkacak sonuç, tümden kendinden kaçan, hiçleşen, ikircikliği yaşayan bir kişilik ve toplum yapılanmasıdır. Albert Memmi’nin belirttiği gibi: “Bu meşruluğun tam olabilmesi için sömürge insanının köle olması yeterli değildir, bu rolü kabul etmesi de gerekir. Sömürgeciyle sömürgeleştirilen arasındaki bağ bu yüzden yıkıcı ve yaratıcıdır.” Bunun böyle olduğunu en iyi şimdilerde, Tayip-Bahçeli ikilisinin uygulamalarında görmekteyiz. Bir kere sömürge altına alınan, kültürel soykırıma tabi tutulan toplumların sadece köle olmaları yeterli görülmez. Köle olmanın ötesinde kendilerine benzemesi, kendilerinin bir uzuvu olmak zorundadırlar. Başka bir durumu sömürgecilik kabul edemez. Çünkü sömürgecilik karakteri gereği faşizandır. Faşizan olanın ise yapacağı faşizan uygulamalarıdır. Bir yazarın dile getirdiği gibi: “Her sömürgeci ulus, faşist eğilim tohumunu bünyesinde taşır.”
Bunun için de diyoruz ki; bir iyi sömürgecilerin, bir de diğerlerinin, yani kötü sömürgecilerin olduğu doğru değildir. Sadece sömürgeciler vardır, hepsi bu.
Bunun nedeni de açıktır, o da: “Ve bir halkın ölme şeklinden başka hiçbir seçeneği yoksa, bir halk ezenlerinden sadece umutsuzluk hediyesi almışsa, kaybedecek neyi olur? Bir halkın şanssızlığı, onun cesareti haline gelir; sömürgeciliğin onu sonsuz reddini, sömürgeciliğin mutlak reddine çevirir” diyerek, sömürgeciliğin neden parçalanması gerektiğine ise yine en iyi cevabı filozof Sartre vermiş olur.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın sözleriyle ifade edecek olursak: “Son tahlilde devrim bir yargılama olayıdır. Kürdistan’da ise devrim, baştan aşağı bir yargılama olayıdır:
Sömürgeci düşünceyi yargılamadır!
Sömürgeci uygulamayı yargılamadır!
Sömürgeci ahlakı, felsefeyi, siyaseti ve yaşamı yargılamadır!”
Tam da şimdi, sömürgeciliği, onun yaratmış olduğu soykırım rejimini ve de soykırım kültürünü, gençlerimizin de kendilerine slogan olarak belirledikleri gibi; ”Sömürgeciliği parçala” deyip sömürgecileri yargılama işine koyulma zamanı değil midir?