15 Ağustos’ta Eruh ve Şemdinli’de gerçekleştirilen eylemler, özellikle de Eruh’ta Cami minaresinden yapılan açıklama, sadece bir propoganda olmadı.  Daha önce, ‘ilk kurşun’ olarak betimlenen 15 Ağustos, bir yerde mutlak varlıkları yok sayılan Kürt halkının, mutlak varlığının minareden ilanı oldu.

15  Ağustos  Devrimi 5. Bölüm

Hazırlayan: Selim FERAT

Tarihi olgular Burası Kuzey Kürdistan!

1984’ün 15 Ağustos’una gelinceye kadar, yaşananların sistematiği var.

Birinci olgu: Sömürge toplumun kanıksamak mecburiyetinde bırakıldığı işgal, egemenleştirilen tablo;

İkinci olgu: Merkezileştirilen güç, Ankara’nın Kürtler’in kaderini belirlemede tayin edici güç olduğunu kabul eden Kürt egemenlerinin, Ankara menşeli siyasi parti ve devlet aygıtlarına doğrudan bağlanması;

Üçüncü olgu: Kürt kadınlarının sosyal hüviyetlerinin hiçe sayılması. Üniversite ve yatılı okullara gitmek üzere anneleri tarafından yolcu edilen oğulların, annelerinden Kürtçe konuştukları için, utandıkları sahneleri sembolize eden yıllar;

Dördüncü olgu: Kürt ağa ve beyleri dışındakilerin, efendileri için oy potansiyeli işgücü ve yarıcı olmak dışında, sosyal değerlerinin olmadığı, onlarca dayanılmaz yılın sindirdiği sabırsızlığa tırmanan gizli dinamik;

Beşinci olgu: Koçgiri, Şeyh Sait, Ararat, Dersim ulusal direnişleri, kahramanlıkları ve katliamlarından oluşan tarihi aktaran tanıklar.

Tanıklar, katliamı mecburi kader olarak aktardılar. Katl, mecburi iskan ve sürgün bu tarih hikayesinin özünü oluşturdu.

Kürdistan‘daki direnişin kahramanları satır aralarında sessiz bırakılırdı.

Bu aktarılan tablo, Pale ve Moraba’ların çocuklarının sömürgeciliğe olan öfkelerini biledi; direnişin kahramanlarından güç aldılar.

Altıncı olgu: Vietnam’dan Küba’ya uzanan anti sömürgeci ulusal ve sosyal devrimlerin başarılarının cesaretlendirdiği evren gençliği, 68 öğrenci hareketi ve devamının kaçınılmaz olarak Kürdistan gençliğinin bilincine yansıması.

Gizli dinamik

Birkaç nesil boyu, bir bilinmezlikle yaşam tüketen kitlelerin yükü ağırdı.

Bu bilinmezliğin dinamiği, bir zamanlar ülkelerinin yabancılar tarafından işgal edildiğini bilen ve bu gerçeği sonraki nesillere aktarması yasaklanan milyonların gizli öfkesinde saklıydı.

Özellikle babalar her defasında, geçmişte yaşananların tekrar etmesinin bir felaket olacağını ve çocuklarını sömürgeciliğin gazabından korumak amacıyla, onları cesur olmaktan, direnmekten men etmek için çırpındılar.

Anneler, yas tutarlardı. Her ağıtta, geçmişte yaşananların dayanılmaz ağırlığına karşı direnebilecek olanlara verilen bir sinyal de saklıydı.

Çaresizliği dikte eden babalar, bir tarihten önce; o ayyıldızlı kasket taşıyan, mızraklarının ucunda çocuk kafaları taşıyan adamlar gelmeden önce, kendilerine ait bir evde yaşadıklarını, bahçelerinde sebze yetiştirdiklerini ve o zamanlar dağlardaki ormanları kimselerin yakmadığını, çobanların asker korkusu olmadan dolaştıklarını aktarır ve böylece aslında, çocuklarını, o hikayenin temelinde saklı olan gizli dinamikten haberdar ederlerdi.

Bu neslin politik bilinç taşıyan Kürdistan öğrenci gençliği, Boyun eğerek yaşamak veya NATO’nun Ortadoğu’daki tek üyesi Türk ordusuna karşı uzun süreceğini bildikleri bir mücedelenin startını vermek gibi, iki ekstrem yaşam biçimi arasında, karar verdiler:

O dönemin yazıtları, en azından üç konuda proğramsal bir ön hazırlığın yapıldığını gösteriyor:

Türkiye’deki psikolojik ve ekonomik sistemden kopuk hareket edilecek;

Temel güç, köylülük ve işçiler olacak;

Bu iki temel olgunun bileşimi sonucu, sömürgeci şiddete karşı devrimci, ulusal ve sosyal şiddete dayalı bir güç harekete geçirilecek.

Mutlak yokluktan mutlak varoluş’ta başlangıç

15 Ağustos’ta Eruh ve Şemdinli’de gerçekleştirilen eylemler, özellikle de Eruh’ta Cami minaresinden yapılan açıklama, sadece bir propoganda olmadı.

Daha önce, ‘ilk kurşun’ olarak betimlenen 15 Ağustos, bir yerde mutlak varlıkları yok sayılan Kürt halkının, mutlak varlığının minareden ilanı oldu.

Birçok metinde, minarenin seçilmesinin, hoperlör vasıtasıyla halka seslenme gerekçesine dayalı olduğu belirlenmiş olsa da, o döneme kadar halkı sömürgeciliğe bağlılık zemininde terbiye etmek için kullanılan kıblesi Ankara olan Camiler’den sömürgeciliğe karşı direnişin başlatıldığının duyurulması açısından, bir kırılma noktasına işaret etmektedir.

İlk gerilla açıklaması, işgalden ve Türk menşeli müslümanlıktan kopuşun deklerasyonu olarak anlaşılmalıdır.

Eruh ve Şemdinli’ye yürüyenlerin hiçbiri gerillanın sosyal geni, ağa, bey, general, milletvekili vs.‘ye dayanmamaktadır.

Eruh ve Şemdinli’yle birlikte, paradoksal bir değişim start aldı; eski rasyonallerin tersine, akıl dışı olarak tarif bulan gelişmeler, tarihi süreci tamamen altüst etti. Saygı, sosyal mertebe, makam ve sevgi gibi kavramların yeniden şekillenmesiyle birlikte, toplumsal yapıda, tersine gelişmeler, o zamana dek varolanı bertaraf etti ve bu hareketin öncüleri de, yanlış yapa yapa, doğruyu bulmaya doğru yeni bir tarihi akıntının mükimler oldular.

Defacto güç ve sosyal değişim

15 Ağustos’tan sonraki sosyal yapıdaki değişimlerin derin etkilerinin olduğunu buraya not olarak düşmek gerekiyor. Kürdistan’da yapısal olarak nelerin değiştiğini tesbit etmek, toplumsal bir araştırma ve yerinde yapılacak bilimsel bir çalışmanın işi. Buna rağmen, onlarca yıllık gözlemler:

* Kadınların kurtuluşu gibi genel bir slogana sığınmak, Kürdistan’daki kadınların elde ettikleri yaşam alanlarını tarif etmekte yeterli olmaz. Kadınların kendi mücadele birliklerini kurmaları, yayın araçlarına sahip olmaları, yargı düzeyinde karar verme hakkına sahip olmaları ve siyasi temsilde kotayı dayatmaları ve bunu yaşama geçirmeleri, geri dönülmesi zor bir yaşam projesine işaret ediyor. Süreklilik kazanması, erkeklere bir zamanlar egemen olduklarını unutturacak tek seçenek gibi duruyor. Sosyalist dünya Kürdistan dendiğinde, kadınların direnişini hatırlayacak.

* 15 Ağustos’tan sonra, bir Ağa, Bey, General, Hakim‘in deyim yerindeyse, nasıl normal bir insana dönüştüğünü, özellikle, önceden makam sahibi olanların, bir sosyal yaşam projesi olarak kabul edilebilecek gerilla birliklerinde, mutfak çalışanı, ayakkabı boyacısı, berber veya bahçe ve tarlalarda çalışan emekçiye dönüştüğünü gösteriyor.

* “Şehit“ sosyal bir olgu olarak, Kürdistan’daki ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelesine savaşçı olarak katılan ve yaşamını yitirenlere verilen isim olarak, bu dönemin ürünü, yeni bir tanımlamadır. Şehit sadece yaşamını yitiren değildir. Bir hikayesi vardır. O’nun hikayesini yoldaşları yazarlar. Sonra kitaplaştırılır. Onyıllar boyu okunur, ondan öğrenilir, yaşatılır ve bir yaşam boyu da yaşayanlarla yaşar.

* “Şehit Ailesi“ kavramı, yeni bir “sosyal makam“ olarak şekillendi. Şehit ailesi bir annenin eli öpülür: 1992’de Efrîn’de bir şehit ailesi ailenin evinin her hafta mahalle sakinleri tarafından ziyaret edildiğini aktarmışlardı. Daha sonra benzeri merasimler, Avrupa’da yaşayan Kürtler tarafından gelenek haline getirildi.

* En temel değişikliklerden biri, muhtemelen kuzey Kürdistan nüfusunun yüzde 80’inin oluşturan köylülüğe, her köylüye, yaşamın ve nasıl yaşanması gerektiği bilincinin taşınması oldu. Bu bilinçlendirme projesinin en önemlilerinden biri, Küba’da gerçekleştirilmişti. Küba’da öğretmenler taşıtsız köy köy dolaşıp, Küba halkının tamanına okuyup yazmayı öğretmiş, onlara 59 devriminin kazanımlarını aktarmış, böylece Küba kuşatma altında 60 yıldır ayakta olmayı başarmıştı. Kürt köylülerinin Lenin’in ezilenlerden taraf olduğunun öğrendiği yıllar geride kaldı. Kuzey Kürdistanlılar tanıdığımız devrim tarihlerinde örneğinde tek bir deneyimle, köylerini terkedip, Ankara merkezli yaşam dışında bir proje gerçekleştirip, Maxmur’da 20 bini aşkın insanın yaşadığı, kollektif yaşanacak bir kent kurmayı başardılar.

* Kürtçe’nin gerilla eğitiminde ağırlık kazanması ve gerilla birliklerinin Kürdistan’ın dört parçasından gelen savaşçılardan oluşmasıyla birlikte, Kürdistan’da diyalekt/lehçe egemenliği tartışmaları son bulmuş durumda. Özellikle de Kirmancikî/Zazaca’nın kaybolacağı endişesi ortadan kalkmış bulunuyor.

Temel üç stratejik değişime dair hipotezler

1- Kadınlar erkeklerle ortak yaşamak için tarih sahnesine adım attılar:

Erkek sistemi tarafından sömürülen kadınlar, kendilerinin de tayin edecekleri bir yaşam biçimi için erkeklerle ortak bir kurtuluş projesi oluşturmak için yola koyuldular. Bu, eşit şarlarda, erkeklerle bilikte, cinslerin hükmetmedikleri bir alan oluşturmak için start oldu. Kırsalda ilk savaşan birlikler arasına kadınların katılımıyla bu projenin ilk adımları atıldı. Belki de ilk kez, kadınlar kendi özgür iradeleriyle, babaları, abilerinin iznini almamak şartıyla, toplumdaki erkek hükmünü tehlikeye düşürecek ve erkeklerle birlikte oluşturacakları atılımlardan birini gerçekleştirmiş oldular.

2- Kürdistan’da ulusaşırı proje:

Katılanlar, Kürdistan’daki tüm kimlikleri temsil ettiklerini beyan ettiklerinde, sadece Kürtler’e dayalı olmayan yeni bir proje başlattılar. Kürt kökenli gelenek, Kürdistan Halkları’na dayanan bir geleneğe dönüşecekti. Bunun ilk emarelerini, Kürdistan devrimi kavramıyla teoriye ve yaşama işlediler.

3- Türk halkına düşman olmadığını ilan eden start:

Kurucuları arasında aynı zamanda Türk öncüleri barındıran proje, 15 Ağustos’tan sonra toplumsal yaşamın da bir parçası haline dönüştü. Tür devletini aşarak, kırsalda gerçekleşen bu start, Kürt ve Türk ve diğer halklar arasında devlet dışı, özgür yaşam alanlarında birleşmenin temellerini attı ve bu proje, 90 yılı aşan Türk devleti egemenliğini tehdit eden ciddi bir politik yaşam formuna dönüştü.

15 Ağustos’tan çıkan sosyal yapılanma

Kobenê ve Efrîn’le birlikte dünyaya adını duyuran Rojava Projesi, ünsüzlülerin ünlendikleri sistemin adı oldu. Kuzey Kürdistan’da, Ankara siyasetine olan ilgi ikinci plana düşmüş durumda. Sınırsız özel mülkiyet olmadan, birarada yaşamanın mümkün olduğunun öğrenildiği proje Maxmur kasabasında gerçekleştirildi. Diyarbekir, Batman, Cizre, Hakkari, Varto, Lice, Şemdinli ve daha birçok Kürdistan kentinde, egemen yapısal ve askeri kuşatmaya rağmen devam eden direniş, korkuyla örülen Şato’nun yıkıldığına işaret ediyor.

Ankara denklemi, ekonomik ve askeri egemenlik alanlarında, kendine korku üreten Kafka’nın Şato’su gibi. Bu Şato’da, çehrelerini göremediğiniz birçok gölge bazıda siluet dolaşıyor; 15 Ağustos, kendi kendini bitirecek bir Türk hükümdarlığının başlangıcı oldu.

Toparlarsak; ana toplumsal faktörler, Türk sömürgeciliğinden kopuşun göstergesi.

Her yıl, her ay ve her gün daha da güçlenerek yol alan,  tarihi bir motor bize eşlik ediyor.

Hangi perspektiften bakarsanız bakın, tayin edici olanın şiddet/direniş olması, şimdilik hala geçerli:

Yapısal şiddet, askeri ve polisiye şiddet;

Kazanımları müdafaa etmek için, direniş!

Ve 15 Ağustos‘tan bugüne ve de gelecek!

Kürdistan’a uyuyor; Kastro Küba devriminin 8’inci yılında, Devrim meydanında yaptığı konuşmayı şöyle bitirmiş:

Venceremos!

 
 

Kitlelerin kapısını 15 Ağustos açtı

EGÎD EREN/HABER MERKEZİ

"15 Ağustos Atılım sürgünde yaşayan Kürtlerin yeniden ülkelerine dönme umudunu yarattı." 

Bu sözler, 1980’lerden bu yana özgürlük mücadelesi çalışmalarında yer alan Mahmut Seven’e ait. Seven, 15 Ağustos’un Avrupa’ya nasıl yansıdığını anlattı.

O yılları anlatan Seven, “Yıllardır karanlıkta olduğunuzu düşünün. Bir anda ışığı görüyorsunuz. O andan itibaren bizi durduracak hiçbir güç yoktu. Işığın bulunmasına kadar bir umutsuzluk hakimdi” dedi. 12 Eylül faşizmiyle Türk cezaevlerinde insanlık onurunun ayaklar altına alınarak idamların yaşandığını hatırlatan Seven, “Şehitler vardı. 15 Ağustos Atılımı bu sürece cevap veren bir pratiktir. Birçok çevre için de bir şoktu” diyerek atılımın Kürt toplumuna yeni bir soluk getirdiğini belirtti.

                                                                                                            Mahmut Seven

15 Ağustos dönemine, zindan direnişlerinin yön verdiğini dile getiren Seven, 1984’de Avrupa’da özgürlük hareketinin, Türkiye sol örgütlerince tecride alındığını hatırlattı: “Bu tasfiye süreci bizi izole etmişti. Bazı kentlerde insanlar bizi evlerine alamayacak düzeye gelmişti. 15 Ağustos, Avrupa’da bir dönüm noktası oldu. Özellikle de açılım ve kitleye ulaşmada. Hareket üzerinde yaymaya çalışılan tecridi yok etmenin vaktiydi. Kitlede kaybolan inanç, umut yeniden yeşerdi.”

  Seven, Dev-YOL’un 15 Ağustos’a yönelik ‘Bu bir intihardır!’ iddiasına yönelik, daha o dönemde Türkiye sol örgütlerinin devrimin propagandasını yaptıklarını ancak devrime inanmadıklarının altını çizdi. Devrim için piyasaya çıkan örgütlerin devrim yapma kapasitelerinin de olmadığını sözlerine ekleyen Seven, “Bu birçok Kürt sol hareketi için de geçerliydi. O dönem Türk gazeteleri, nasıl ki; ‘Biz bunları 2 saatte bitiririz!’ manşetleri attılar ki, sonradan anlıyoruz Dev-Yol’un temel misyonu; PKK hareketinin, tekrardan ülkeye dönüşünü engellemekti” ifadelerini kullandı.

15 Ağustos’la Rauf’u hatırlarım

1984’lerde kitle çalışması yürüttüğü sırada Eruh-Şemdinli baskınını duyan Kürtlerin derneklerde toplandığını söyleyen Seven, “O güne kadar bizimle iletişime geçmeyen Kürtler, örgütleşmeye doğru ilerledi. Yıllardır toplayamadığımız kitle atılımla birlikte oluştu. O dönemde şehit düşen Rauf arkadaş Frankfurt çalışmalarının sorumlusuydu. 84’ün ortalarına kadar birlikte mücadele verdik. Her 15 Ağustos’u hatırlayınca onun gibi nice fedakarları yad ederim.”

15 Ağustos’un Kürtler ve halklar açısından tarihsel bir dönüm noktası olduğuna işaret eden Seven, “84 Mayıs’ından sonra bir hareketlilik vardı. Ancak bu düzeyde bir atılımın yaşanacağını beklemiyorduk. Ülkede gerilla hareketinin gittikçe büyüdüğünden haberimiz vardı. Karanlığa kurşun sıkıldığı anda tüm uluslararası haber bültenlerinde duyuruldu” şeklinde konuştu.

NATO’nun hesaplarını bozdu!

Seven, atılımın yaşandığı dönemde Türkiye, Kürdistan ve Avrupa’da yaşanan siyasal sürece ilişkin yaptığı analizinde, “Almanya, NATO bünyesinde Türkiye’den sorumlu bir devlet. Askeri darbeden kurtulanlar Avrupa’ya gelip, burada yumuşak geçişle tasfiye edilecekti. Bu büyük oranda yapıldı. Ancak başaramadıkları tek nokta Kürt özgürlük hareketi idi. Türkiye’de ilk kez bir sol hareket bu şekilde kitleselleşmişti. Bu anlamda Almanya’nın yaklaşımı da, Kenan Evren’in yaklaşımı da aynıydı. Bir daha Türkiye’nin gündemine ne Kürt sorunu ne de Türkiye’nin demokratikleşmesi getirilmeyecekti. 1923’lerde başlayan sistem 1980’lerde tamamlanmış olacaktı. NATO’nun Ortadoğu’ya yönelik politikaları da ileri bir düzeyde hazırlanmış olacaktı. 15 Ağustos bu hesapların hepsini bozdu. Bu hesapların bozulmasından ötürü kızgınlar tabi. Biz bu örgütü ‘niye durduramadık, niye engelleyemedik’ diyerek halen muhasebe yapıyorlar. Zaten Kürt hareketini tasfiye edemeyeceklerini anladıktan sonra Almanya’da ’86 yılından itibaren Kürt siyasetini kriminalize etme politikalarına başladı.”

Ülkeye dönüş umudu

15 Ağustos’tan sonra kitle çalışmalarında yaşanan gelişmenin ülkeye dönüş hazırlıkları olduğunu dile getiren Seven, “15 Ağustos’a kadar bize karşı olanların, 15 Ağustos’tan sonra fikirleri değişti. Kürt siyasi partileri de değişti. O dönem bizler de, tahlil edebildiğimiz kadarıyla 15 Ağustos’u anlatmaya çalışıyorduk. Tarihi bir hamlenin çok boyutlu sonuçlarını  sonradan daha iyi görecektik.”

Seven, 34 yıl önce Kürtlerin uluslararası düzeyde tanınır olması ve Rojava devriminde koalisyon güçleriyle masaya oturmasının yegane sebebinin atılımın olduğunu belirtti ve ekledi: “15 Ağustos’da sıkılan o kurşunun karanlığı yırtmış, amacına ulaşmıştı. Bugün yaşanan gelişmelerin çoğu örgütün sağlam temeller üzerinde oturan ideolojisinin sonucudur. Söz ve pratiği bütünleşti. Bu aşamada kendimize baktığımızda tabiki yetersizliklerimiz de var. Halen istediğimiz düzeyde bir statüye ulaşmış değiliz.”

15 Ağustosu saf askeri olarak görmenin yetersiz olduğunu savunan Seven, 15 Ağustos’ta sıkılan kurşunların, Kürtlerin kafasındaki korku ve güvensizliği de ortadan kaldırdığını belirtti. Atılım, “Demokratik Özerkliğin ana temelini oluşturuyor” diyen Seven, ulusal kurtuluş hareketinin bir bütünen; askeri, siyasi, kültüler, ekonomik ve diplomatik tüm boyutlarıyla yürütüldüğünü ifade etti.

Ulusal bilinç gerilladır

Seven, ‘Tam Bağımsız Kürdistan’ şiarıyla yapılan atılımın ulusal boyutunu şöyle değerlendirdi: “Eksiklik bana göre ulusal bilinçte. Gönül isterdi ki, tüm Kürt hareketleri bir çatı altında toplansın. Bunun için çalışmalar yıllardır sürüyor. Gelinen aşamada ulusal birlik şart. Ulusal bilinç a,b,c örgütüyle alakalı değildir. Biz bireylerde başlıyor. Kendimizde bunu ne kadar gerçekleştirebilirsek, ulusal birlik o oranda gerçekleşir. Gerilla hiç bir ayırım koymaksızın Kürdistan’ın her yerinde savaşıyorsa bu bir ulusal birliktir. Ama bugün Güney’de saldırılara karşı sessiz kalan Kürt yöneticilerinin, kendilerini nerede görmek istediklerini irdelemek lazım. Utanmazlarsa, Kürdistan’ı işgal edenlere yol gösterip gerillalar burdadır diyecekler.”