Yıllar önce hukuk eğitimi gördüğümde gençliğin hafıza açıklığıyla yüzlerce tanım ve kural ezberlemiştim. Hukukun gerçek anlamda her yerde ve herkes için “hukuk” olduğunu zannetmiştim. Sonraki yıllarda hayatın gerçekliği, bir de sömürgeciliğin hukukunu öğretmişti bana. Sömürgeciliğin hukukunda, bir avuç sömürgen dışında herkes (tüm toplum) haksızdır ve potansiyel suçludur. Haklılığı veya haksızlığı burada arama beyhude bir çabadır. Bunun en acımasız şekli de zindanlarda biz tutsaklar üzerinde uygulanmakta. Cezaevlerinde salt yaptıklarımızdan değil, çoğu kez hiç yapmadığımız ve politik olarak karşı olduğumuz şeylerden de suçlanıp, ceza almaktayız. Son derece keyfi, önyargılı ve öç alma mantığıyla bizlere yaklaşılmaktadır.
Sabgetullah Karaboğa, 60 yaşın üzerinde yaşlı, hasta ve okuma-yazması olmayan bir kişi. Dokuz yıldan fazla bir süredir cezaevinde bulunuyor. Bu sürenin altı yılını Adana-Kürkçüler F Tipi Cezaevi’nde geçirdikten sonra, önce Kırıkkale F Tipi Cezaevi’ne sonra da buraya sürgün edildi. Beş-altı aydır, aynı koğuşta kalıyoruz. Cezasının durumunu öğrenmek için mahkemelerin kendisine gönderdiği müddetname ve ilgili evraklarına baktım. Bunlar nedir, diye sordum. Latin alfabesini bilmediği için ne gönderdiklerini bilemediğini; ancak “Kuran (Arapça demek istiyor) alfabesiyle gönderselerdi. Okuyabilir ve onlar için gereken cevabı verirdim. Benim bilmediğimi bilerek Latin alfabesiyle gönderiyorlar” dedi.
Arkadaşımızın cevabı işte böyle. Zaten yaşamı da öyle. Zorunlu ihtiyaçlarından sadece bir kısmını karşılayabiliyor. Diğer tüm yaşlı-hasta kişiler gibi onun genel ihtiyaçları da kolektif şekilde gideriliyor. Günde beş vakit namazın yanı sıra sünnetleri de kaçırmıyor. Oruç tutuyor ve Kuran okuyor. Onun dışarıdaki yaşamı da, içerideki gibidir. Buna rağmen, dokuz yıldır cezaevinde tutuluyor. Haydi diyelim, bir itirafçının ifadeleri doğrultusunda binlerce Kürt yurtseveri gibi o da ceza almıştır. Dışarıdaki faaliyetlerden dolayı cezalandırıldığına dair cümleler, mahkeme belgelerinde geçmektedir.
Bir de cezaevinde hiç yapmadığı ve politik olarak da zaten uygun görmediğimiz öylesi bir şeyden ceza almış ki, insan hayretler içinde kalıyor. Kürkçüler F Tipi Cezaevi’ne girerken, kendisi götürüp, boş bir odaya konuluyor. Sonradan öğrendiği kadarıyla o odada mafya suçundan mahkûmlar varmış. Sebgetullah Karaboğa’nın kendisine bu durum söylenmeden oraya konulmuş. Oradaki bir genel aramada, bir merdiven altında bir avuç bile olmayan bir kırık yüzünden hakkında soruşturma açılmış. Hiç katılmadığı ve bir kelime bile ifade vermediği dava sonuçlandığında, kendine 2 yıl hapis cezası verilmiş. Şimdi bu yüzden 18 ay fazla yatacak. Aslında ilk verilen cezası bittiği halde, söz konusu dava yüzünden 18 ay daha içeride kalacak. Kendisine gelen mahkeme belgelerine bakılırsa, Yargıtay yolu falan kapanmış görünüyor. Bu durumda, ancak AYM’ye bireysel başvuru olabilir ki, onun da 18 aydan önce sonuçlanması, neredeyse imkânsız gibi.
Şimdi bu sömürgecilik hukuku değil de nedir? Öyle yaşlı-başlı, namazında niyazında birisinin merdiven kırmayacağı, zaten istese de kıramayacağı bilinmiyor mu? Zaten öyle örgüt olarak da yerleri-duvarları veya başka nesneleri kırma gibi bir politikamız yoktur, olmamıştır da. Mücadelemiz içeride siyasal, düşünsel ve ideolojik bir mücadeledir. Hele hele yaşlı bir kişi, hayatta yapmaz ve bunlar bilindiği halde sorgusuz-sualsiz yaşlı-hasta birine böylesi ağır bir ceza verilmiştir. Böylesi bir hukuka hiç kimse güvenemez; güvenmemelidir doğal olarak.
* Bandırma 2 nolu T Tipi Cezaevi